Bir alışveriş merkezinin vitrinine bakın ya da sosyal medyanın "keşfet"ine şöyle bir göz atın. Gördüğünüz manzarada sizi rahatsız eden, adını tam koyamadığınız bir tuhaflık yok mu?

Sanki gizli bir el, nesillerin kıyafetlerini ve ruhlarını takas etmiş gibi.

İlkokul çağındaki kız çocukları; üzerlerinde "crop" tişörtler, yüzlerinde makyaj, duruşlarında birer "küçük kadın" edası... Öte yandan yetişkin kadınlar; üzerlerinde çizgi film karakterli sweatshirtler, saçlarında fiyonklar, tavırlarında "sevimli" olma çabası...

Çocuklar alelacele büyümeye itilirken, yetişkinler inatla büyümeyi reddediyor. Bedenler karıştı, roller değişti.

Peki, neden? Moda dünyası ve popüler kültür, neden bu tersine göçü dayatıyor?

Sosyolojik açıdan bakarsak, cevap "sınırların kaybı"nda gizli. Eskiden çocukluk, "korunmuş bir alan"dı. Yetişkinlik ise "sorumluluk ve otorite" demekti. Şimdi bu duvarlar yıkıldı.

Sistem, çocuğu "erken tüketici" yapmak istiyor. Çünkü bir çocuk, sadece oyuncak ister. Ama "kadınsılaşmış" bir kız çocuğu; kozmetik ister, marka çanta ister, estetik kaygı taşır. Onları ne kadar erken "yetişkinlerin memnuniyetsiz dünyasına" sokarsanız, o kadar sadık ve mutsuz tüketiciler yetiştirirsiniz

Peki ya yetişkinler? Neden çocuklaşıyoruz?

Çünkü modern hayatın yükü çok ağır. Yetişkin olmak; belirsizlikle, ekonomik krizlerle, savaşlarla baş etmek demek. Psikolojide buna "Regresyon" (Gerileme) diyoruz. Ruhumuz, baş edemediği gerçekler karşısında daha güvenli, daha sorumsuz hissettiği o "çocukluk limanına" sığınıyor.

Sistem bunu da seviyor. Çünkü çocuklaşan yetişkin, "dürtüsel" harcar. Geleceği planlayan olgun bir zihin yerine; "hemen şimdi istiyorum" diyen, hazzı erteleyemeyen, kendini ödüllendirmeye aç bir çocuk zihni, kapitalizmin en sevdiği müşteri profilidir.

Biri büyümek için can atıyor, diğeri büyüdüğünü unutmaya çalışıyor.

Bu tuhaf denklemde kaybettiğimiz şey ise "zamanın doğal akışı". Çocuklara çocukluklarını yaşatmadığımız, yetişkinler olarak da kendi yaşımızın ağırlığını taşıyamadığımız bir ara formdayız.

Ne çocuklarımız gerçekten çocuk, ne biz gerçekten yetişkiniz. Herkes bir başkası gibi görünme telaşında.

Bırakalım çocuklar çocuk kalsın, oyunun ve masumiyetin tadını çıkarsın, üstleri kirlensin, saçları dağılsın. Biz de yetişkin olmanın, o çizgilerin ve tecrübenin ağırlığını, bir nişan gibi gururla taşıyalım. Çünkü her yaş, kendi mevsiminde yaşanırsa kıymetlidir.