Bir bayramı daha geride bıraktık. Cenab-ı Hak, ailemiz, evlatlarımız ve sevdiklerimizle birlikte bir Kurban Bayramını daha görme ve yaşama fırsatı verdi bizlere. Bunun için ne kadar şükretsek azdır.
Bayramlar artık eski güzelliklerini kaybediyorlar. Eski ziyaretleşmeler, sılayı rahimler gittikçe azalıyor. Bayramlara tatil gözüyle bakılmaya başlandı. Hele hele bu bayramda olduğu gibi uzun bir bayram tatili olunca herkes soluğu tatil bölgelerinde alıyor.
Bu davranışlar çocuklarımız için de kötü örnek teşkil ediyor. Gelecek nesillerimiz şimdiki neslin bu davranış ve yaşayışını kendilerine rehber edinirse ki öyle, inancımızdaki bayram anlayışı yerini tamamen tatil anlayışına terk etmiş olacak. Bu da gerçekten çok üzüntü verici bir durum. Zira bu anlayış millet olarak birlik ve beraberliğimizin, komşuluk, dostluk ve akrabalık bağlarının yok olması anlamı taşır.
Böyle bir girişten sonra bizim bayram öncesinden itibaren yaşadıklarımızı okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
Tıp Fakültesinden mezun olarak yeni doktor olan oğlum Eymen’in bayramdan dört gün önce nişanını yaptık. Böylece değerli bir aile ile akraba olduk. Kendisi ile daha önceden tanıştığımız Konya Büyükşehir Belediyesi’nde görev yapan Raşit Turan kardeşimin kızı doktor Zülal Nur Turan ile oğlum Eymen’in yeni bir yuva kurmalarının ilk adımı atıldı. Yavrularımıza ve ailelere hayırlı olsun, mübarek olsun İnşaAllah…
Bayramın ilk günü her bayram olduğu gibi kurban telaşı ile geçiyor. Bu sebeple ilk gün ziyaretler yapılamıyor. Kurban Bayramlarında ziyaretler ikinci gün başlıyor. Biz bu bayramı genellikle hem ziyaretçilerimizi ağırlamak hem de yakınlarımızdan hastanede yatmakta olanları ziyaret etmek suretiyle değerlendirmiş olduk.
Bayramın dördüncü günü de Silifke’ye gidip gelme zarureti hâsıl oldu. Silifke’ye tatil için gitmediğimizi hemen belirtmem gerekiyor. Yakın bir dostumun oğlunun nişan töreni için sabah gidip akşama döndük. Kız evinin Silifkeli olması ve orada ikamet etmesi sebebiyle hayırlı bir iş için bu yolculuk gerçekleşmiş oldu. Rabbim gençlerimize ve ailelerine hayırlı, mübarek eylesin.
Pazar gününün de tatil olması, bayramın beş güne çıkmasını sağladı. O gün de gelen ziyaretçilerimiz oldu. Geri kalan zamanda da yine hastanelere giderek hastalarımızın yanında olmaya çalıştık. Aynı gün akşama doğru bahçeye gitme fırsatı doğdu. Bahçede bulunan ağaçların ve sebze fidanlarının bakımı ve sulaması derken gece 24 de eve dönebildik.
Pazartesi günü daha da yoğun bir gün geçirdik. Gündüz Eymen’imizin mezuniyet töreni vardı. Yeni doktorların heyecanlarına şahit olmak güzel bir duygu… Bu genç doktorların içinde bir de oğlunuz ve oğlunuzun nişanlısı varsa bu güzel duygu daha da katlanıyor. Bu genç doktorlarımız yakın bir zamanda vatanın her köşesinde milletimize hizmet edecekler ve şifa dağıtmaya vesile olacaklar. Hepsini tebrik ediyor, Allah’tan muvaffakiyetler diliyorum.
Bu genç doktorlarımız bir yandan da uzmanlık sınavına hazırlanıyor. Eylül ayı içinde kısa adı TUS olan sınava girecekler. Aldıkları puana göre tercihte bulunacaklar. Sınavda başarılı olurlarsa hangi dalda uzmanlaşacakları belli olacak. Bu defa da alanına göre 4 veya daha fazla yıl sürecek olan asistanlık dönemi başlayacak. Daha sonra ya uzman olarak bir hastanede görev yapacaklar veya tercih ederlerse ve başarırlarsa bir üniversitede akademik hayatları başlamış olacak. Rabbim yar ve yardımcıları olsun. Yolları ve bahtları açık olsun, aydınlık olsun İnşaAllah…
Aynı gün yani Pazartesi akşamı da Selçukya Kültür Sanat Derneği Şiir Akşamlarında sunumum ve program yöneticiliğim vardı. Eymen’in mezuniyet töreninden sonra bu programa koştuk. Biraz gecikmeli de olsa hamdolsun program icra edildi.
Etkinlik, programa davet ettiğim ozanlarımız Öksüz Ozan (Ahmet Yıldırım) ve oğlu Yağız Ozan’ın (Arif Yıldırım) güzellemesi ile başladı. Ozanlarımız salonda bulunanların isimlerini zikrederek sazları eşliğinde dörtlükler halinde hoş geldiniz dediler. Aşıklarımız daha sonra da ara ara yaptıkları atışmalar ve okudukları şiirlerle gönlümüzü fethettiler.
Ozanlardan sonra, Eymen’in doktor olması hasebiyle yazdığım HEKİMLER başlıklı şiirimi seslendirdim. Arkasından da OSMANLI DEVLETİ’NDE ŞAİR SULTANLAR konulu sunumumu takdim ettim.
Osmanlı Devleti’nde sultanlar şehzadeliklerinden itibaren dönemin en âlim, en yetkin hocaları elinde özel bir şekilde yetiştiriliyordu. Sadece askeri, siyaset, ekonomi dalında değil bunlarla birlikte kültür, sanat, edebiyat ve şiir dalında da uzman denilecek seviyede eğitim alıyorlardı. Yıllarca süren eğitimleri tamamlanınca hem dini hem dünyevi alanda en üst seviyede uzmanlaşıyorlar ve her alanda zirveye yerleşiyorlardı.
Osmanlı Padişahlarının 23 tanesinin divanı oluşacak şekilde harika şiirler yazdıkları biliniyor. İçlerinde bestekâr olanları bile var. Ayrıca el sanatları dalında uzmanlaşan, hattat olan padişahlar mevcut. Bununla da kalmayıp şairlerle dostluk kurarak, şiir akşamları tertip ediyorlar, şairleri ödüllendirerek onları teşvik ediyorlardı. Programda yaptığım gibi bu yazımda da Osmanlı Padişahların yazdıkları şiirlerden birkaç örnek vermek istiyorum.
Avni mahlasıyla şiirler yazan ve divanı olan Fatih Sultan Mehmet Han’ın şu şiiri muhteşem:
İmtisâl-i câhidû fi'llâh olupdur niyyetim
Dîn-i İslâm'ın mücerred gayretidir gayretim
Fazl-ı Hakk u himmet-i cünd-i ricâullâh ile
Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemekdir niyyetim
Enbiyâ vü evliyâya istinâdım var benim
Lütf-ı Hak'dandır hemân ümmîd-i feth ü nusretim
Nefs ü mâl ile n'ola kılsam cihânda ictihâd
Hamdüli'llâh var gazâya sad hezârân rağbetim
Ey Mehemmed mu'cizât-ı Ahmed-i Muhtâr ile
Umaram gâlib ola a'dâ-yı dîne devletim.
*
Padişahı âlem olmak bir kuru kavga imiş
Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş.
Beyiti meşhur olan Selimi mahlaslı Yavuz Sultan Selim’in şu dörtlüğü nazım şekli itibari ile o zamana kadar görülmemiş, Divan Edebiyatında Vezni Aher denilen tarzda yazılan şahane bir şiir.
Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur
Sâdıkâne / belki ol / bu âlemde / dildâr olur
Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur.
*
Muhibbi mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman’ın aşağıdaki şiiri de muhteşem güzellikte:
Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
Ko bu ayş u işreti çün kim fenâdur âkibet
Yâr-ı baki ister isen olmaya tâat gibi
Olsa kumlar sağışınca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir sâat gibi
Saltanat didükleri ancak cihân gavgâsıdur
Olmaya baht u saâdet âlemde vahdet gibi
Ger huzûr itmek dilesen ey Muhibbî fâriğ ol
Varmıdur vahdet makâmı gûşe-i uzlet gibi.
*
Bir gün sabah namazına kalkamadığı için ah vah eden ve o üzüntü ile kaleme sarılan 3. Murad Han’ın şu şiiri radyo ve TV lerde hâlâ seslendirilmektedir.
Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dillu dillerince tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar, taşlar, ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Semavatın kapuların açarlar
Müminlere rahmet suyun saçarlar
Seherde kalkana hülle biçerler
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Bu dünya fanidir sakın aldanma
Mağrur olup tac-u tahta dayanma
Yedi iklim benim deyu güvenme
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Benim, Murad kulun, suçumu affet
Suçum bağışlayub günahım ref’et
Resul’un sancağı dibinde haşret
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan.
Daha, çok Padişahın birbirinden harika çok şiiri var ama bu yazının kapsamı hepsine yer vermeye elvermiyor.
Pazartesi gününü de bu şekilde değerlendirdikten sonra, 20 günü yoğun bakımda olmak üzere 40 gündür hastanede yatmakta olan sevgili yeğenim Emine Nur’u Salı günü taburcu olduğu hastaneden alarak evine götürdük. Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki Emine Nur’umuzu bize bağışladı, yeniden hayat verdi. Elhamdülillah… Bu da ailemize bir bayram daha yaşattı.
Bayram öncesi ve sonrası ile yaşadıklarımızı sizlerle paylaşmış oldum. Her bir olaydan gereken mesajı almak okuyana kalmış. Sağlıklı ve huzurlu yarınlar diliyorum.