“Doktor bey, yemeklerden sonra göğsüm yanıyor.”

“Sabahları ağzıma acı bir su geliyor.”

“Ne yesem midem şişiyor, yanıyor.”

Muayene sırasında bu cümleleri oldukça sık duyuyoruz. Özellikle yoğun çalışma temposu, düzensiz öğünler, geç saatlerde yemek yeme ve stresli yaşam tarzı, mide ve sindirim sistemi şikâyetlerinin giderek daha fazla karşımıza çıkmasına neden oluyor.

Reflü ve gastrit toplumda oldukça sık görülen iki önemli mide problemidir. Ancak burada önemli bir noktayı hatırlatmak gerekir: Her mide yanması gastrit, her göğüs yanması da reflü değildir. Şikâyetlerin uzun sürmesi veya tekrarlaması durumunda altta yatan nedenin doğru şekilde belirlenmesi gerekir.

Peki günlük hayatımızda yapacağımız bazı değişikliklerle midemizi koruyabilir miyiz?

Elbette.

Öncelikle tabağımıza bakalım

Midemizin sağlığı aslında soframızda başlıyor. Çok büyük porsiyonlarla yemek yemek, özellikle akşam saatlerinde mideyi gereğinden fazla doldurmak reflü şikâyetlerini artırabiliyor. Bu nedenle “çok acıktım, bir oturuşta doyurayım” anlayışı yerine daha küçük porsiyonlarla, yavaş ve sakin yemek daha doğru bir yaklaşım. Yemeği hızlı tüketmek yerine lokmaları iyice çiğnemek de sindirim sistemimizin işini kolaylaştırıyor. Sofradan kalktığımızda tıka basa doymuş olmak yerine, kendimizi rahat ve hafif hissetmemiz aslında daha iyi bir ölçü.

Akşam yemeği ile uyku arasında mesafe olsun

Reflüsü olan kişilerin en sık yaptığı hatalardan biri, akşam yemeğini geç saatlere bırakmak ve ardından kısa süre içerisinde yatağa girmek. Mide doluyken yatmak, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını kolaylaştırabiliyor. Özellikle gece reflüsü yaşayan kişilerde bu durum uykunun bölünmesine, boğazda yanma ve sabahları ağızda kötü veya ekşi bir tat oluşmasına neden olabiliyor. Bu nedenle mümkünse akşam yemeği ile uyku arasında birkaç saat bırakmak önemli. “Gece yatmadan önce bir şeyler atıştırmadan uyuyamıyorum” diyenler için de alışkanlığı yavaş yavaş değiştirmek daha gerçekçi bir yöntem olacaktır.

Herkesin midesi aynı yiyeceğe aynı tepkiyi vermez

Reflü ve gastrit denildiğinde hemen uzun bir “yasaklar listesi” akla geliyor. Oysa herkes için aynı yiyeceklerin sorun oluşturduğunu söylemek doğru değil. Bazı kişilerde kahve, çikolata, yağlı yiyecekler, kızartmalar, acılı ve baharatlı yemekler, domates, turunçgiller veya gazlı içecekler şikâyetleri artırabilir. Bazı kişiler ise bu gıdaları herhangi bir sorun yaşamadan tüketebilir.

Burada önemli olan, kendi bedenimizi tanımak. Örneğin kahve içtikten sonra her defasında mide yanması yaşayan bir kişinin “Herkes kahve içiyor, ben de içmeliyim” demesi gerekmiyor. Aynı şekilde herhangi bir yiyecek sizde şikâyete neden olmuyorsa, sırf reflü hastalarına yönelik genel bir listede yer alıyor diye onu tamamen hayatınızdan çıkarmak da şart değil.

Fazla kilolar mideyi de etkiliyor

Fazla kiloların sadece kalp-damar sistemi veya eklemlerimiz üzerinde etkili olduğunu düşünmeyelim. Özellikle karın bölgesindeki yağlanmanın artması, karın içi basıncı yükselterek reflü şikâyetlerini artırabiliyor. Bu nedenle fazla kilolu kişilerde sağlıklı ve kontrollü bir şekilde kilo vermek, yalnızca genel sağlığımız açısından değil, mide sağlığımız açısından da önemli. Ancak burada da hızlı ve sürdürülemez diyetler yerine, uzun vadede uygulanabilecek dengeli bir beslenme düzenini tercih etmek gerekiyor.

Sigara ve alkol konusunda dikkat

Sigaranın akciğerlerimize verdiği zararı hepimiz biliyoruz. Ancak sigara, sindirim sistemimizi de olumsuz etkileyebiliyor ve reflü yakınmalarını artırabiliyor. Alkol de mide mukozasını tahriş edebilen ve bazı kişilerde reflü şikâyetlerini artırabilen faktörlerden biri. Bu nedenle mide sağlığımızı korumak istiyorsak sigaradan uzak durmak ve alkol tüketimini sınırlandırmak önemli adımlar arasında.

Stres midemizi gerçekten etkiliyor mu?

“Sinirlenince mideme ağrı giriyor.” Bu cümleyi hepimiz hayatımızın bir döneminde söylemiş olabiliriz. Stres her gastritin nedeni değildir. Ancak beynimiz ile sindirim sistemimiz arasında çok güçlü bir iletişim bulunuyor. Yoğun stres ve kaygı, mevcut mide-bağırsak şikâyetlerinin daha belirgin hissedilmesine ve bazı kişilerde sindirim sisteminin çalışma düzeninin bozulmasına neden olabiliyor. Bu nedenle düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku, gün içerisinde kısa molalar vermek ve kişinin kendisine uygun stres yönetimi yöntemlerini bulması sadece ruhsal sağlığımız için değil, sindirim sistemimiz için de önemli.

Gastrit sadece yanlış beslenmek değildir

Gastrit denildiğinde çoğumuzun aklına hemen “Acı yedim, midem bozuldu” düşüncesi geliyor. Oysa gastritin birçok farklı nedeni olabilir.

Özellikle Helicobacter pylori enfeksiyonu önemli nedenlerden biridir. Bunun yanında bazı ağrı kesicilerin uzun süre veya kontrolsüz kullanılması da mide mukozasına zarar verebilir. Bu nedenle sürekli mide ağrısı veya yanması yaşayan kişilerin yalnızca beslenmesini değiştirmesi yeterli olmayabilir. Şikâyetlerin nedeninin doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Mide ağrısını hafife almayın

Her mide yanması ciddi bir hastalık anlamına gelmez. Ancak bazı belirtiler kesinlikle ihmal edilmemelidir. Yutma güçlüğü, sürekli kusma, kanlı kusma, siyah renkli dışkılama, açıklanamayan kilo kaybı, kansızlık veya giderek artan ve şiddetlenen mide ağrısı gibi belirtilerde mutlaka doktora başvurulmalıdır. Özellikle daha önce olmayan, yeni başlayan ve kalıcı hale gelen şikâyetleri “Benim midem hassas” diyerek geçiştirmemek gerekir.

Sonuç olarak…

Mide sağlığımızı korumak için hayatımızı baştan aşağı değiştirmemize gerek yok. Daha küçük porsiyonlar tüketmek, yemeğimizi yavaş yemek, gece geç saatlerde yemek yememek, fazla kilolarımız varsa sağlıklı şekilde vermek, sigaradan uzak durmak, alkolü sınırlamak ve düzenli hareket etmek bile önemli bir başlangıç. Belki de en önemlisi, midemizin bize gönderdiği mesajları dinlemek. Çünkü sağlığımız çoğu zaman büyük kararlarla değil, her gün tekrarladığımız küçük alışkanlıklarla şekilleniyor.

Unutmayalım; soframızdaki seçimler yalnızca bugünümüzü değil, yarının sağlığını da belirliyor.