Dünyayı bekleyen en büyük tehlike; su kaynaklarına yapılan müdahalelerden dolayı meydana gelen temiz suya ulaşmanın giderek zorlaşmasıdır. Yani susuzluktur.

Geçtiğimiz günlerde Konya, Cihanbeyli , Yeniceoba, Kelhasan, Korkmazlar, Böğrüdelik, İnsuyu, Pınarbaşı, tekrar Cihanbeyli güzergahından Konya’ya bir gezi gerçekleştirdik. Gezide, Korkmazlar mahallesinden yeni dünürüm olan Mehmet Korkmaz Bey kardeşim ile birlikteydik. Mehmet Bey’in çocukluğu Korkmazlar köyünde geçmiş. Şu an kendisi İsviçre’de çalışıyor ve izinli olduğu için burada bulunuyor.

Yolculuğumuz sırasında bu bölge ile ilgili sohbetlerimiz oldu. Geçtiğimiz yol boyunca, ilçeler, eskiden belediye olup da mahalleye dönüşen yerleşim yerleri, bu yerleşim yerlerinden ayrılıp yayla ya da mezra diyebileceğimiz büyüklükte yeni mahalleler gördüm. Bunların ekseriyetinin içinden dereler geçiyor. Bu dereler kavak ve söğüt ağaçlarıyla dolu. Ancak artık tamamen kurumuşlar. Zira yakın zamanlarda o derelerden önemli debilere sahip derler akarmış. Zaten bu kavak ve söğüt ağaçlarının varlığı da bunu gösteriyor.

Bu bölgeye gitme sebebimiz aslında Mehmet Beylerin Korkmazlar mahallesinde bulunan kavakların, bir kavak tüccarına satılması işi ile ilgiliydi. Bu yıl bu kavakların, eğer kesilmezlerse tamamının kuruma riski var. Yerleşim yerlerine verilen; Pınarbaşı, Böğrüdelik, İnsuyu gibi isimler zaten bu bölgedeki yoğun su kaynaklarından dolayı verilmiş. Özellikle İnsuyu Vadisi boyunca yer yer beliren yeşillikler ve öbek öbek kalmış ve yaşamaya çalışan kamışlık grupları, bu derenin zengin bir su yatağı olduğunun kanıtı oluyor. Söğütler ise tamamen kurumuşlar. Sıklıkla görülen mısır tarlaları açılan kuyular sayesinde sulanmakta imiş.

“Devletimiz yaptığı bazı projelerde hatalı uygulamalar mı yapıyor acaba?” diye sormadan edemedim. Mesela, İnsuyu Deresine müdahale edilmiş. Dere yatağına boydan boya beton kanal yapılmış. Bu betonlama işleminden dolayı ‘etrafındaki su kaynaklarının gözeneklerinin kapandığını’ anlattılar.

Aracımızda bulunan bir şoför arkadaşımız; “Ülkeyi karış karış, gezmiş birisi olarak onlarca şehirde bundan 5-10 sene kadar önce şarıl şarıl su akan derelerin tamamının kuruduğundan’ bahsetti. Bu anlatılanlar neticesinde, Devletimiz ülkemizin her bölgesine göletler, barajlar inşa etti... “Acaba bu su toplama bentleri, dünya kurulalıdan beri belli bir düzende akan ve ülkemizin topraklarını doğal olarak sulayan küçüklü-büyüklü derelere gelir sağlayan doğal kaynaklarımızı küstürdü de başka diyarlara çekip gittiler mi?” diye aklıma gelmedi değil.

Derelerin, ırmakların, çayların önü bağlanarak; göller, göletler, barajlar inşa ettik. Bu yüzden dereleri kuruttuk. Şimdi de o göletler, barajlar kurumaya başladılar. Acaba su kaynaklarını biz insanoğlundan intikam mı almaktadırlar?

Yeraltı sularını yeryüzüne çıkarmak için açılan on binlerce kuyu da cabası. Yağışların da eskiye nazaran azalması bu kötüye doğru gidişatı tetiklemiş durumda...

Derler ki “Evrende azalmayan tek şey sudur. Yeryüzünden ne kadar su buharlaşırsa o su, gün gelir yeryüzüne tekrar düşer.” İyi de bizim yöremizin, ülkemizin topraklarından buharlaşan sular niye bizim yöremize, ülkemize değil de başka yörelere başka topraklara düşüyor?

Diyorlar ki; “Başka ülkeler kendi toprakları üzerinde görülen bulutlara yağmur mayası çalıyorlarmış ve başkalarının topraklarından buharlaşan sulardan meydana gelen bulutlar aslında dolaşa dolaşa o toprakların üzerine tekrar gidecek ve suyunu bırakacak ama ülkelerin müdahalesi ile o bulutlar yani o ülkelerin suyu çalınıyormuş.”

Allah Allah! Bir yaşıma daha girdim.

Olur olur, her bir şey olur bu dünyada...

Olmaz olmaz deme, olmaz, olmaz.