Her yıl üniversite ya da lise giriş sınav sonuçları açıklandıktan sonra medyada bazı başarı haberleri yayınlanır. Dağ başında yokluk ve yoksunluk içerisinde sınavda derece yapan gençleri okuruz. Etkileniriz. O şartlar altında nasıl kazanabildiğini düşünür takdirle karşılarız. Ancak şu var ki böylesi haberler ve başarılı gençler milyonlarca gencin içerisinde birkaç tanedir. Bir algı operasyonunun parçası olabileceğimizi hiç düşünmeyiz. O haber ya da haberler; bakın “çalışan kazanıyor” teması ile eğitim ve sınav sisteminin adaletsizliğinin, hakkaniyetsizliğinin, içeriksizliğinin üzerini örtmek için kullanılır. Bu örnek burada dursun. Eğitim üzerine ileride yazarız belki.

Çok uzun zaman önce değil. Ak Parti iktidarının ilk yılları. Milli Güvenlik Bilgisi dersleri kaldırılmamıştı. Derslere askerler giriyordu. Başörtüsü konusunda kısmi özgürlük alanları oluşmaya başlamıştı. Bir İmam Hatip Lisesinde Milli Güvenlik bilgisi dersine giren asker öğrencilerin başlarını açmasını istiyordu. Açmayanları sınıftan çıkarıyor, hakaret ediyordu. Okul müdürü ise kadın hocaları görevlendirerek başını açmayan kızları okul tuvaletinde ikna seansına aldırıyordu. Aman diyordu okulumuz kapanmasın! Bu olay da burada dursun. Aradan yıllar geçti başörtülü, sosyolog aynı zamanda edebiyat ile de ilgili bir yazarımız ulusal gazetedeki köşesinde Konya’da dinlediği ezanın ruhunda yansıttığı etkiden bahsediyordu. Bir sayfa bir mektup yazıp eposta adresine gönderdim. Telefonla hiddetli bir şekilde geri dönüş yaptı. Nasıl eleştirebilirmişim! Başörtülü olmasına rağmen dindar-muhafazakâr camiada nasıl ayrımcılığa uğradığından, hakkının verilmediğinden, soldan gelen ve liberal yazarlara fazlası ile iltifat edildiğinden şikâyet etti. O zaman dedim ki; yaz bunları! Cevap; sadece sessizlik! Neyse bağlantıyı kuralım; ilk olaydaki müdür ile yazarın beğendiği ezanı okuyan kişi aynı kişiydi.

Derdim bir durum tespiti yapmak. Ne yazık ki hepimizin özgürlüğünü kısıtlayan zaafiyetlerimiz var. İnsani bir durum. Ama bu tavrı doğruymuş gibi dayatmaya kalktığınızda sorun başlar.

Başka bir olaydan bahsederek devam edelim. Gıyaben tanıdığım takdir ettiğim bir edebiyatçı ile Konya’da karşılaştık. İstanbul’dan bir program için gelmişti. Belediye seçimleri gündemde idi. Demokrasi ve seçim işlerinin sırayla olduğunu başaramayanın sırasını savdığını söyledim. Demokrasi kendi kuralları içinde işler. Bir parti gider diğeri gelir rahat olalım dediğimde kızarak; nasıl olur bu parti giderse biz aç kalırız Hocam dedi.

Türkiye’de edebiyat dünyasının bir kısmı siyasetin ve devletin taşıyıcısı olmayı gönüllü olarak seçiyor. Bu doğal bir durum! Ne yazık ki ülkemizde gönüllü taşıyıcı oranı çok yüksek. Yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak medyadan bahsedilir. Medyayı besleyen bir edebiyat yok ise güç olmak zorlaşır. Özellikle gençler üzerinde çiçek böcek edebiyatı etkisini hızlı bir şekilde göstermekte.

Kimi yazar ve sanatçıların İstanbul’da fildişi şatolarında, edebiyat mahfillerinde, televizyon kanallarında ve sosyal medyada Anadolu’ya nizamat vermelerinin bedelini hep birlikte ödüyoruz.

Askeri darbeleri, darbe girişimlerini edebiyat dünyamız ne kadar gündemimize taşıdı? Devletin, devlet bürokrasisinin, dini ve bazı kutsalları siyasete elet edenlerin özeleştiri-eleştiri konusu olduğu kaç edebi eser var? Devletin ve siyasetin dokunulmaz değer ve kişileri hakkında bir metin yazmak, bir eser ortaya koymak ne kadar mümkün? Devlet ve toplum olarak temelde özgürlük problemi ile karşı karşıyayız. Bunu aşmak yine edebiyat ve sanat üzerinden olacak.

Son çeyrek asırda “28 Şubatı” 28 Şubat 1997 den sonra doğmuş gençlere anlatacak, haberdar edecek kaç edebiyat ve sanat eseri var? “28 Şubat” ın şiirini yazabildik mi? Devletin ve devletten beslenen kanalların çalışmalarını görmezden gelmeyelim. Ancak bağımsız bir sanat alanına ihtiyacımız var. Gazze gündemi ise sosyal medya edebiyatını aşmış değil.

İlk örnekteki başarı haberleri gibi edebiyat ve sanat iktidarın/siyasetin hatalarını, eksiklerini perdeleme operasyonunun bir parçası olmamalı.

Ülkemizde edebiyatçıların ve sanatçıların bir ideolog, siyasi lider ve kanaat önderi gibi görülmeleri ayrı bir sorun ayrı bir yazı konusu.