“Yağ yağ yağmur

Teknede hamur

Sulu sulu yağmur

Ver Allah'ım ver!”

Çocukken en çok söylediğimiz tekerlemelerden biridir. Hafif ten hafiften yağmur damlaları suratımıza düştüğü zaman ağzımızı açar, yağmur suyunun direk içeri girmesini isterdik. Daha sonra yağmur hızlanınca hem dönere hem de yukarıdaki tekerlemeyi söyleyerek iliklerimize kadar ıslanırdık. Kıyafetimiz fazla olmadığı için annem biraz kızardı; ama bir yolunu bulup onun gönlünü ederdik.

Yağmur! Toprağın özlemle beklediği, yollarına ipek alı serdiği bir hava olayı! Sadece tabiat mı bekler yağmuru! Tüm canlılar suya hasret! Bitki, börtü böcek, hayvanlar ve insanlar! Dünya'nın üçte ikisi su, üçte bir karadan ibaret. İnsan vücudunun da %67 si sudur.

Yani anlayacağınız dünyada ne varsa suya muhtaç. Susuz hiçbir şey olmuyor.

Bu sene Konya çiftçisi de yağmura hasret kaldı. Çiftçiler ekine iki defa su vermek mecburiyetinde kaldı. Sulanmayan alanlarda ise ekin hep yandı. Yanmayan alanlarda ise boyu 20-25 santimden yukarı çıkmadı. 

Konya ovası Nisan ayında beklediği yağmura gecikmeli de olsa Mayıs ayında kavuştu. O da lokal olarak. Yani her alanda görülmedi. Selçukluya yağdıysa Meram'a yağmadı. Bazı yerlere çok fazla yağdığı halde bazı yerlere hafifçe çiseledi geçti.

Bu yağmurlar çiftçi için yeterli olmadı. Yine üretici ikinci- hatta üçüncü defa ürüne su vermek zorunda kalacak.

Bu sene hayvanlar ve insanlar epey zor hayat şartlarıyla karşı karşıya kalacağa benziyor. Saman, başağın büyümemesi yüzünden çok az olarak üretilecek ve fahiş fiyata satılacak. Hayvanlarına saman bulamayan üreticiler ellerindeki mallarını ucuz pahalı satıp onlardan kurtulma yoluna gidecekler. Bu da onlar için külliyen zarardır. İnsanlar ise ekmeği ve una dayalı ürünleri daha pahalı yiyecekler. Bunun yanında hayvan satımı fazla olduğu için et ve süt ürünlerini de fahiş fiyattan satın almak zorunda kalacaklar.

***

Yağmurun yağmasını hasretle bekleyen birileri dahi vardı: motorlu taşıt sürücüleri. Özellikle özel taksi sürücüleri!

Tabii sözlerim tüm taksi şoförlerini bağlamıyor. Kendini bilmeyenler, insanlıktan nasibini almayanlar için yazıyorum.

Pazartesi günü ders çıkışından sonra işe gitmek üzere Rektörlük binasının yakınındaki otobüs durağına geldim. 5-10 dakika sonra 44 numara geldi ve galericiler sitesindeki iş eyerime gitmek üzere otobüse bindim. Daha musallayı geçmemiştik ki bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. 1281 nolu otobüs durağına gelince otobüsten inmekle birlikte kendimi durağa dar attım. Epeyce ıslandım. Yağmurdan korunmak için durağa iltica ettim ve yavaşlaması için beklemeye başladım. Hatta benimle birlikte bir de bisikletli bir adamcağız da yağmurun geçmesini beklemek için durağa sığınmak zorunda kalmıştı. O başına gelecekleri galiba sezinlediği için bisikletini kendine korunaklı ir şekilde park etmişti.

Durağın önünde epey su birikmişti. Elimdeki çanta ve poşeti kendime siper edip pis suların üzerime sıçramamsına dikkat ediyordum.

Bizim bütün bu gayretlerimiz boşuna oldu. Ağır vasıtalar o kadar çok dikkat etmelerine rağmen kendi şeritleri olmadığı halde ilk şeridi işgal eden taksiler bir bir üzerimize cirkli suları atmaya başladılar. Otobüs durağının önündeki biriken suları görüyorlar; ama fütursuzca içine dalarak bizi ıslatmayı başardılar.

Baktım olmayacak, bari temiz suda ıslanayım diyerek iş yerine doğru yürümeye başladım. Gelene kadar da epey ıslandım. O ıslak akşama kadar üzerimde kurudu.

Biz başkalarına yardım etmekte örnek bir millet iken nasıl oldu da zarar vermekte yarışır hale geldik!