Salı günü 10 Kasım idi. Yani devletimizin kurucusu tarihin ender yetiştirdiği büyük devlet adamı Atatürk'ün ebediyete intikal etmesinin ardından 77 seneyi geride bıraktık.

Her 10 Kasım günü saat 09.05'te bayraklar yarıya indirilir, sirenler öttürülür, bir matem havası içinde Atatürk'ü anlatan şiirler okunur, marşlar çalınır, nutuklar irat edilir. Atamıza olan derin sevgi ve saygı dile getirilir.

10 Kasım anma törenleri bitince veya diğer milli bayramlar kutlanıp, onun fikirlerinden düşüncelerinden hiç bahsedilmez. Gündemden hemen düşer. Bayramdan bayrama ve törenden törene bir Atatürk'ü anma ve anlama algımız var.

Hâlbuki Atatürk, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” Demişti.

 Bu söz ne demekti? Bu sözlerle cumhuriyetimizin kurucusu, o eşsiz insan neyi ifade etmek istemişti, bunun üzerinde hiç kafa yorulmadı.

Atatürk 10 Kasım'larda arkasından matem tutulmasını istememişti. Yani, saçları altın sarısı, gözleri deniz mavisi fani bedeni sevmenin o kadar önemli olmadığını belirtmişti. Onan göre esas olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığı ve devamı idi. Kurulan Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet payidar kalmasını istemiş, bunun için de devletin temelini oluşturacak bir takım inkılâplara girişmişti.

Rahmetli Atatürk'ün tek hedefi vardı. O da Türk milletini çok sevmek ve onun muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmaktı.

Eğitimde millet olma bilincini oluşturmak için müfredat millileştirildi. Islahı mümkün olmayan medreseleri kapatılarak yerine yeni okullar açıldı. Osmanlı döneminde savaş öncesi dönemde bile %5'in altında olan okur-yazar oranını yükseltmek için kolay okunabilir Latin harflerini kabul ederek Türk milletinin “dilde, fikirde ve ülküde birlik” idealinin gerçekleşmesi için en önemli adımı attı. Büyük düşünülmüş bu proje daha sonra Rusya'nın bir manevrası ile sonuçsuz kaldı. Ama aradaki kültürel ve milli bağ daima güçlü tutuldu.

Cumhuriyet büyük imkânsızlıklar içinde kurulmuştu. Millet fakir, yorgun ve bitkin düşmüştü. Alınan ekonomik tedbirlerle, verilen kredilerle yeniden ayağa kalkan bu millet, dışarıya hiç borçlanmadan Cumhuriyetin ilk 10 yılında gerçekleştirdiği sanayi hamlesindeki hızını tarihin hiçbir döneminde yakalayamadı. Bu 10 yıl içinde Osmanlı Devletinden kalan borçlar ödendiği gibi, fabrikalaşmaya önem verildi. İşletmesi yabancılara ait olan madenler, limanlar, demiryolları, bankalar ve şirketler millileştirildi. İş Bankası kurularak çiftçiye ucuz krediler verildi.

İlimde, fende ve sanatta ileri gitmek, Türk dilini ve tarihini araştırmak için kurumlar açıldı. Bu dönemde gerçekten bir millileşme, milli devlet olmak için hamleler yapıldı. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu açılarak, Türklerin tarih sahnesine çıktığı andan itibaren kültürleri, savaşları, yenilgiler, yazılı metinleri ve başka kaynaklarda kaydedilmiş bulunan metinler araştırıldı ve yazıya döküldü.

Fakir olan bir millet bay haline getirildi. Biz İkinci dünya savaşı öncesi kendi fabrikamızda uçak üretiyorduk ve dış ülkelere ihraç ediyorduk. Kendi silahımızı kendimiz yapıyorduk.

10 Kasım 1938'de Atatürk'ün vefatıyla birlikte bir eksen kayması oldu. Onun vefatı, düşüncelerini sahipsiz bıraktı. Açmış olduğu çığır bir anda kapatıldı.

Bu gün geldiğimiz nokta onun hedeflerinden ne kadar çok uzaklaştığımızı gösteriyor. Toprağını kanla yoğurduğumuz ülkemizde “Türklük de neymiş” oluyor. Türk milletinin menfaati, devletin ve milletin istikbali her şeyin üstünde iken fertlerin cebi ön plana çıkıyor. Milli değerlerimiz ve liderlerimiz hak etmedikleri ithamlara maruz kalıyorlar.

Eğer kurtlar sofrasında varlığımızı devam ettirmek istiyorsak Atatürk'ün kurmuş olduğu Cumhuriyetin altını oymak yerine onu yükseltecek, halkımızın refahını artıracak, geleceğimizi inşa edecek plan ve projelere ihtiyacımız vardır. Bu projelerin şifresi de Atatürk'ün ilke ve inkılâplarında gizlidir.  Bu da çok çalışmak, milletini, dinini, dilini, kültürünü koruyan ve geliştiren nesiller yetiştirmekle mümkün olur.

Atatürk de herkes gibi etten kemikten ve ruhtan ibaret olan bir insandı. O, bir peygamber değildi. Elbette hataları olabilir, hatasız kul olmaz. O da bazı hatalar yaptı ve halkın hoşnut olmadığı uygulamalarından bir müddet sonra vazgeçti.

Geçmişe dönüş her zaman için bir faciadır. Geçmiş geçmişte kaldı. Bizden istenen geçmiş tecrübelerimizden istifade ederek geleceğimize yön vermek. Onun fikirlerini toptan reddetmek yerine, Türk milletini refaha götürecek projelerine hayat hakkı tanımaktır.

Bu gün devletimiz kuran ve ayağa kalkmamıza önder olan bu eşsiz insana bir Fatiha'yı bile çok görüyoruz. Her kul gibi onun da bir Fatiha'ya ihtiyacı var her halde.

Vefatının 77. Yıl dönümünde devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyor, Allah'ın rahmeti, bereketi, mağfireti üzerlerine olmasını niyaz ediyorum.