Son günlerde sosyal medya yasakları konuşulurken, aklıma hep aynı sahne geliyor; odasında sessizce telefonuna bakan bir çocuk ve bir annenin kulağımda kalan cümlesi: ‘Elinden telefonu alınca başka hiçbir şey kalmıyor sanki.’Ama asıl sorunun ekranda değil, ekranın arkasında olduğunu pek konuşmuyoruz; oysa ben klinikte başka bir şey görüyorum, telefon çoğu zaman sadece bir kaçış yolu gibi duruyor ve belki de sormamız gereken soru ‘nasıl yasaklarız’ değil, ‘neden bu kadar sığınıyorlar’ olmalı.
Çoğu zaman çocukların neden bu kadar ekrana sığındığını sormuyoruz, çünkü cevapla yüzleşmek zor geliyor; bir çocuğun neden saatlerce ekrana baktığını konuşmak yerine, ekranı elinden almayı daha kolay buluyoruz. Oysa ekranı kapattığımızda geriye ne kaldığını pek merak etmiyoruz ve asıl hikâye tam da orada başlıyor. Okulda tutunamayan, evde kendini anlatamayan, arkadaş grubunda görünmez hisseden bir çocuk için ekran bazen tek güvenli alan oluyor. Seans odasında dinlediğim hikâyeler bana hep aynı şeyi düşündürüyor: ekran bir sorun değil, bir sinyal. Orada kimse ondan daha iyi olmasını, daha başarılı olmasını, daha güçlü durmasını beklemiyor. Kimse ‘biraz daha çabala’ demiyor. Telefonu bıraktığında yüzleşmek zorunda kaldığı dünya ise çoğu çocuk için zaten yeterince ağır. Ekranı ortadan kaldırmak kolay, peki yerine ne koyuyoruz? Duygusu duyulan, anlaşılacağını bilen bir çocuk için kaçacak bir yere de pek ihtiyaç kalmıyor; çünkü bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şey bazen kurallar değil, görülmek. Yasalar, filtreler, denetimler elbette gerekli; buna itirazım yok ama bütün yükü yasakların sırtına bıraktığımızda, ilişki kısmını ihmal etmiş oluyoruz. Gerçekten merak ediyorum, biz çocuklara ekran dışında ne sunuyoruz; yanına oturup ‘bugün nasıldı’ dediğimizde, gerçekten dinleyecek kadar vaktimiz oluyor mu?
Sosyal medya kısıtlamalarının yasa olarak tartışılmaya başlanmasıyla birlikte, çocukların ekranla kurduğu ilişkiyi bir kez daha düşünmeye başladık. Ama bu haberler aynı zamanda bize şunu da hatırlatıyor: evin içindeki dünya en az yasalar kadar belirleyici. Çocuğu ekrandan uzak tutmanın ilk yolu, onu hayata yaklaştırmak. Birlikte yapılan küçük şeyler, sofrada edilen kısa sohbetler, haftada bir ortak bir plan bile ‘ben buraya aitim’ duygusunu güçlendiriyor. Sınırlar elbette gerekli ama sınırların ilişkiyle birlikte kurulması gerekiyor; çünkü ekranla mücadele çoğu zaman ekranla değil, bağla kazanılıyor. Ekran kapanır, uygulamalar silinir; ama bir çocuk görülmediğini hissederse, başka bir yere yine sığınır.