TÜİK’in 24 Şubat’ta açıkladığı evlenme ve boşanma oranlarına ilişkin veriler, milletimizin geleceği açısından tehlike çanlarının çaldığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum elbette endişe vericidir. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere yetkililer, bu tehlikenin farkına varmış ve 2025 yılını “Aile Yılı” olarak ilan etmişlerdir. Bir yandan evlilik özendirilirken, diğer yandan aile kurumunun desteklenmesine yönelik adımlar atılmaktadır.
Gerçekten de açıklanan veriler incelendiğinde insan ister istemez karamsarlığa kapılıyor. Gelin, birlikte bu verilere göz atalım:
- Evlenen çiftlerin sayısı 2023 yılında 567.011 iken, 2024 yılında 568.395 oldu. Bin nüfus başına düşen evlenme sayısını ifade eden kaba evlenme hızı, 2024 yılında binde 6,65 olarak gerçekleşti.
- 2001 yılında bu oran binde 8,35 idi. Yani evlenme hızında kayda değer bir düşüş yaşanmıştır.
Boşanma oranlarına gelince:
- Boşanan çiftlerin sayısı 2023 yılında 173.342 iken, 2024 yılında 187.343’e yükselmiştir. Kaba boşanma hızı ise 2024’te binde 2,19 olarak kayıtlara geçmiştir.
- 2001 yılında boşanma hızı binde 1,41 idi. Artış oldukça dikkat çekicidir.
Evlenme yaşı da giderek yükselmektedir. TÜİK verilerine göre:
- 2024 yılında ortalama ilk evlenme yaşı erkeklerde 28,3, kadınlarda ise 25,8 olarak tespit edilmiştir.
- Erkeklerle kadınlar arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı 2,5 yıl olarak gerçekleşmiştir.
- 2001 yılında kadınlarda ortalama evlenme yaşı 22,7, erkeklerde ise 26,0 idi. Görüldüğü gibi, her iki cinsiyette de evlenme yaşı yükselmektedir.
Bir diğer endişe verici gelişme ise doğurganlık hızındaki düşüştür. TÜİK’in son verilerine göre:
- Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2024 yılında 1,48 çocuk seviyesine gerilemiştir.
- Oysa bu oran 2001 yılında 2,38 idi.
- Uzmanlara göre, doğurganlık hızındaki bu düşüşün etkileri 2040 yılından itibaren çok daha belirgin şekilde hissedilecektir.
Evlenme hızındaki azalma, boşanma oranlarındaki artış ve doğurganlık hızındaki düşüş, milletimizin geleceği açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Bu nedenle vakit kaybetmeden somut adımlar atılmalıdır.
Bu konuda hem devlet hem de duyarlı sivil toplum kuruluşları çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Ancak belki de en başta yapılması gereken şey, evliliği kolaylaştırmak ve teşvik etmektir. Sağlam temellere oturan yuvalar kurulabilmesi için evlenecek bireylerin evliliğe hazırlanması; bu amaçla kurslar, seminerler düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Sağlıklı evlilikler, sağlam toplumların temelidir. Elbette her evlilikte sorunlar olabilir, ancak doğru temellere dayanan birlikteliklerde boşanma oranı çok daha düşük olur. Evlilik, iki bireyin hayatı birlikte anlamlandırmasıdır; biri diğerinin göz aydınlığı olmalıdır. Eğer evlilik, yalnızca birbirine katlanmaya dönüşmüşse, o yuvada huzurdan söz edilemez.
Evliliğin doğal meyvesi ise çocuktur. Bu noktada devlet, çocuk sahibi olmayı teşvik etmeli; özellikle anne ve çocuklara yönelik destekleri artırmalıdır.
Son zamanlarda devletimizin bu konuda attığı adımları memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak yolun henüz başındayız. Batılı ülkeler ve örneğin Kazakistan gibi bazı ülkeler, çocuk sahibi olmayı bizden çok daha güçlü şekilde teşvik etmektedir.
Sonuç olarak, eğer bugün gerekli adımları atmaz, yokuşta ter dökmezsek; yarın inişte “eyvah” diyerek dizimizi dövenlerden oluruz.
Selam ve dua ile…