Konya’da okulda okurken Sedirler Mahallesi Köprübaşı Karakolu yakınında ev tutmuştuk. Üç ayların başlangıcında sokak aralarında çocuklar ellerinde poşetler ev ev geziyorlar. O yıllarda Çumra’da böylesi adet yoktu.
Konya’dayız Selçuklu Devletine başkentlik yapan Konya’da, Üç ayların başlangıcı Kutlu Günü yüzlerce yıldır “ŞİVLİLİK” denilen adetle kutlanıyor. Osmanlı dönemi öncesinden bugüne uzanan en eski dini geleneklerden biri olan “ŞİVLİLİK” kutlamaları, Regaip Kandil’inden önce başlıyor.
Bizim evin kapısına gelince çocuklar;
--- O evde öğrenciler kalıyor onlar şivliliği bilmezler, haydi öbür evlere gidelim diye bağırınca. Kendimi garip hissettim.
Hemen Hacı İvaz cami yanındaki mahalle bakkalına gittim.
--- Hacı amca, bana çocuklar kapıya gelince verebileceğim şivlilik için gerekli ise veya ne varsa bana da ver. Dedim. Leblebi, kuru üzüm, şeker, vs. bir poşet hazırladı eve geldim. Tepsiye aldığım çetnevirleri döktüm. Çocuklar şivlilik bizim evde de var. Diye kâğıda yazdım kapıya bantladım. Böylece Konya’nın şivlilik âdetine katılmış oldum. Çocuklar;
--- Gelin len öğrencilerde şivlilik tepsi hazırlamışlar.
Böylece şivlilikle tanışmış olduk.
Şimdi Çumra’mızda da ŞİVLİLİK kutlanıyor herkes hazırlığını yaptı.
“Rahmet kapılarının sonuna kadar açıldığı bu kutlu günlerde kalpleriniz huzurla dolsun. Regaip Gecemiz ve üç aylarımız kutlu olsun”
**
Böylesi girizgahtan sonra dünya işlerine bir bakalım mı?
Büyüklerimizi dinlemek başka deyişle uyarılarını, tembihlerini, nasihatlerin kabul etmektir.
Yılların ona verdiği tecrübelerden faydalanmaktır.
Senin gördüklerini ben gördüm. Ancak benim gördüklerimi sen görmedin oğlum! Diyen babayı, ağabeyi dinlemek gerekir. Değil mi?
Her ne olursa böylesi fırsatları iyi değerlendirmek lazımdır.
Yarın arayıp da bulamayabilirsin.
İnsanoğlu bu bir varmış bir yokmuş oluveriyor.
Bağlar Mahallemizde torununun yeni açmış olduğu işyerinde müşteri olmamasından işlerinin iyi olmadığından acızlanıyordu dede;
--- Bak oğlum yeter ki senin Kiliste pekmezin olsun. Bağdat’tan sinek gelir! Torun devam ediyor;
--- Ne dersin dede müşteri yok, ben sinek avlıyorum. Dede;
--- Tamam, o zaman sinek var ki avlıyorsun.
--- Müşteri yok dede müşteri yok alışveriş yok.
--- Bak yavrum. Öncelikle sabır edeceksin. İşyerini sabah namazı ile birlikte açacaksın. Zira bereket sabahtadır. Bugün olmazsa yarın mutlaka hem alışverişin artar hem de bol bereketli kazancın olur. Anladın mı?
--- Anlamaz olumuyum dede anladım. Ancak, her halükarda kıymatlı dedem seni duana ihtiyacım var. Görüşlerine ihtiyacım var. Beni duasız bırakma Can dedem!
--- Beni dinleyen toruna, dediklerimi tutan toruna dedesi dua etmez mi? Torunu dedesine sarılıyor, elini öpüyor. Hem gönlünü hem de duasını alıyor.
--- Kıymatlı biricik dedem, bereketim, hareketim sensin Allah seni başımızdan eksik etmesin!
Böylesi güzelliklerle de karşılaşıyoruz.
Bu dün ile bugünün örtüşmesi değil midir?
Peygamberimiz (sav) Haz. Hatice validemizin arkadaşlarına tıpkı ona hürmet eder gibi ziyaret ederdi.
Bizler de dua edelim böylesi güzellikler toplumdan kaybolmasın. Dedeler ve torunlar hep beraber olalım.
Baba, ana ve çocukları zıtlık içinde olmasın.
**
2026 yılı için asgari ücret belirlendi. Çalışanlara ve emeklilerin maaşına zam yapıldı. Bize kanaat etmek düşüyor. Başka çaremiz yok.
Birileri not düşmüş;
“SORUN: FAKİRİ DOYURMAMAKTA DEĞİL, ZENGİNİN GÖZÜNÜ DOYURMAMAKTA. BÜTÜN MESEL BU!
Eeee yılbaşı geldi çattı. Enver Etik Hocam yazmış;
Şu ana kadar 40 milyondan fazla piyango bileti satılmış. Devlet bir yandan Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle “Piyango haramdır!” diyor. Diğer eli ilede piyango bileti üretip satıyor. Tıpkı Diyanet eliyle içki haramdır, diğer eliyle içki üretmesi gibi…Tıpkı diyanet eliyle zina haramdır deyip, diğer eliyle genelev işletmesi gibi..
Bu Ülkenin % 99’u Müslüman! 250 bin imam hatip binlerce tarikat-cemaat şeyhi hocası var! 5 milyon imam hatiplisi var. Sorsan hepsi İslamı anlatıyorlar. Ama buna rağmen her türlü günah zirve yapmış durumda..!!!.
Ha bu arada ben bugün başka yazı yazacaktım konu nereden nereye geldi.
O zaman bıldırcın fıkrasıyla yazıyı bitirelim mi?
Adamın biri lokantada bıldırcın istemiş. Yemek gelmiş. Adam tadına bakmış, bıldırcına benzemiyor. Garsonu çağırmış:
--- Bana bak, ben bu işten anlarım, bu bıldırcın değil.
Garson:
--- Vallahi efendim demiş, biz bıldırcını at eti ile eşit oranda karıştırıyoruz...
--- Nasıl eşit?
--- Bir ata bir bıldırcın, bir ata bir bıldırcın...
Okurumuz Cemal Üren diyor ki:
---- Bunlar da eşit paylaşıyor.