Bazen bir çocuğun davranışı bizi öyle zorlar ki, onu anlamaya çalışmadan önce durdurmaya odaklanırız; sonra da “Neden böyle yapıyor?” diye sorarız, oysa asıl soru çoğu zaman davranışın kendisi değildir.

Biz yetişkinler için davranışı düzeltmek genellikle daha hızlı ve daha güvenli bir yol gibi gelir. Davranış durduğunda rahatlarız; ortam sakinleşir, kontrol bizdeymiş gibi hissederiz. Ama çoğu zaman çocuğun ihtiyacı tam da orada, görünmeden beklemeye devam eder.

“Yapma”, “bırak”, “abartıyorsun” dediğimiz her an, çocuğun anlatmaya çalıştığı hikâyeye kısa bir ara vermiş oluruz. Davranışı bastırmak ilk anda işe yarıyor gibi görünse de, mesele çoğu zaman çözülmez; sadece yer değiştirir ve başka bir zamanda, başka bir şekilde yeniden karşımıza çıkar. Bir davranışın altında çoğu zaman görülmek, anlaşılmak ya da güvende hissetmek gibi temel bir ihtiyaç yatar. Bu ihtiyacı fark edebildiğimizde, davranışla kurduğumuz ilişki de değişmeye başlar; çoğu zaman davranış kendiliğinden yumuşar. Asıl dönüşüm, “Bunu neden yapıyorsun?” diye sormaktan vazgeçip “Burada neye ihtiyacın var?” diyebildiğimiz noktada olur. Davranışa değil ihtiyaca temas ettiğimizde ise çocuk, bu süreci yalnız yaşamadığını hisseder.

Belki de mesele, çocuğun ne yaptığı değil; biz onun yaptığını nasıl okuduğumuzdur. Bir çocuk zorlandığında, onu hemen düzeltmeye çalışmak yerine durup anlamaya çalışmak çoğu zaman en güçlü müdahalelerden biridir. Çünkü çocuklar değişmek için baskıya değil, tutulmaya ihtiyaç duyar. Ve bazen bir çocuğun en temel ihtiyacı çözüm değildir; gerçekten bakıldığını hissetmektir