MESCİD-İ AKSA VE TÖRPÜLENEN DEĞERLER

İsrail yine rahat durmadı. İsrail askerleri Mesci-i Aksa'ya, Müslümanların kutsal mekânlarına zorla girdi. Hem de postallarıyla!

Musevîler güya ırkçılık karşıtıdırlar. Nazilerden çok çekmişlerdir. Ama bugün Dünya'nın en ırkçı devleti İsrail'dir.

Musevîler zulme de karşıdırlar! Ama bugün en zalim Devlet İsrail'dir.

Batılı ülkeler güya teokratik yönetimlere karşıdırlar. Ama hâlihazırda Dünyadaki en önemli teokratik devlet İsrail'dir. Ama bunu görmezden gelirler.

İsrail'in zulmünü de, ırkçılığını da görmezden gelir hatta bazen el altından bazen de açıktan destek olurlar.

İsrail her türlü kötü sıfatı, eleştiriyi, aşağılanmayı, lânetlenmeyi hak ediyor. O'na destek verenler de öyle! Ne kadar kızsak, ne kadar hakaret etsek yeridir.

Ama kızmak fayda eder mi?

Somut adımlar atamadıktan, İsrail'i yaptığına yapacağına pişman edemedikten, kapında yalvartamadıktan sonra kızsan neye yarar?

Hatırlanacağı üzere kısa süre önce İsrail mallarına boykot uygulanması gündeme gelmişti. O zaman da bu tür boykotların fayda etmediğini, gelip geçici olduğunu yazmıştık.

Ne oldu?

Kısa zamanda unutuldu.

Saman alevi gibi parlayıp söndü.

Peki çözüm ne?

Kısa vadede çözüm görünmüyor.

Orta ve uzun vadede (tabii Filistin o kadar dayanabilirse) tek çözüm millî bilinci, millî ruh ve heyecanı arttırmaktır.

Öyle bir toplum oluşmalı ki, hiçbir ferdi tek bir İsrail malı bile almasın.

Öyle bir toplum oluşmalı ki millî ve manevî değerlere en ufak bir saldırı bile olsa topyekûn ayağa kalksın.

Ama öyle miyiz?

Hayır!

Gönderden bayrak indirilip yakılır, cılız tepkilerin dışında sesimiz çıkmaz.

Dinimize, Milletimize, ecdadımıza saldırılır, Rahmetli Mehmet Akif'in deyimiyle, hiç olmazsa yanımızdan bile kovamayız.

Mekke'de tek bir Osmanlı eseri bırakılmaz, Kâbe'nin revaklarına kadar sökülür, kılımız kıpırdamaz.

Eşkıya başı kahramanlaştırılır, onu da sineye çekeriz

Daha fazla örneğe gerek var mı?

Galiba kanıksıyoruz.

Tam bir değer erozyonuna uğradık.

İsrail'e ya da Batıya kızmaya hakkımız var mı?

Onlar dinlerinin, milliyetlerinin cibilliyetlerinin gereğini yapıyor!

Asıl biz ne yapıyoruz, ona bakmak lâzım.

Millî ve manevî konularda bırakın ayağa kalkmayı, millî ve manevî değerlerimizden haberimiz var mı?

Çocuklarımızı bu ruh ve heyecanla yetiştirebiliyor muyuz?

Onlara dinlerini, tarihlerini, ecdatlarını öğretebiliyor muyuz?

Kaç ailenin üniversiteye giden çocuğu meselâ İsa Yusuf Alptekin'in adını duymuştur? Mustafa Cemil Kırımoğlu'nu kaçı bilir? Hoca Ahmet Yesevî'nin adını kaçı duymuştur? Kaç tanesi Mehmet Akif'in Safahatı'nı ya da Necip Fazıl'ın Çile'sini okumuştur? Kaç tanesi bir defa olsun Kur'an meali hatmetmiştir?

Ama eminim pek çoğu Justin Bieber'i iyi bilir, hatta hayranı olanlar bile vardır. Ledy Gaga'yı tanımayan yoktur.

Nene Hatun'u Kara Fatma'yı, Medine'yi kahramanca savunan Fahrettin Paşa'yı bilmeyen gençlerimiz, Amerika'nın sahte kahramanlarını çok iyi tanırlar.

Dede Korkut hikâyelerinden habersiz olan gençlerimiz, La Fontaine masallarının çoğunu ezberlemiştir.

Suç kimde?

Gençlerde değil elbette!

Onları yetiştiren bizlerde!

Biz öğretim üyelerinde, biz öğretmenlerde!

Ama en önemlisi biz anne ve babalarda!

Lütfen topu taca atmayalım. Sorumluluğu sisteme falan yüklemeyelim.

Bırakın başkalarının çocuğunu, kendi çocuğumuzu ne kadar iyi yetiştirebildiğimizi, bu değerleri ne kadar iyi aşılayabildiğimizi bir düşünelim.

Eğer biz yüksek seciyeye sahip bir toplum olamazsak, gençlerimizi millî ruh ve heyecanla yetiştiremez, millî ve manevî değerlerimizi bir kenara bırakır, kimliğimizi, kişiliğimizi kaybedersek, kimsenin ciddiye almadığı, alay ettiği, değer vermediği bir güruh haline geliriz.

İşte o zaman bayrağımızı da indirirler, mabetlerimize de postallarla girerler. Eşkıya başını başımıza kahraman yaparlar, her gün televizyonlar vasıtasıyla oturma odalarımıza kadar girerek her türlü değerimizle alay ederler.

O zaman?

O zaman devir kuru kuruya kızma devri değil, titreyip kendine dönme devridir.