Sabahın erken saatlerinde otobüse binip işe ya da okula giden yüzlere dikkat ettiniz mi? Çoğu insanın bakışları donuk, elleri telefona kilitli, kulaklarında kulaklık… Yorgunluk, telaş, biraz da umursamazlık. Sanki hepimiz aynı şehrin içinde yaşıyoruz ama farklı dünyalara sıkışmışız. Bir an için düşündüm: Bu kalabalığın içinde kendi iç dünyasına yolculuk yapan, kendi üretimiyle nefes alan kaç kişi var?
Kaçımızın elinden telefonu alsalar geriye kalacak bir hobisi, bir üretimi, bir meşgalesi var? Kaçımız sadece tüketen değil, üreten bireyleriz?
Aslında işin özü şu: Hobi dediğimiz şey bir lüks değil, bir ihtiyaçtır. Çünkü insan sadece çalışarak, ekrana bakarak, ders çalışarak mutlu olamaz. Ruhun da beslenmeye ihtiyacı vardır. Bir fırçanın ucundaki renk, bir enstrümanın çıkardığı ses, bir çini deseninin sabrı… Bunların her biri insana, “Ben de varım, ben de üretebilirim” duygusunu verir.
Özellikle çocuklarımız için bu konu daha da önemli. Okuldan çıkıp saatlerce ekran başına oturan bir nesil yetiştiriyoruz. Oysa onların ellerine bir fırça tutuştursak, bir ritim öğreterek bir davula dokundursak ya da bir ahşap parçasını işlemeyi göstersek, belki de kendi yollarını çok daha özgüvenli çizecekler. Çünkü hobiler sadece vakit geçirmek değil, kimlik inşa etmektir.
Konya gibi köklü bir şehirde aslında bunun için pek çok imkân var. Halk eğitim kursları, belediyelerin sanat atölyeleri, yerel sanatçıların açtığı küçük ama samimi mekanlar… Yeter ki biraz araştıralım. Yağlıboya kurslarına katılanların, birkaç ay sonra kendi tablolarını ortaya çıkarırken gözlerindeki parıltıyı görseniz, bu satırların neden yazıldığını daha iyi anlarsınız.
Kış kapıda. Hepimiz biraz daha evlere kapanacağız. Soğuk havalar bizi dışarıdan uzaklaştırsa da içimizi ısıtacak şeyler var: sanat, üretim ve hobiler. İşte bu yüzden şimdi bir karar vermeliyiz. Hepimizin, ama özellikle çocuklarımızın, hayatında bir hobi olmalı.
Sevgili okurlar, belki siz de kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Elimden telefonum alınsa geriye ne kalır? Eğer cevap sizi tatmin etmiyorsa, işte tam zamanı. Bir kursa yazılın, bir müzik aleti deneyin, resme ya da seramiğe dokunun. Emin olun, bu küçük adımlar hayatınızda büyük değişimler yaratacaktır.
Hayatın yoğunluğunda kendimize ayıracağımız küçücük bir zaman, ruhumuzun en büyük armağanı olabilir. Çünkü hobiler sadece boş zamanı doldurmaz; hayatın boşluklarını da doldurur.
Hadi, bu kış kendi rengini bul; üret, dene, keşfet ve hayatına iz bırak.