Türküleri çok seviyorum. Aracımın radyo kanalı da bu yüzden hep ‘TRT Türkü’ kanalına ayarlıdır. Kanal zaman zaman Türkiye gündemiyle ilgili özet olarak haberleri de veriyor ama diyebilirim ki 7/24 türkü söyleniyor kanalda.

Birbirinden güzel Anadolu türküleri... Ülkemizin her karış bölgesine özgü, ezgiler, türküler...

“Bana ne yazdan bahardan?

Bana ne borandan kardan?

Aşağıdan yukarıdan,

Yolun sonu görünüyor.

Deyip insana ölümü hatırlatan, “dünya hayatının, kısa hikâyeden ibaret olduğunu” anlatan türküler...

Zeytin yaprağı yeşil

Altında kahve pişir

Beni sana vermezler

Aklın başına devşir.”

Diye devam eden, yine bu dünyada yuva kurmaya karar vermiş sevdalılara tavsiyelerde bulunan türküler.

Kimi vuslata kimi firkate vurgu yapan türküler. Gurbeti, sılayı, sevgiliyi işleyen türküler...

Dün akşam, Konya merkezin hemen yanı başında, Konya Antalya kara yolu güzergâhında bulunan Çayırbağı mahallesindeydim. Dönüş yolunda yine Radyo Türkü kanalında hem türküler çalınıp söyleniyor hem de insanın dünya meşakkatleri hakkında hikâyeler anlatılıyor, tavsiyelerde bulunuluyordu.

Programı sunan ve yöneten beyefendi naif sesiyle ardı ardına öyle güzel hikâyeler anlatıyor ve hikâyeyle mütenasip öyle güzel türküler yayınlıyordu ki yolun ne zaman bittiğini ne zaman eve geldiğimi anlayamadım. Programın konusu, “kendimiz olmak yerine başkası olmak, kendimize odaklanmak yerine hep başkaları üzerine odaklanmak” üzerineydi.

Sohbetin bir yerinde;

“Bazen, evden ayrılırken yanımıza almamız gereken bazı eşyalarımızı unuturuz ama cep telefonumuzu hiç unutmayız. Zira telefonumuzdan; başkalarının göndereceği mesajları, başkalarının yapacağı aramaları, başkalarının paylaşımlarını, başkalarının birbirleriyle olan ilişkilerini daha çok merak eder ve onlarla daha çok ilgileniriz. Bu yüzden de telefonumuz yanımıza almayı hiç unutmayız.

Hâlbuki onları bıraksak, kendimizle ilgilensek çok daha rahat ve huzurlu bir ortamın içinde olacağız. Sürekli olarak başkalarıyla konuşmak yerine zaman zaman da kendimizle konuşsak, kendimizi ihmal etmesek çoğu konu kendiliğinden düzelecek.

Ayrıca hep işe odaklı yaşıyoruz. İşimizi ve başkalarını takip etmekten, eşimizi, çocuklarımızı ve her şeyden önemlisi kendimizi ihmal ediyoruz. Bu da ruhsal durumumuzun gerilmesine, sağlıklı bir yaşantının güçleşmesine, kendi ihtiyaçlarımızın karşılanmasının ertelenmesine sebep oluyor. Bu sağlıklı bir hal değil.” mealinde güzel şeyler söylüyordu.

Bir ara telefonumun arama sesiyle türkü sesleri birbirine karıştı. Arayan Seydişehirli hemşerim, Seydişehir’imizin kıdemli gazetecisi ve kendisi de bir radyo programcısı ve sunucusu olan güzel insan Hakkı Balcı Kardeşimdi.

Aracımı yolun kenarına çekip aramasını cevaplandırdım.

“Abi akşam radyomuza; hemşerimiz Konya Büyükşehir Belediyesi Yayınlar Şube Müdürü Vural Kaya, Seyyid Harun Anadolu Lisesi Tarih Öğretmeni Ercan Arslan ve sizi konuk olarak almak istiyorum.” dedi.

Ben de “Hay hay seve seve, eve varınca iletişime geçelim.” deyip telefonu kapattık.

Eve geldiğimde program davetini alır almaz bilgisayarımın başına geçtim ve diğer arkadaşlarımla birlikte, Hakkı Balcı kardeşimin yönelttiği sorulara dilimizin döndüğünce cevap vermeye çalıştık.

Burada konu yine ‘İnsanın mutluluğu, hayata dair şikâyetleri, insanın hayattan ne anladığı, insanın kendisi dururken hep başkalarını düzeltme ve hizaya sokma gayretleri ve benzeri konular’ dile getirildi.

Bu programda da “Hep başkaları olmak yerine öncelikle kendimiz olma gayretinin öne çıkması gerektiği” hususu, öne çıkan önemli bir husustu. “Sürekli olarak başkalarının hatalarını görme çabasından ziyade kendimizin hatalarını düzeltmeye çalışmanın, huzur ve mutluluğun daha kolay sağlanacağı, ancak tarihin ilk zamanlarından bu yana şikâyetlerin hep var olduğu, aslında bunun da çok kıymetli bir şey olduğu hususu” vurgulanan düşünceler olarak dikkat çeken konular oldu.

Velhasıl, insana dair, insanın kendisi olmaya gayret etmesi hususunda, hep “Başkaları ne der?” “Başkaları hangi model araçlara biner?” Başkaları nasıl bir evde ikamet eder?” “Başkalarının çocukları hangi okullarda okur, hangi mesleği icra eder?” soruları ve merakları yerine, yakınlarımızda olan insanların maddi ve manevi durumlarına ayarlı olan kendi hayatımızın ne kadar çekilmez olduğu, kendi bilgi ve becerilerimizin çok daha kıymetli olduğu ve bunları harekete geçirmeye çalışmamızın daha doğru olacağını kabul etmemiz lazım.

“Batılı insan,” kendi hayatını başkalarının ne yaptığına göre değil, kendi özgün hedeflerine uygun olarak ayarladığı için her türlü alanda başarılı oluyor.”

“Beni benden sorman, ben ben değilem,
Bir ben vardır bende benden içeru.”

diyen Yunus’u anlayıp o ‘ben’i ortaya çıkarma gayretimize saygılar olsun.