“Kökü sağlam olmayan ağaç, fırtınaya karşı dayanamaz. Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir.”
(Cemil Meriç)
Geçen günlerde bir öğrenci velisi, çocuğunun başarılı olması için kendisinin neler yaptığını gururla anlatıyordu. Kızına, hiç bir ev işi yaptırmadığını, çayını, yemeğini ayağına götürdüğünü, ayakkabılarını bile bağladığını söylüyordu.
Her gün, bu ve buna benzer tablolarla yanımızda ya da yakınımızda karşılaşıyoruz.
Bir gerçeği unutuyoruz. Sorumluluk almayanlar, sorunlu olacaklardır.
Konu ile ilgili bir hatıramı da izninizle paylaşmak istiyorum.
Almanya’da öğretmen olarak görev yaparken yaşadığım bir olayı hatırladığım da her zaman derin düşlere dalıyorum ve bir çıkış yolu arıyorum. Görev yaptığım okulda bir Alman öğretmenle birlikte nöbet tutuyoruz. Bahçe nöbetçisiyiz. Birlikte nöbet tuttuğumuz Alman öğretmen beni bahçeye davet etti. Doğrusu, durduk yere yapılan bu çağrı beni rahatsız etti. Neyse. Birlikte bahçeye açılan kapının önüne çıktık. Öğrenciler, velileri ile birlikte okulun bahçesinden giriş yapıyorlar. Bayan Alman Öğretmen :” Gördünüz mü”? Diye sordu .”Neyi? ”sorusunu yönelttim. Bayan öğretmen: ”Sizin Türk öğrencilerin çantalarını anneleri taşıyor. Çocuklar ellerini, kollarını sallayarak geliyorlar”. Dedi. Mahcup oldum. Alman öğretmen haklıydı. Kadına :”Siz de bu işler nasıl oluyor? Diye bir soru yönelttim. Aldığım cevap karşısında ağzım açık kaldı. “Benim İlkokul birinci sınıfa giden kızım tatile gidileceği zaman valizini kendisi hazırlar.”
Bu olay, herhalde aynada kendimize bir daha iyi bir bakmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor..
Acaba, çocuklarımız için saçımızı süpürge etmemiz doğru mu? O, hayatını yaşasın, biz yapamadık, o yapsın anlayışı ile çocuklarımıza iyilik mi yapıyoruz? Dağınıklık, düzensizlik, disiplinsizlik ve serbestlik ile onların geleceğine sadece seyirci mi oluyoruz?
İyi seyirler mi diyeceğiz?
Onlar için hayat, “Lüks hayat, oh! Hayat ne rahat mı “olacak?
Çare nedir? Çare biziz.
İlk olarak Allah’ın bize mükemmel bir ikramı, ihsanı olan fıtrat olarak da “Ahsen-i Takvim” üzere yaratılmış olan çocuklarımızı “yetiştirme” konusunda üstümüze düşeni hemen şimdi yapmamız gerekmektedir.
Sahaya inmemiz lazım.
Halil Cibran, göz aydınlığı çocuklarımız için bizlere şu hatırlatma da bulunuyor:
” Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.”
Peki! Evlatlarımızı hayatın fırtınalarına ruhsal olarak dayanaklı yetiştirmenin şifreleri nelerdir?
Uzmanlar, şu tavsiyelerde bulunuyorlar.
Aşırı koruyucu olmaktan, çocuğun kendi kararlarını vermesine izin vermemekten, çocuk için aşırı yüksek akademik ve sosyal beklentilere sahip olmaktan, ileri derecede düşkün olmaktan ve aşırı bakım göstermekten uzak durmalıyız.
Aksi halde, çocuklarımızın özgüvenleri, liderlik becerileri, yaratıcılık becerileri gelişmez, kaygılı, kuşkucu, endişeli, düşük yaşam memnuniyeti olan, zorluklara tahammül edemeyen bireyler olarak karşımıza çıkarlar.
Yine uzmanlara göre şu özellikleri çocuklarımızda geliştirilmeli:
“Dayanıklılık, öz düzenleme, zorlukların üstesinden gelebilecek kaynaklara sahip olma, saygı ve sorumluluk.”
Dayanıklılık
Dayanıklılık sayesinde, çocuklarımız, şimdi ve gelecekte karşılaşacakları zorlukların üstesinden gelmeyi öğrenecekler, hayatla yüzleştiklerinde kendilerine güvenecekler. Başarılı olma konusunda inanç içinde olacaklardır.
Burada ebeveynlerimiz aşırı korumacı olurlarsa, çocuklarımız hayatlarını daraltacak, risk almayacak, başarısı garanti etkinlikler yapacaklar.
Çocuklarımıza yaşlarına uygun zorluklarla karşılaşmalarına izin vererek dayanıklılarını artırabiliriz.
Konumuza İnşaallah önümüzdeki hafta da devam edeceğiz.
Selam ve dua ile..