Türkmen, öz- be öz Türk demektir. Türk bir milletin adıdır. Men ise, batı Türkçesinde birinci tekil şahıs, ben anlamındadır. Türkmen, ben Türk'üm demektir. Men ayrıca er kişi manasınadır ki ben, Türk oğlu Türk'üm anlamına gelir.

 Türk, bir milletin adıdır ki soyu Nuh Aleyhisselama kadar dayanır. Buhara hanlarından 17.yy müellifi Ebul Gazi Bahadır Han,“Şecere-i Terakkime” adlı eserinde Türklerin soyunu Nuh Aleyhisselama kadar dayandırır. Bahadır Han eserinde Nuh Aleyhisselamın Ham, Yafes, Sam adlı üç oğlu bulunduğunu, Yafes'in oğullarından birinin adının Türk olduğunu ve Türklerin bu kişiden türediğini yazmaktadır.

Türkmen tabirine ilk defa tarihi kaynaklarımızda “Şu Destanı”nda rastlıyoruz. Şu Destanı, Türk Milletinin Milattan önceki köklerine ait temel bilgi vermesi açısından çok önemlidir. Şu destanı, Saka Türklerine ait bir destandır ve Hükümdar Şu'nun Makedonyalı Büyük İskender'e karşı vermiş olduğu kahramanlık mücadelelerini anlatır.(1) Türkistan seferine çıkan Makedonyalı Büyük İskender M. Ö. 330 yıllarda Türkistan seferine çıktı. Balasagun'da bulunan hükümdar Şu, kuvvetlerinin az olması sebebiyle geceleyin ordusun ve halkını gizlice Türkistan'ın içlerine, Çin sınırlarına doğru göç ettiririr. Hedefi yeniden kuvvet toplamak ve İskender'in karşısına çıkabilmektir. 

İskender, Balasagun kalesine yaklaştığı zaman kalenin boşaltılmış olduğunu görür. Kalenin bir kaç kilometre ilerisinde uzun saçlı bir kısım halkın bir arada toplanmış bulunduğunu, bunların 22 kişinin aileleriyle beraber geri kaldığını gördü. Bu halkı cesaret ve güçlü kuvvetli anlamında Türk'e benzettiği için, Türk anlamında “Türkmen” tabirini kullanır. Diğer iki kişiyi gittikleri için onları Türk saymadı. İskender yürüyüşüne devam etti ve Türkistan'ın Çin sınırına kadar yaklaştı ve burada Hükümdar Şu ile savaştı. Topladığı taze kuvvetlerle iyice güçlenen Hükümdar Şu, burada İskender'i yenilgiye uğrattı. İskender ordusunu toplayarak İran üzerinden Anadolu'ya geri döndü.

Büyük İskender'in Türkistan seferi, Saka Türk Devleti'nin dağılma sürecine ve Hun Türklerinin 100 yıl öncesi bir devresine rastlamaktadır. Sakaların dağılma sürecinde güçlenen Türk kavmi Hunlar olmuş ve Hun hükümdar Teoman Han zamanında güçlü bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Oğlu Mete ve torunu Kiok Han zamanlarında Hun Devleti Altın çağını yaşamıştır.

Mete Han, ülkesini oğulları arasında paylaştırmasıyla 24 Oğuz boyu oluşmuş ve her bir boy ulu Hakan'a bağlı olarak yarı bağımsız bir şekilde hüküm sürmüşlerdir.

Türkmen Tabirine ikinci defa Büyük Selçuklu Devletinin kuruluş aşamasında rastlıyoruz. 10 yy. Selçuklu Devletinin kurucusu, Selçuk Bey'dir. Oğuzların, Kınık boyuna mensuptur. Babası Dukak, Oğuz Yabgu Devleti'nde Sû-başıydı. Selçuk Bey, Oğuz devletiyle anlaşmazlığa düşünce Yabgu Devletinin en zayıf noktası olan Cend bölgesine maiyetiyle birlikte göç etti. Bu bölge İslam nüfuzu altında idi. İlk Müslüman Türk Devletleri olan Karahanlılar ve Gaznelilerle komşu olan Selçuk Bey, burada varlığını devam ettirebilmek için Müslümanlarla iyi geçinmek zorundaydı. Maiyetiyle birlikte İslamiyet'e giren Selçuk Bey, Türk cihan hâkimiyeti mefkûresini İslamiyet'in cihat emriyle bağdaştırarak kendi ırkına karşı amansız bir mücadeleye girişti.  Yabgu Devletinin göndermiş olduğu vergi memurlarını kovdu ve onlara “kâfir olan bir devlete karşı” vergi vermeyeceklerini bildirdi. Müslüman olan Selçuklular, kendilerini kâfir addettikleri Oğuz soyundan ayırmak için Müslüman Türk, “İnanmış Türk” anlamında “Türk-i iman- Türkmanend-Türkman- Türkmen” tabirlerini kullanmışlardır. (2)

Selçuk Bey'in temelini attığı Büyük Selçuklu Devleti, 1040 yılında İran toprakları üzerinde Tuğrul ve Çağrı beyler zamanında kuruldu, Alparslan ve Melihşah zamanında Anadolu'nun güney ve doğu kısımları, Irak, Suriye ve Akdeniz sahillerine kadar uzanarak bir imparatorluk halini almıştır. Anadolu Selçuklu Devleti de yine Selçuk Bey'in bir başka oğlundan olan Aslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış oğlu Süleyman Bey'in kurmuş olduğu bir devlettir ve varlığını halen isim değişmiş olsa da Türk devleti olarak devam ettire gelmektedir. 

Selçuklu İmparatorluğunun dağılmasından sonra Irak ve Suriye'de kurulan Selçuklu Devletleri de tamamen Türkmenlerden kurulmuş Türk Devleti olup, “Oğuz” soyuna dayanmaktadır. Musul, Kerkük, Telafer, Tuzhurmatı tamamen bir Türkmen kentidir. Buradan Türk muhaceratının önüne geçilmesi, Arapların ve Kütlerin yerleştirilmesi engellenmelidir. Irak Türkmen Devletinin ilk hükümdarı Sultan Mahmudun, oğlu Davudun, (3)Musul Atabeği Nureddin Zengi'nin kemikleri sızlatılmamalıdır.

Bugün Suriye ve Irak'ta Amerikan emperyalistlerin,  IŞID'in ve Peşmergelerin zulüm altında inleyen Türkmen kardeşlerimiz aynı bizim gibi öz be öz Türk'tür ve bizden medet beklemektedir. Biz halk olarak belki duadan başka hiçbir şey yapamıyoruz. Ama bizimle aynı kanı taşıyan ve aynı inancı paylaşan soydaşlarımıza siyasilerimiz sahip çıkarak, onların haklarını, hukuklarını uluslar arası platformlarda, her yerde dile getirmelidir. Bu konuda devlet adamlarımız etkili bir süreç başlatmalıdır. Irak ve Suriye'de Türk varlığı, hukuku, yaşama hakkı ve haysiyeti, can, mal ve namus güvenliği sağlanmalıdır. 

 Dipnot:

1) Kazım Yetiş, Diyanet İslam Ansiklopedisi, “Destanlar”, s.202.1994/İST

2) Turan, Osman Prof. Dr, Selçuklular tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, s.67, Dergâh Yay. III. Baskı, 1980/İST

3) Prof. Dr. Erdoğan Merçil- Prof. Dr.Ali Sevim, Selçuklu Devleti Tarihi, s.205