SURİYE BAŞ AĞRITMAYA DEVAM EDİYOR

Komşularla sıfır sorun politikasını en çok destekleyenlerden biriydim. Ama ne yazık ki bu politika iflas etti. 

Suriye geçmişte olduğu gibi bugün de başımıza dert olmaya devam ediyor.

Her ne kadar birinci Dünya savaşında Arap kardeşlerimizden beklediğimiz desteği göremesek, hatta bir kısmı düşmanla omuz omuza Türk askerine karşı savaşsa da şimdi düştükleri duruma üzülüyoruz. Müslümanlığımız, Türklüğümüz ve insanlığımız bunu gerektiriyor.

Osmanlı'nın torunları olarak onlarla iyi ilişkiler kurmak, gücümüz nispetinde yardım etmek istiyoruz. Ama olmuyor.

Basına yansıyan haberlere göre, yurt dışındaki tek Türk toprağı olan Suriye'deki Süleyman Şah Türbesi IŞİD'in kuşatması altına. Askerlerimize yiyecek ve gıda yardımı aksamaya başlamış.

Bu olay bana Medine kuşatmasını hatırlattı. Bedeviler tarafından kuşatılan Medine'de açlıkla, hastalıklarla ve her türlü imkânsızlıkla sonuna kadar mücadele eden Fahrettin Paşa komutasındaki askerlerimiz sonunda mübarek beldeleri İngiliz'e teslim etmek zorunda kalmıştı.

İnşallah ikinci bir Medine olayı yaşanmaz.

İnşallah ikinci bir çuval olayı ya da Mavi Marmara benzeri bir olay yaşanmaz.

İnşallah Sayın Başbakan, bir kayalıktan ibaret küçücük bir ada olan Kardak adası Yunanlılar tarafından işgal edildiğinde dönemin Başbakanı Sayın Tansu Çiller'in gösterdiği cesareti gösterir de Türk Bayrağı gönderde dalgalanmaya devam eder.

MÜLTECİ MESELESİ

Suriyeli mültecilere insanî sebeplerle kucak açtık. Önce kamplarda ağırladık. Her ne kadar bazıları kıymet bilmese de!

Sayın Dışişleri Bakanı, mülteci sayısı seksen bin civarında iken, yüzbinin psikolojik sınır olduğunu söylemişti. Ancak psikolojik sınır aşılınca ne olacağını açıklamadı.  

Sınır aşıldı, yüzbinlerce mülteci Türkiye'ye geldi. Sonra olanlar malûm. Bunlar muhtelif illere dağıldılar. Kimisi bir iş buldu, alnının teriyle para kazanıp geçimini temin etmeye çalışıyor. Bu arada Türk esnafı ucuz iş gücünden yararlanıyor.

Ancak bir kısmı ise ne yazık ki dilencilik, fuhuş ve hırsızlıkla meşgul.

Bu ciddî bir sosyal problem. Türkiye bunu kaldıramaz. Suriyeli mültecilere insanî sebeplerle yardım etmek lâzım. Üstelik onlar din kardeşimiz. Ama bunun yolu kontrolsüz bir şekilde ülkemize alıp canlarının istediği gibi dolaşma imkânı vermek olmamalı.

Eğer hükümet bu problem daha fazla büyümeden tedbir almazsa doğabilecek sosyal ve ekonomik problemlerin altında kalır; bunu faturası hem Millete hem de hükümete ağır olur.

PYD VE KUZEY SURİYE

Suriye'nin başımıza açtığı dertlerden biri de PYD belası. PKK'nın uzantısı olan PYD kuzey Suriye'yi ele geçirmek ve orada Kuzey Irak benzeri bir yapılanmaya gitmek istiyor. Sonrası malûm. 

Bizler artık kan dökülmüyor, şehit cenazesi gelmiyor diye sevinirken (inşallah bu sevincimiz hep devam eder),PKK Türkiye'deki güçlerini Suriye'ye kaydırıyor. Yani bir süredir devam eden barış süreci en çok onların işine yaradı. 

Sonuç ne olur şimdiden kestirmek zor. Ama dış politika bağırıp çağırarak olmuyor. Putin kimseye kafa tutmuyor. Zamanı gelince yapması gerekin yapıveriyor. Biz ne kadar bağırırsak bağıralım, Kırım'ı ilhak etti bile!

ABD sözde yaptırımlar uyguluyor. Ancak kimse ümitlenmesin. Ruslar Afganistan'ı işgal ettiklerinde ABD ve diğer batılı ülkelerin uyguladığı en önemli yaptırım Moskova Olimpiyat Oyunlarının boykot edilmesiydi!

Kısacası büyük güçler Dünyayı kendi aralarında paylaşmışlar. Kimse kimsenin hâkimiyet alanına girmiyor. Göstermelik çıkışlar ve kınamalarla iş idare ediliyor.

Böyle bir dünyada eğer Türkiye gibi askeri ve ekonomik alanda yeterince güçlü bir ülke değilseniz, Sultan Abdülhamit gibi siyasî bir dehaya ihtiyacınız var demektir.

Rahmetli Abdülhamit, Osmanlı Devletinin en zayıf dönemlerinde, bağırıp çağırmadan, kimseye kafa tutmadan, kimseyi karşısına alıp ülkesini doğrudan hedef haline getirmeden dönemin süper güçlerini parmağında oynatıyordu.

Devleti tam otuz üç yıl bu şekilde idare etti. 

Onun hallinden sonra on yıl içinde koskoca Devleti Aliye tasfiye edildi.

Bugün ise Suriye problemi ile baş edemiyoruz. Bu yüzden İran ve Rusya başta olmak üzere pek çok devleti karşımıza aldık. 

İnşallah bu yaptığımıza değer sonuçlar ortaya çıkar da bir kez daha torunlarımıza hazin hikâyeler anlatmak zorunda kalmayız.