Gürültü patırtı çıkarmak, yüksek sesle konuşmak, bağırmak, araçlardaki susturucuları söküp yüksek sesle bağırtarak araç kullanmak ara gazı vermek, ani ve hızla fren yapmak, içip içip nara atmak, araç içindeki müzik seslerini dışarıya vermek, yüksek sesle müzik dinlemek. Pazar yerlerinde çığırtkanlıK yapmak, yüksek sesle anons yapmak. Sokak düğünlerinin seviyesiz ve âhenksiz, işkenceye dönüşen müzik yayınları. Bütün bunların ortak adı: Gürültüdür.
***
Akşam yine gürültülü değil, aşırı gürültülü saatler yaşadık, Birincisi hasta ziyareti için gittiğimiz mahallede, diğeri de ziyaret dönüşü kendi mahallemizde, evimizin yanında, burnumuzun dibindeydi.
İki sokak düğünü, ikisi de ortalığı kasıp kavuruyordu. Yüksek desibelde yapılan müzik yayını, havai fişek sesleri, ses bombalarını, savaş sahnelerini aratmayan patlayıcılar, maytaplar!
Hele bir de seviyesiz, kalitesiz, anlamsız Meram yolunda, şişe elinde, tabanca belinde, kızlar kolunda, işler yolunda türü oturak âlemi sözleriyle dolu türküler!Develi daylak, severler aylak, kız kimin yârisin, her yanın oynak gibi Şehrimizin manevî ruhuna uygun olmayan şarkılar.
Düğündür canım, insan hayatında bir kere düğün yapar, eğlenmek de lazım diyerek sünnete cinnet karıştıran hacı babalar, hacı anneler! Kenarda köşede, tenhada gizli ya da açıkça, aynı gerekçeyle içilen içkiler, ortalığa savrulan bira şişeleri ve israf üstüne israf!
Bir yanda ülkenin farklı yerlerinden gelmeye başlayan şehit asker, şehit polis haberleri, diğer yandan gününü gün etmeye çalışan, vurdumduymaz insan toplulukları!
Ye yiyebilirsen, yut yutabilirsen, sabret sabredebilirsen.
Dayanamadım, saat on ikiden sonra, Polis 155'i aradım. Oldukça kibar ve saygılı bir şekilde telefonun ucundaki Polis kardeşim de dertliydi. Sadece saygısızlık dedi. Buların kendine saygısı yok diye söylendi. Uzun bir süre konuştuk. Adeta dertleştik. Ceza yoktu, yaptırım yoktu, inisiyatif kullanacak yetkili yoktu.
Herkes görev ve sorumluluğu birbirine atıyordu. Vali Emniyet'e, Emniyet Kaymakamlığa, Kaymakamlık Belediye'ye, Belediyeler Vali'ye, Vali Hükümet'e, Hükümet Meclis'e. Meclis nereye?
Kısacası görev ve yetkiler de halkın huzuruyla birlikte gürültünün içinde kaybolup gidiyordu.
****
Evet, gürültü günümüzün kirlenmesidir. Bir çevre kirliliğidir. Gürültü bir ruh kararmasıdır. Gürültü bir akıl sapmasıdır. Her zaman yazıyoruz, gürültü, bir denge ve eksen kaymasıdır.
Gürültü yapanlar hem kendilerine hem de çevrelerine saygısızlık yapıp rahatsız ederler. Gürültü yapanlar sadece kendi egolarını tatmin etmek için, çevrelerinde bulunan hastaları, uyumaya çalışan bebekleri düşünmezler.
Ders çalışan öğrencileri, ibadet eden insanları hesaba katmazlar. Dinlenmek için evinde oturan, kitap, gazete okuyan, sohbet eden, çayını kahvesini yudumlayanları akıllarına bile getirmezler. Onlara göre bu dünya sadece kendilerine aittir ve onlar istediklerini yapmakta hayvanlar gibi özgürdür.
Oysa Kur'an, Allah Resulü'nün yanında yüksek sesle konuşmayı, insanlar arasında bağırıp çağırmayı yasaklamış, yüksek sesle konuşanları eşeklerin sesine benzetmiştir:
''O halde yürüyüşünde mu'tedil ol, sesini de alçalt! Çünkü, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.''(Lokman:19)
Yüce Rabbimiz dua ederken bile bağıra çağıra dua etmeyi yasaklamış ve:
''Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.'' (A'raf:55) buyurmuştur.
Yüksek sesleriyle Ey Ulu Allah! diye adeta nara atan, dua eden, Duahan hocaların kulakları çınlasın. Sanki sağır, hiç bir şeyi işitemeyen yüce Allah'a dua ediyorlar. Halbuki O Allah, karanlık bir gecede kara bir taşın üzerinde yürüyen kara bir karıncayı görür ve ayak seslerini işitir.
***
Bizim medeniyetimizde incitmemek ve incinmemek esastır. Bizim medeniyetimizde bir insan kardeşini, komşusunu eliyle, diliyle, gözüyle ve sözüyle de olsa asla incitmez ve rahatsız etmez.
Bizim medeniyetimizde sessizlik ve huzur hakimdir. Bizim medeniyetimizde komşu komşusunun üzerinde tepinmez, ayaklarının ucuna basa basa merdivenlerden yürür.
Camide böyledir, dergâhda böyledir, sokakta böyledir, işyerinde, hastanede böyledir. Her yerde böyledir.
Günümüzdeki gürültü sevdalıları, gürültücüler ise, Cahiliye Mekke Toplumu'nun insanlarına, Kabe'nin etrafında ıslık çalarak, zılgıt çekerek, ellerini çırparak, çıplak bir şekilde putları için tavaf edip dönen insanlarına ne kadar da benziyor. Biçim ve yaşam tarzı olarak.
Peki bu gürültücülere ne oluyor? Kendi başlarına buyruk nasıl da böyle hareket edebiliyorlar? Bu cesareti nereden buluyorlar? Utanmadan bu saygısızlıkları nasıl yapabiliyorlar?
Bu insanlar ve bu insanlara göz yumanlar, kul hakkını bilmiyorlar mı? Kul hakkını ihlal etmenin ne kadar büyük bir suç olduğunu hesaba katmıyorlar mı? Hesaptan korkmuyorlar mı?
Asıl soru ve sorun bu.
Kim bunlara dur diyecek? Kimler bunlara engel olacak?
O zaman, ben de Hüseyin İncili kardeşim gibi Gürültü yapanlara, bizleri gece gündüz, gece yarılarına kadar rahatsız edenlere, yollarda motosiklet ve arabalarıyla korku saçanlara ve bunlara engel olmayan, olamayan yöneticilerimize hakkımı helal etmiyor, kendilerine HESAP GÜNÜ'nü hatırlatıyorum.
GÜNÜN SÖZÜ
BEN DOĞRU YOLDA KAYBOLMUŞ BİR KİMSE GÖRMEDİM.
Şeyh Sâdî Şirazî