Siyonist İsrail Devleti, bütün dünyanın gözü önünde gece gündüz durmadan, bir yıldır Gazze’de büyük bir vahşet sergiliyor. Emsali az görünür bir katliam ve zulüm gerçekleştiriyor. Kadın, yaşlı ve çocuk demeden binlerce Filistinliyi katlediyor. Evleri, okulları, hastaneleri, camileri yerle bir ediyor. Gazze’yi kan gölüne çeviriyor.
Hanümanları yıkılmış, ocakları sönmüş, evlatlarını, ana babalarını, yakınlarını kaybetmiş ve on binlercesinin vücut azaları kopmuş, parçalanmış, yaralanmış halde olan, aç ve açıkta kalan Gazze’deki Müslüman Filistinliler, bir yandan seslerini İslam dünyasına duyuramamanın acısını içlerinde duyarlarken bir yandan da verdikleri on binlerce şehidin ve gazinin onurunu yaşayarak Rabbimize hamd ediyorlar.
Batı Şeria’da, Kudüs’te, Ramallah’ta ve El Halil’de görülen insanlık dışı görüntülerin çok daha şiddetlisi Gazze’de görülüyor. Aslında 1948 yılından beri 75 yıldır bu acıyı yaşıyor Filistin… 75 yıldır büyük ve çetin bir imtihan içindeler Filistinli kardeşlerimiz… Sadece onlar mı? Bizler, bütün Müslümanlar, topyekûn İslam ülkelerinin yöneticileri ve halkları aynı imtihandan geçiyor.
Filistin’in yiğit Müslümanları; lanetlenmiş Siyonist İsrail devleti ile bütün imkânsızlıklarına rağmen yıllardır din ve vatan uğruna cihat ederek, mücadele vererek, şehitler vererek, büyük acılar çekerek imtihandan geçerken dünyanın dört bir yanındaki diğer Müslümanlar da, onlara ne kadar yakın olabileceklerinin imtihanını vermektedirler.
Bu imtihan daha önce Bosna için, Irak için, Afganistan için verilmişti, şimdi de Gazze için, Filistin için verilmektedir. Gelecekte Allah korusun kim bilir, kimin için verilecek aynı imtihan…
İsrail, ateşkes çağrılarına olumlu cevap verse ve Gazze’den çekilse bile her şey biter, Ortadoğu karışıklıktan kurtulup sükûnete kavuşmuş olur mu? Vahşi İsrail, saldırılarına son verip kendi bölgesine bir daha çıkmamak üzere çekilmiş olur mu? Filistinli Müslümanların yıllardır çektikleri acılar sona erer, İsrail zulmü ve terörü biter mi? Siyonist İsrail’in karakteristik özelliğini bilen her Müslümanın bu sorulara vereceği cevap maalesef kocaman bir “hayır” dır.
İsrail bir süre ara verse bile, bir bahaneyle Filistin’in herhangi bir bölgesine tekrar saldıracak, tekrar insanlığın kanını donduracak vahşet tabloları yaşanacak, tekrar ahlar vahlar edeceğiz. Bu durum 75 yıldır böyle oldu, tabiî ki arzu edilmez ama yine böyle devam edecek gibi görünüyor. Çünkü İsrail, inancının gereğini yerine getiriyor ve bu vahşeti ibadet niyetiyle yapıyor. İsrail, davasını ısrarla sürdürdüğü “Siyonizm Planı” emeline ulaşıncaya kadar durmayacak, kendisine “dur” diyen bir güç olmadığı sürece saldıracak, yakacak, yıkacak, katledecek…
Nitekim saldırılarını daha da genişletmiş durumda. Gazze’den sonra şimdi de Lübnan’a uzandı. Lübnan’ı havadan günlerce bombaladıktan sonra kara saldırısı da başlattı. Gazze ile birlikte Lübnan’ı da işgal etmek istiyor. Bir yandan da İran’ı tehdit ediyor. Suriye’yi, Yemen’i bombalıyor.
İsrail’in bu saldırılarına ABD tam destek vermekte, batı ülkelerinin de büyük bir kısmı destek verirken bir kısmı da sessiz kalmaktadırlar. Bunların desteğini ve sessizliğini bir yere kadar anlamak mümkündür. Zira onlar, İslâm düşmanlığında İsrail ile hemfikirdirler. Acı olan İslâm ülkelerinin gösterdiği duyarsızlıktır. İslam Ülkeleri ne yapmaktadır? Filistin’in Gazze direnişinde hangi İslam Ülkesi gereken hassasiyeti göstermiş ve hangisi derde derman, sadra şifa olacak bir adım atabilmiştir?
Bütün İslam ülkelerinin İsrail ile olan askeri, idari ve ekonomik ilişkileri hiç sarsılmadan devam ediyorsa, İsrail ile bütün İslam ülkelerinin büyükelçilikler nezdindeki münasebetleri bu vahşetten etkilenmeden karşılıklı olarak yürüyüp gidiyorsa, Cumhurbaşkanımızın bütün iyi niyetine ve haykırmasına rağmen Osmanlı mirasını taşıyan Türkiye’de ABD üsleri faaliyetlerine devam ediyorsa, Mısır, Gazze’nin tek nefes alabileceği yeri olan Refah geçiş kapısını İsrail’e bırakmış, insani yardımların bile girmesi İsrail’in insafına bırakılmışsa, başta Suudi Arabistan olmak üzere diğer İslam ülkelerinin yöneticileri vurdumduymazlıklarını ve kayıtsızlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar ise nerede kaldı kardeşliğimiz, nerede kaldı din ve tarih birliğimiz, nerede kaldı Müslümanlığımız?
Suriye ve Irak bugünlere hazır olmak üzere zaten çok daha önceden halledilmişti. Bu şartlarda hangi İslam ülkesi imtihandan başarı ile çıkabilmiştir? Her şeye rağmen sadece Türkiye her platformda Filistin’in yanında olduğunu haykırmakta, İsrail’i tel’in etmekte ama sesini hiç kimse duymamaktadır.
Siyonizm’in sinsi planına göre, inandıkları Nil’den Frat’a kadar olan inandıkları “vaat edilmiş topraklara” sahip olma, Arz-ı mev’ud ve Büyük İsrail hayalini gerçekleştirme emelinin peşinde koşan Siyonizm’in temsilcisi İsrail terör örgütüne karşı, yıllardır yılmadan mücadele veren Filistin’in yiğit evlatları, aslında tüm İslam Ümmeti ve Türkiye Müslümanları adına da şanlı direnişlerini sürdürmektedirler.
Zira “vaat edilmiş topraklar” bünyesinde İslam ülkelerinin ve ülkemizin de bir bölümü de yer almaktadır. Filistin’i bütünüyle ortadan kaldırmak isteyen İsrail daha sonra hayaline ulaşmak için, ABD’nin ve batı ülkelerinin de desteğiyle adım adım işgalci ve yayılmacı politikasını sürdürecektir.
“Peki ne yapmak lazım?” sorusunun cevabı şudur. İslam ülkelerinin kendi aralarındaki birlik ve bütünlüğü sağlamaları, savunma gücü dâhil bütün alanlarda güç birliği yapmaları, olaylara ABD gözlüğü ile değil İslâm gözlüğü ile bakabilme cesaret ve ferasetini gösterebilmeleri, ABD’den ve AB’den imdat beklemek yerine beraberce ortak tavır takınabilme azim ve kararlılığını ortaya koymaları bütün problemleri çözmeye yetecektir.
Birlik, beraberliğin temin edildiği ve Allah’ın İslâm ülkelerine verdiği maddi kaynakların, imkânların ve zenginliklerin yahudi bankaları yerine Müslümanlarca faydalanıldığı an, zalimlerin gücünün tükendiği, mazlumların yüzünün güldüğü ve dünya barışının sağlandığı an olacaktır. İslam ülkelerinin başındaki yöneticilerin ABD bağımlılığından kurtulmaları bunun ilk adımı olacaktır. İyi de bunun gerçekleşmesi kolay mı dersiniz?

ASIL HEDEF TÜRKİYE’DİR
Merhum Erbakan hocamızın konuşmalarında sık sık vurguladığı şu cümlesini hatırlıyorum:
“Arz-ı Mev’ud’un nihai hedefi önce Suriye, sonrasında Türkiye’dir. Yani asıl hedef, Türkiye’nin Arz-ı Mev’ud planına dâhil edilmesidir.”
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’da iki gün önce aynı anlama gelecek sözler sarf etti.
İslam coğrafyası için en büyük tehdit olan Siyonizm, Nil’den Fırat’a kadar olan bölgeyi Arz-ı Mev’ud (vaad edilmiş topraklar) kabul etmektedir. Bu toprakların merkezinin de Filistin olduğuna inanmaktadır.
Yahudi bir gazeteci olan Theodor Herzl, 1896'da yazdığı Judenstaat (Yahudi Devleti) isimli bir kitapta Siyonizm'in kuruluşunu anlatmıştır. 1897'de I. Siyonist Kongre ile Dünya Siyonist Teşkilâtı kurulmuş ve Theodor Herzl’in hayali gerçeğe dönüşmüştür.
1897'ye kadar Yahudilerin Filistin'de toplanması ve Yahudi devleti kurulması bir fikir iken, kongre ile birlikte 1897'de hedef haline getirilmiştir. Kongrede alınan karara göre 50 yıl içinde İsrail Devleti kurulacak, 100 yıl içinde de vaad edilmiş topraklar ele geçirilerek Büyük İsrail kurulacaktı.
Alınan karardan 50 yıl sonra 1948’de İsrail Devleti kurulmuş ama 100 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Büyük İsrail kurulamamıştır. Siyonistler, Büyük İsrail’in hayali ile yanıp tutuşmaktadırlar. Bu hayale ulaşmak için yapmayacakları hiçbir şey yoktur. Yakıp, yıkma, öldürme, katliam, soykırım hepsi bunun içindir. Bunun için önce Filistin’in tamamını ele geçirecekler sonra da adım adım genişleyeceklerdir. Amerika arkalarında olduğu sürece de yakıp yıkmaya, öldürmeye devam edeceklerdir.
Kendilerine vaad edilmiş olduğuna inandıkları topraklara ulaşmak için gayret eden Siyonizm’in temsilcisi İsrail, ABD desteği ile merkez kabul ettikleri Filistin’den başlayarak haritada gösterildiği gibi Ürdün, Lübnan, Mısır, Suudi Arabistan, Irak, İran, Suriye ve Türkiye topraklarını tamamen veya kısmen ele geçirme hayali ile yaşamaktadır. Nil, Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan nehirleri Siyonizm için vaadedilen toprakları sulayan kutsal nehirlerdir. Tahrif edilmiş olan Tevrat'a bağlı bir Siyonist Yahudi için Fırat sularıyla sulanmış arazide yetişmiş meyveyi, sebzeyi yemek çok kutsaldır.
Hayallerine ulaşmak için yaptıkları olağanüstü gayret, Siyonizm tehlikesini, geldiği nokta itibariyle oldukça önemli kılmaktadır.
Merhum Erbakan Hocamız her konuşmasında ısrarla “Haçlı ve Siyonist ittifak; Suriye’nin işgal edilmesi, ardından Türkiye’nin parçalanması ve Arz-ı Mev’ud’a dâhil edilmesi için harıl harıl planlar yapmaktadır” diyordu.
Şimdi yaşanan gelişmeleri gözümüzün önüne koyarak tahlil edersek, merhum Erbakan hocamızın ortaya koyduğu tespitin ne kadar haklı ve doğru olduğunu görebiliriz. Irak ve Suriye’deki savaşların geldiği daha doğrusu getirildiği noktada hedefin Türkiye olduğu açık seçik belli değil mi? Zira buralarda oluşan boşluğa yerleştirilen PKK’nın ABD tarafından sürekli desteklenmesi hedefin Türkiye olduğunu ortaya koymaktadır. Bunu sezmemek ve bilmemek için kalben kör ve sağır olmak gerekir.
Irak ve Suriye resmi olarak olmasa da fiili olarak parçalanmış durumdadır. Kuzey Irak tamamen boşalmış burada fiili olarak Kürt Devleti kurulmuştur. Suriye topraklarında Rusya desteğindeki rejimin kontrol ettiği bölge var, ABD’nin destek verdiği PKK’nın kontrolünde olan bölge var, Türkiye’nin kontrolünde olan bölge var. ABD kontrol ettiği bölgede kurduğu üslerle bütün askeri gücünü yığmış durumdadır.
Sadece bu bölge mi? Elbette değil. ABD; kurmuş olduğu askeri üsler ve Akdeniz’e getirdiği uçak gemileri ile ülkemizi dört koldan sarmış durumdadır. Türkiye’nin, bir yandan tam manasıyla kıskaca alınması için planlar uygulanırken, diğer yandan terör faaliyetleri organize edilmektedir.
Filistin’de on binlerce masum sivilleri katleden İsrail’i sürekli olarak tel’in eden, İsrail’in cezalandırılması gerektiği fikrini her ortamda söylemekten çekinmeyen ve öteden beri ABD’nin isteklerine göre değil, kendisinin menfaatine göre hareket eden bir Türkiye, ABD’nin işine gelmiyor.
ABD’nin bugüne kadar Türkiye’nin yönetimini değiştirmek için yapmış olduğu her girişim başarısızlıkla sonuçlanınca geriye Türkiye’yi sıkıştırmak, zayıflatmak ve sonunda da parçalamak kalmıştır. Bu amacına ulaşmak için bir taraftan PKK uzantısı örgütler PYD ve YPG’ye her türlü desteği veriyor, diğer yandan da Siyonist İsrail terör devletinin Arz-ı Mev’ud hayalini gerçeğe dönüştürmek ve Büyük İsrail’i kurmak yolunda haritada görüldüğü şekilde Türkiye topraklarının bir kısmına sahip olması için planlar yapmaktadır. Üstelik bu plana çok sayıda Avrupa ülkeleri de destek vermektedir.
PKK terör örgütünün ayakta kalmasını sağlayan, bu örgüte her türlü desteği veren, binlerce tır silah gönderen ve milyarlarca dolar maddi katkı yapan ABD’dir. ABD’nin bu örgüte bu kadar destek vermesinin nedeni Türkiye’yi zayıflatmak daha da ilerisinde bölüp parçalamaktır.
PKK’ya ve İsrail’e destek veren el aynı eldir. Katil ve zalim İsrail’e her türlü desteği veren ABD, bir yandan da PKK’yı besleyip büyüterek ülkemiz üzerine saldırtmaktadır. Dünyanın tek terör devleti olan İsrail’e sonsuz destek vererek, vaad edilmiş topraklar üzerinde Büyük İsrail’in kurulmasını sağlamaya çalışan ABD, diğer yandan da PKK’ya destek vererek ülkemizi bölmenin hayalini kurmaktadır.
Büyük İsrail’in kurulması ile PKK’nın istediği sonuca ulaşması arasında çok yakın ilişki vardır ki her ikisinde de ülkemizin bölünmesi söz konusudur. Zira Büyük İsrail’in kurulacağı vaad edilmiş topraklar içinde ülkemizin Güneydoğusunun bir bölümü de vardır. PKK’nın da yine aynı bölge üzerinde hâkimiyet kurma hedefi vardır.
ABD, Türkiye üzerinde iki yönlü bir plan uygulamaktadır. Amaç ülkemiz topraklarının bir bölümünü de içine alan Büyük İsrail’i kurmaktır. Bu arada PKK’yı da kullanarak bu hedefini hızlandırmak istemektedir. PKK, ABD için kullanılıp atılacak bir maşadır. Bugün kullanır, işi bitince de fırlatıp atar. Ana gayesi Büyük İsrail’dir.
İşte merhum Erbakan hocamızın belirttiği haçlı Siyonist ittifakı budur. Bütün bu planların, Erbakan hocamızın ömrü boyunca ağzından düşürmediği Siyonizmin temsilcileri olan ABD ve İsrail tarafından yapıldığı ve sahnelendiği su götürmez bir gerçektir. Bunu son olarak Cumhurbaşkanımız da belirtmiştir.
Siyonizm, içinde Türkiye topraklarını da kapsayan Arz-ı Mev’ud yani vaad edilmiş topraklar hedefine ulaşmak için ne gerekiyorsa yapıyor ve yapmaya devam edecektir.
Peki millet olarak biz ne yapıyoruz? Sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirebiliyor muyuz yoksa birilerine havale ederek kurtulduk mu sanıyoruz? Asıl sorun burada…
Allah bu dünyada herkese çalışıp çabaladığının karşılığını veriyor. Kim ne kadar çalışırsa o kadar karşılık buluyor. Elin gâvuru çalışıyor, çalıştıkça karşılığını alıyor. Biz çalışmayıp yatarsak hiçbir şey kazanamayız. Bütün problemlerden ancak çalışarak ve güçlü olarak kurtulabiliriz.
Milli şairimizin;
Allah’a dayan sa’ye sarıl hikmete râm ol
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol.
Dediği gibi başka bir yol bilmiyoruz. Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.
(Salih Sedat Ersöz'ün Filistin&Vefa Kitabından...)