Biraz maziye gidelim…
Bugünkü adıyla Süper Ligde zor zamanlar yaşayan Konyaspor’da teknik direktör değişikliği çözüm olarak kabul edilmiş, Altay’da gösterdiği performansla dikkatleri üzerinde toplayan Polonyalı Franz Smuda göreve getirilmişti. O yıllarda dünya futbolunda 3-5-2 sistemine geçiş süreci yaşanıyor, oyuncu grubu uygun olan-olmayan herkes sistemi takımında uygulamaya gayret ediyordu. Smuda’da sistemin büyüsüne kapılmış, Konyaspor’u dönüştürmeye çabalıyordu. Haliyle bilhassa kanat oyuncuları çabuk yıpranıyor ve orta sahayı geçer geçmez uzun paslar atarak top taşımaktan kurtulmak istiyorlardı.
Genç bir spor gazetecisi olarak Smuda’yı, takımı adapte etmeye çalıştığı sistem konusunda eleştiren belki de tek kişiydim. Bir gün antrenmanı izlemiş, gazeteye dönüyordum. Anıt’a doğru yürürken Smuda’nın da arkamdan gelmekte olduğunu fark ettim. Gelsin, neticede ben Muhacir Pazarı istikametine, o Zafer’deki kulüp binasına gidecekti. Meğer muradı bizimle konuşmakmış, yetişip “Merhaba Mustafa” diyerek selamladı. Mukabele edip sustum. Sonra “Sen beni sevmiyor mu?” diye sordu. Başımı çevirip yüzüne baktım; gazetede eleştirdiğim adamın yüzündeki tebessüm sempati barındırıyordu.
“Hocam, seni sevmemem için bir sebep yok, seviyorum ama takıma oynatmaya çalıştığınız sistemin mevcut oyuncu grubuna uygun olmadığını gördüğüm için eleştiriyorum” diye cevap verdim.
“Anlıyorum” dedikten sonra yeni sistemi dünyanın kabul ettiğini, Konyaspor’un da hızla adapte olması gerektiğini ve buna çalıştıklarını etraflıca izah etmeye başladı. Yol ayırımına gelmiştik ama onu dinlemeliydim. Yoluma Zafer’e çevirdim. Bu arada Konyaspor’la ilgilenen esnaflar dükkânlarına buyur ediyor, biz kısa selamlaşmalarla geçiyorduk.
Ben eleştiren bir gazeteci olarak onu dinledim, o her hafta eleştirilerime muhatap olan bir teknik adam olarak klasik sitemi neden acilen terk etmeye çabaladığını anlattı. Yo bitmiş, söz hitama ermemişti. Zafer Çarşısının girişine vardığımızda “Yemek var, kahve var, konuşmak var” dedi ama sayfa beni bekliyordu. Kaldırım kenarında sözün sonunu bulduk. Ayrılırken “Mustafa, ben seni seviyor” dedi.
“Hocam, ben de seni seviyorum ama sistemin hata verdikçe eleştireceğim” diye karşılık verince “Tabi, eleştirince düşünür, konuşur, hatayı buluruz. Boş vaktinde gel, konuşalım” diyerek kulübü işaret etti.
Konya futbolunun efsanevi isimlerinden, o dönemde yardımcı antrenör ve tercüman olarak görev yapan Haldun Üstel bu sohbetlere tanık olmuş, sonraki yıllardaki karşılaşmalarımızda “Smuda Güden’i çok severdi” diyerek sözü açıp mevzuyu anlatırdı.
Hatırlayan olacaktır; sonraki yıllarda bizim Futbol Federasyonu, diplomasının denkliği olmadığı gerekçesiyle Smuda’nın Türkiye liglerinde çalışmasını yasaklamış, Ukrayna’da tarihi başarılara imza atmış, Polonya milli takımını çalıştırmıştı.
Çağdaş futbola geçiş döneminde yaşadıklarımızdan bir hatırayı bugün aklımıza düşüren, Konyaspor Teknik Direktörü Çağdaş Atan’ın Beşiktaş maçından sonra basın toplantısında gazetecilere karşı takındığı tavır ve sarf ettiği sözler oldu.
Malum, Çağdaş hoca önceki hafta “Elimde Overmars var da ben Muleka’yı mı oynatıyorum?” demişti. Genç nesil gazetecilerden Cankat Yıldırım da Beşiktaş maçından sonra “Geçen hafta Muleka hakkında bir açıklamanız oldu. Sosyal medyada biraz tepki gördü. Oyuncuyla özel bir görüşme yaptınız mı?” diye sordu.
Atan vitesten atıp “Tepkinin olmasını sağlayan arkadaşlar sizlersiniz. Çünkü söylediğim şeyleri kesip yayınlıyorsunuz. Benim elimde sol kanat oyuncusu yok. Orada deneyebileceğimiz bütün oyuncuları denedik. Muleka'yı orada oynatmamız bizim için zorunluluk. Ben de şunu söylemeye çalıştım. Bunu kesmeden yayınlarsanız eğer, sol kanatta Overmars var da ben Muleka'yı mı oynatıyorum? Muleka'nın mevkisi santrfor. Ben de onu santrfor oynatmak istiyorum. Benim, oyuncumu sizin keskin dişlerinize bırakmak gibi bir amacım yok!" şeklinde karşılık verirken, “Özellikle siz Hanımefendi…” diyerek Kübra Karaburç’un geçen hafta sosyal medyada yaptığı Muleka konulu paylaşıma dair, suçlarcasına eleştiride bulunması, onun sosyal medyayı şahsen veya ekibi vasıtasıyla yakinen takip ettiğini işaret ediyordu.
Bu aşamada mesleğin kıdemlilerinden Abdullah Leblebici’nin “Sosyal medyaya takılmayın, sizin vaktinizi alıyor, sizi meşgul ediyor, siz sahaya odaklanın” mealinde ve tavsiye kabilindeki sözlerine “Haddinizi bilin” şeklindeki cevabı Çağdaş hocanın içinde bulunduğu haleti ruhiyeyi ortaya döktü.
Göreve geldiği günden bu yana nerdeyse iki sözü birbirini tutmayan; “İki tane genç oyuncu oyuna girdikten sonra vites yükseltmediler. Calusic hariç, sonradan oyuna giren oyuncularıma kızgınım” diyen Çağdaş hoca kendisi dişlemedi mi, 90.dakikada sahaya sürdüğü futbolcuları?
“Bıraktığım dört-beş tane oyuncu Süper Ligi bırakın, 1. Lige gitmekte zorlanıyor. Umarım herkes bunu görüyordur. Taraftarımız bu durumu düşünsün” demesi, kulübün satıştan para kazanması gereken oyuncuların futbol piyasasında ederini pula çevirmek değil de nedir?
Overmars, Atan’ın sol kanat arayışı için verebileceği yanlış örneklerden biriydi ve bu hatayı yaptı! Sağ kanat oyuncusuyken takımında ortaya çıkan ihtiyaç üzerine solda oynamaya başlayan ve futbol kariyerini solaçık olarak tamamlamayan Overmars’ın durumu Konyaspor’a ne çok benziyor değil mi? İhtiyaç, transfer yerine bünyede bulunan ve sol ayağını da kullanma kabiliyetine sahip bir oyuncu ile çözülmüş. “Benim elimde sol kanat oyuncusu yok, bütün alternatifleri denedim” derken çalıştırdığı takımın kaptanı Sitya’nın bir dönem sol bölgeden en çok asist yapan oyuncular listesinde olduğunu bilmiyor olabilir mi mesela?
Peki, geldiği gün Avrupa kupalarına gitmekten bahsedip sonra “Konyaspor’a gelmem doğal olarak beklentileri yükseltti” demek ne oluyor?
Bu sözü ilk telaffuz eden bizzat kendisiyken kamuya mâletmesi nasıl bir büyüklenmedir?
Bir zamandır Konyaspor üzerine yazmadığımıza bakmayın; Çağdaş Atan “Benden önceki meslektaşım, ağabeyim Recep Uçar’a teşekkür ediyorum. Bize iyi bir takım bıraktı. Puan ve fiziksel olarak iyi bir pozisyonda takım bıraktı. Bundan sonra bizim hedefimiz hem puansal, hem sıralama, hem de fiziksel olarak bu takımı daha yukarılara çekebilmek. Bunu yaptığımız takdirde Avrupa için yarışan, Avrupa’ya gidecek ve Avrupa’da oynayan takım gerçekleşebilir. Bunu oluşturabilir” şeklinde açıklama yapıp imza atarken “Düşmeye hazır olun” diyen bendim!