Midemiz, gün boyunca farkında olmadan en çok çalışan organlarımızdan biri. Yediklerimizi sindirmek, besinleri parçalamak ve vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enerjinin hazırlanmasına katkı sağlamak gibi önemli görevleri var. Ancak çoğu zaman midemizin kıymetini ancak bir sorun yaşadığımızda anlıyoruz. Üstelik mide sağlığı konusunda toplumda yıllardır dolaşan pek çok bilgi var. Bunların bazıları doğru, bazıları ise eksik veya tamamen yanlış. Oysa mide hastalıklarında en önemli yaklaşım, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek kadar, riskleri önceden fark edip önlemektir.

Kısacası: Mide sağlığında da koruyucu hekimlik, tedaviden önce gelir.

“Mide ağrım varsa kesin gastritim vardır.”

Bu, en sık karşılaştığımız yanlışlardan biri. Karın veya mide bölgesindeki ağrı tek başına gastrit anlamına gelmez. Reflü, ülser, safra kesesi hastalıkları, fonksiyonel dispepsi ve daha birçok farklı durum benzer yakınmalara yol açabilir. Bu nedenle tekrarlayan mide ağrısını sürekli “gastritim tuttu” diyerek geçiştirmek doğru değildir. Özellikle şikâyetler uzun sürüyorsa veya giderek artıyorsa altta yatan neden araştırılmalıdır.

“Acı ve baharatlı yiyecekler ülser yapar.”

Burada da önemli bir ayrıntı var. Acı veya baharatlı yiyecekler bazı kişilerde mide yanması ve hazımsızlık şikâyetlerini artırabilir. Ancak peptik ülserin en önemli nedenleri arasında Helicobacter pylori enfeksiyonu ve nonsteroid antiinflamatuvar ağrı kesiciler (NSAİİ) bulunur.

Dolayısıyla “Acı yedim, midem yandı; demek ki ülser oldum” şeklinde düşünmek doğru değildir. Burada asıl önemli olan, kişinin kendi vücudunu tanıması ve kendisinde şikâyeti artıran yiyecekleri ölçülü tüketmesidir.

“Ağrı kesicinin mideye zararı olmaz.”

Bu inanış özellikle dikkat edilmesi gerekenlerden. İbuprofen, naproksen, diklofenak ve benzeri NSAİİ grubu ilaçlar mide mukozasını olumsuz etkileyebilir; uzun süreli veya yüksek doz kullanımlarda ülser ve mide-bağırsak kanaması riski artabilir. Bu risk, bazı kişilerde daha da yüksektir. Bu nedenle “Eczaneden reçetesiz aldım, demek ki zararsızdır” yaklaşımı doğru değildir. Özellikle ileri yaşta olan, daha önce ülser veya mide kanaması geçirmiş bulunan, kan sulandırıcı kullanan ya da uzun süre ağrı kesici kullanması gereken kişilerin hekim önerisi olmadan bu ilaçları kullanmaması önemlidir.

“Mide koruyucu kullanırsam her şeyi yiyebilirim.”

Mide koruyucu ilaçlar, doğru hastada ve doğru nedenle kullanıldığında son derece faydalıdır. Ancak bir ilacın mide asidini azaltması, mideyi bütün zararlı etkenlerden koruduğu anlamına gelmez. Örneğin mide mukozasına zarar verebilen ilaçların gereksiz ve uzun süreli kullanımı, alkol tüketimi veya Helicobacter pylori enfeksiyonu gibi nedenler ayrıca değerlendirilmelidir. Yani mide koruyucu ilaçlar, sağlıksız alışkanlıkların telafisi için kullanılacak bir “kalkan” değildir.

“Helicobacter pylori varsa mutlaka şikâyet olur.”

Cevap Hayır.

Helicobacter pylori, mide mukozasında yerleşebilen ve kronik gastritin önemli nedenlerinden biri olan bir bakteridir. Bazı kişilerde belirgin şikâyet olmadan bulunabilir. Tedavi edilmesi gereken durumlarda uygun tedavi, enfeksiyonun ortadan kaldırılması ve sonrasında eradikasyonun doğrulanması önemlidir. Bu nedenle tekrarlayan mide yakınmaları, ülser öyküsü veya hekimin gerekli gördüğü diğer durumlarda Helicobacter pylori açısından değerlendirme yapılabilir.

“Mideyi korumak için mutlaka özel bir diyet yapmalıyım.”

Aslında çoğu mide hastalığında herkese uygulanması gereken tek bir “mide diyeti” yoktur. Bilimsel veriler, peptik ülserin oluşmasında veya tedavisinde belirli bir özel diyetin temel bir rolü olmadığını göstermektedir. Elbette kişinin kendi şikâyetlerini artıran yiyeceklerden uzak durması önemlidir. Aşırı yağlı yiyecekler, alkol, çok fazla kahve veya bazı baharatlı gıdalar özellikle reflü ve hazımsızlık yakınmalarını artırabilir. Burada amaç yasaklar listesi oluşturmak değil, kişiye uygun ve sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmaktır.

Peki koruyucu hekimlik açısından midemizi nasıl koruyabiliriz?

Aslında cevap çoğu zaman oldukça basit: Gereksiz ağrı kesici kullanımından kaçınmak, sigara kullanmamak, alkolü sınırlamak, dengeli beslenmek, aşırı ve geç saatlerde yemek yememek ve tekrarlayan mide şikâyetlerini önemsemek…

Bunlara bir de kişinin kullandığı ilaçların düzenli olarak gözden geçirilmesini eklemek gerekir. Çünkü koruyucu hekimlik sadece hastalık ortaya çıkmadan önce yapılan taramalardan ibaret değildir. Risk faktörlerini erken fark etmek, doğru zamanda doğru müdahaleyi yapmak ve kişinin kendi sağlığı konusunda bilinçlenmesini sağlamak da koruyucu hekimliğin önemli bir parçasıdır.

“Geçer” diyerek beklememek gerekiyor

Mide yakınmalarının büyük bölümü ciddi bir hastalık anlamına gelmeyebilir. Ancak bazı belirtiler mutlaka değerlendirilmelidir. Özellikle açıklanamayan kilo kaybı, yutma güçlüğü, sürekli kusma, kansızlık, tekrarlayan veya giderek artan şikâyetler, kanlı kusma ya da siyah-katran görünümünde dışkılama gibi bulgular varsa doktora başvurmak gerekir. Çünkü bazen vücudumuzun verdiği küçük bir sinyal, daha önemli bir problemin ilk işareti olabilir. Midemiz bize çoğu zaman sessizce hizmet eder. Onun sesini ancak ağrıdığında duymak zorunda değiliz.

Sağlıklı bir mide için en iyi yaklaşım, hastalığı beklemek değil; riskleri önceden fark etmektir.

Unutmayalım: Koruyucu hekimlik, hastaneye gitmemek değil; hastaneye gitmeyi gerektirecek hastalıkları mümkün olduğunca önceden önlemektir ve mide sağlığında da en değerli tedavi, çoğu zaman hastalığı ortaya çıkmadan önce önlemektir.