Merhaba değerli okurlar.

Bu hafta sizlere obezitenin yol açtığı kronik hastalıklar ve bu hastalıkların yarattığı toplumsal hasarlardan bahsedeceğim. Eskiden yani obezite ile ilgili araştırmalar yapılmadan önce sanki kilolu insan daha güçlü ve daha sağlıklı gibi algılanırdı. Ancak son dönemlerde bilimsel araştırmalar arttıkça görüldü ki obezite sadece basit bir kilo fazlalığı değil hipertansiyondan diyabete, kalp damar hastalıklarından erken ölümlere kadar geniş bir yelpazede tüm toplumu etkileyen devasa bir halk sağlığı sorunuydu.

Obezitenin temelinde vücutta anormal yağ artışı olmasıdır. Bu yağlar basit bir kütle etkisi olarak kalmak yerine aslında vücuda fazladan birçok hormonu salgılayarak vücuda vermektedir. Bu hormonlar ise başta kalp-damar sistemi olmak üzere, pankreas, karaciğer ve diğer bütün organları kontrolsüz şekilde uyarmaktadır. Zaten aşırı ve kötü beslenmeye bağlı artan kolesterol düzeyleri ve hormonlara bağlı bozulan damar yapıları hipertansiyona zemin oluşturmaktadır. Benzer şekilde anormal yağ artışı insülin direnci oluşturarak şeker hastalığına yol açmaktadır. Tansiyon ve şeker hastalığı birlikteliği ise, kalp-damar hastalıkları, ani ölümler, böbrek yetmezlikleri, siroz ve kanserler gibi birçok hastalığın oluşmasını tetiklemektedir. Yani obezite çok ciddi hastalıkların oluşmasına neden olan önemli bir sağlık problemidir.

Bugün Türkiye’de yetişkin nüfusun yaklaşık %33’ü obez, %35’i ise fazla kilolu kategorisinde yer alıyor. Yani her 10 yetişkinden 7’si sağlıklı kilo aralığının dışındadır. Daha kötüsü, çocukluk çağı obezitesi de hızla artıyor. Her dört çocuktan biri fazla kilolu veya obez. Bu da geleceğin yetişkinlerinin bugünden risk altında olduğunu gösteriyor. Ülkemizde maalesef veriler çok ciddi alarm vermektedir. Öyleki; Türkiye’de yaklaşık 15 milyon hipertansiyon hastası bulunuyor. Bu hastaların yarıdan fazlasında sadece obezite risk faktörü mevcut. Diyabet sıklığı son 20 yılda iki katına çıktı ve bugün yaklaşık 9 milyon kişi diyabetle yaşıyor. Bu hastalıkların %67’si obezite nedeniyle oluşmuş. Kalp damar hastalıkları ise hâlâ ülkemizde en önemli ölüm nedeni. Her yıl 200 bini aşkın insan kalp krizi nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu krizlerin %70’i obez ve fazla kilolu kişilerden oluşmaktadır. Bu hastalıklara maruz kalan bireylerin kişisel olarak yaşamları etkilenmekle kalmıyor, ciddi iş gücü kayıpları, aynı zamanda sağlık harcamalarında ciddi artışlar ile toplumsal olarak da büyük yük oluşturmaktadırlar.

Sağlık Bakanlığı verileri obezitenin Türkiye’ye olan ekonomik yükünün her yıl milyarlarca lirayı bulduğunu gösteriyor. Hastalıklara bağlı iş gücü kaybı, malülen emeklilik, üretkenlik düşüşü derken hesaplanamayan toplam maliyet çok daha büyük bir seviyeye ulaşıyor. Bazı hesaplamalar, obeziteye bağlı hastalıkların Türkiye’nin yıllık sağlık harcamalarının %20’sine yaklaştığını ortaya koyuyor. Diğer taraftan obez bireylerde obeziteye bağlı hareket kısıtlığı, toplumdan dışlanma ve özgüven kaybı da bu bireylerde ciddi bir şekilde üretkenliği ve işgücünü düşürmektedir. Ancak toplumsal bazda bu kayıplar görmezden gelindiği için ekonomik olarak kayıplar yaşadığımızı anlayamıyoruz. Yani obezite ile ilişkili kronik hastalıkların yarattığı toplumsal yük sessiz bir tsunami gibi büyüyor.

Bugün gereken adımlar atılmazsa yarın çok daha büyük maliyetlerle karşılaşacağız. Bu nedenle sadece bireyi korumak için obeziteyle mücadele değil toplumsal olarak obeziteden kurtulmak ülkemizin ve toplumumuzun geleceği için çok önemlidir. Ülkemiz için, toplumumuz için ve geleceğimiz için obeziteyle topyekün mücadele etmeli, ortak bilinç geliştirmeli ve bu hastalıkla toplumsal olarak hareket etmemiz gerektiğini unutmayalım.