İnsan başka bir ülkeye yerleştiğinde, geldiği ülkeyi de yeniden tanımaya başlıyor. Türkiye’de üzerinde pek düşünmediği bir alışkanlık, sıradan bulduğu bir yemek, yıllardır görüşmediği bir okul arkadaşı başka bir anlam kazanıyor. Uzaklık, bazı bağları gevşetirken bazılarının neden önemli olduğunu gösteriyor. Dubai’de 2 aydır ODTÜ mezunları olarak çarşamba akşamları halı saha maçı yapıyoruz. Ankara’da farklı yıllarda ODTÜ'den geçmiş insanlar, hayatlarının başka bir döneminde yeniden buluşuyor. Herkes kendi işiyle, ailesiyle, beklentileriyle gelmiş. Fakat aramızda, tanışmadan önce oluşmuş bir aşinalık var. Bu aşinalığın nasıl bir topluluğa dönüştüğü, üzerinde durmaya değer. Dubai’deki Türkleri şirket sayılarıyla, başarılı yöneticilerle veya açılan restoranlarla anlatmak mümkün. Bunların hepsi önemli. Ancak benim merak ettiğim, bütün bu insanların aynı şehirde yaşarken birbirlerinin hayatında nasıl bir yer edindikleri. Türkiye’den taşıdıkları birikimle burada ne kurdukları ve buradan Türkiye’ye ne verebildikleri.

Almancıların hikayeleri üzerine yıllardır çok yazılıp çizildi. Ben Amerika'da Türklerin hikayelerine şahitlik ettim, bir parçası oldum. Peki ya Dubai?

YENİ BİR HAYATIN GÖRÜNMEYEN TARAFI

Türk İş Konseyi’nin tahminlerini aktaran Ekim 2025 tarihli Bloomberg haberinde, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Türk nüfusunun yaklaşık 60 bine ulaştığı belirtiliyordu. Dubai, BAE genelini kapsayan bu topluluğun önemli merkezlerinden biri. Bu sayının içine birbirinden çok farklı hayatlar sığıyor. Bir şirketin bölge yönetiminde görev alan profesyonel de burada, ilk müşterisini bulmaya çalışan girişimci de. Çocuğunun okul düzenini kurmaya çalışan aile de burada, kariyerine yeni bir yön vermek isteyen genç de. Dışarıdan bakıldığında taşınmanın sonucu görülüyor: Yeni iş, yeni ev, yeni şehir. Oysa insanın alıştığı çevreden ayrılması, sahip olduğu görünmez kolaylıklardan da vazgeçmesi demek. Kime danışacağını bilmek, bir sorunu hangi yoldan çözeceğini kestirmek, kendini uzun uzun anlatmadan anlaşılmak… Bunların değeri, eksiklikleri hissedildiğinde ortaya çıkıyor. Bu nedenle yurt dışında kurulan arkadaşlıkların gündelik hayatta özel bir ağırlığı var. İnsan bazen bir tavsiyeye, bazen tecrübesiyle kendisini rahatlatacak birine ihtiyaç duyuyor. Aynı ülkeden gelmek bu ilişkinin başlangıcı olabiliyor. Devamını ise insanların birbirlerine nasıl davrandıkları belirliyor.

BEYAZ YAKALILARIN TAŞIDIĞI BİRİKİM

Dubai’deki Türk varlığının önemli bir bölümünü uluslararası şirketlerde çalışan profesyoneller oluşturuyor. Onların hikâyesini yalnızca unvanlar ve kariyer basamakları üzerinden okumak eksik kalır. Bir insan başka bir çalışma kültürüne girdiğinde, kendi bildiklerinin sınırlarını da görmeye başlıyor. Türkiye’de işe yarayan bir iletişim biçiminin başka bir ekipte karşılığı olmayabiliyor. Daha önce tartışmasız kabul ettiği bir yöntemin alternatifiyle karşılaşıyor. Kendi alışkanlıklarını açıklamak, bazen savunmak, bazen de değiştirmek zorunda kalıyor. Böyle bir deneyimin kıymeti, insana farklı insanlarla birlikte iş yapabilme becerisi kazandırmasında. Dünyayı tanımak, bu gündelik karşılaşmaların içinde gerçekleşiyor. DTİK ile LinkedIn’in Mayıs 2025’te Dubai’de düzenlediği, 200’ün üzerinde katılımcıyı bir araya getiren Türk Profesyoneller Buluşması bu birikimin görünür örneklerinden biriydi. LinkedIn’den Arda Atalay, Mastercard’dan Mete Güney ve Coca-Cola’dan Nazlı Berberoğlu’nun yer aldığı buluşma, Türk profesyonellerin farklı kurumlarda edindikleri deneyimlerin paylaşılmasına alan açtı. Asıl soru, bu deneyimin kişilerin kariyerinde birikmesinin ötesinde nasıl paylaşılacağı. Genç bir mezunun, yıllardır uluslararası ekiplerle çalışan birine ulaşabilmesi önemli. Bazen bir saatlik dürüst bir konuşma, dışarıdan çok parlak görünen bir kariyerin gerçeklerini anlamasına yardımcı olur. Deneyimli insanların başarılarının yanında tereddütlerini ve hatalarını da anlatabilmesi mühim. Yeni gelenlerin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, başkalarının da zorlandığını ve yollarını zaman içinde bulduğunu görebilmek.

GİRİŞİMCİLİK: BİLDİKLERİNİ YENİDEN SIRALAMAK

Dubai Ticaret Odası’nın verilerine göre, 2024’ün ilk yarısı sonunda odaya kayıtlı aktif Türk şirketlerinin sayısı 3.258’di. Odaya 2024 yılında 1.314, 2025 yılında ise 1.308 yeni Türk şirketi katıldı. Bu rakamlar, Türk girişimcilerin şehre yönelik ilgisinin sürekliliğini gösteriyor. Bir girişimcinin başka bir ülkede iş kurması, kendisi hakkında da bir sınavdır. Türkiye’de sahip olduğu çevrenin, tanınırlığın ve alışkanlıkların dışında ne yapabildiğini görür. Ürününü yeniden anlatmak, müşterisini yeniden tanımak ve güveni yeniden kazanmak zorundadır. Burada merakın önemli bir girişimcilik meziyeti olduğu aşikar. Gittiği yere yalnızca kendi bildiklerini götüren insan, karşısındaki dünyayı anlamakta zorlanabilir. Başkasının neden farklı bir tercih yaptığını gerçekten merak eden kişi ise kendi işini geliştirecek bir şey öğrenir. DMCC’nin Kasım 2025 açıklamasında 700’ün üzerinde Türk şirketinden söz ediliyor. Enerji, lojistik, gıda ve teknoloji gibi alanlara yayılan bu varlık içinde, oyun şirketi Zuuks Games de örnek gösteriliyor. Türkiye’den çıkan girişimlerin farklı sektörlerde yer bulabilmesi, sahip olduğumuz birikimin çeşitliliğini gösteriyor. Ancak her yeni şirketin arkasında henüz sonucu belli olmayan bir emek bulunuyor. Bu yüzden girişimcilik hikâyelerini anlatırken açılışların heyecanı kadar devam edebilmenin sabrına da yer vermek lazım. Bir işletmenin yıllar boyunca sözünü tutması, müşterisinin güvenini koruması ve çalışanıyla sağlıklı bir ilişki kurması, başlı başına bir başarı.

BİR SOFRANIN ANLATTIKLARI

Dubai’de Türk mutfağının kendine geniş bir yer bulduğunu görmek mümkün. Rüya, Sıralı, Günaydın, Bosporus ve Sultan Saray gibi restoranlar, farklı yorumlarla Anadolu’nun yemek kültürünü şehrin hayatına taşıyor. HuQQabaz’ın Dubai’deki şubeleri, MADO’nun restoranları ve Hafız Mustafa’nın tatlıları da bu görünürlüğü tamamlıyor. Türk ve Lübnan mutfaklarını buluşturan ZouZou ise yemek kültürünün başka geleneklerle yan yana gelerek yeni karşılaşmalara alan açmasının bir örneği. Bu çeşitliliği anlamlı buluyorum. Çünkü bir mutfağın başka bir şehirde yer edinmesi, o kültürün farklı yönlerinin tanınmasına imkân veriyor. Kebapla başlayan merak, bir mezeye, bir tatlıya, kahvaltı sofrasına veya yemek sonrasında uzayan çay sohbetine ulaşabiliyor. Sofra, insanlara Türkiye hakkında kendi deneyimlerini edinme fırsatı veriyor. Aynı masanın iki misafir için taşıdığı anlam da farklı olabiliyor. Bizim için bir yemeğin kokusu çocukluğumuzdaki mutfağa, ailece oturduğumuz sofraya veya yıllardır gitmediğimiz bir şehre açılıyor. Türkiye’yi hiç görmemiş bir misafir içinse o yemek, henüz bilmediği bir kültürle ilk tanışıklık olabiliyor. Birinin hatırası, diğerinin merakına dönüşüyor. Yurt dışında mutfağın böylesine güçlü bir karşılığı olmasının sebebi biraz da bu. İnsan, kendisine yabancı bir kültürle sofrada daha rahat ilişki kurabiliyor. Bir yemeği beğenmek, nasıl yapıldığını sormak, adını öğrenmeye çalışmak… Küçük görünen bu hareketler, yabancılığı azaltıyor. Hakkında yalnızca haberlerden veya kulaktan dolma bilgilerden fikir sahibi olunan bir ülke, kişisel bir deneyimin parçası hâline geliyor. Burada işletmecilerin ve çalışanların üstlendiği sorumluluk da büyüyor. Menüdeki bir yemeğin adını anlatan servis çalışanı, malzemeyi özenle seçen mutfak ekibi, müşterisinin şikâyetini ciddiye alan yönetici, o karşılaşmanın niteliğini belirliyor. Misafirperverlik dediğimiz şeyin anlamı, tam da bu davranışlarda ortaya çıkıyor. Türkiye’ye duyulan ilginin güvene dönüşmesi, sunulan deneyimin arkasının doldurulmasına bağlı. Üstelik bu varlığın mutfaktan başlayıp üretime, tasarıma ve gündelik alışkanlıklara uzanan bir tarafı da var. Orontes’in Türkiye’den getirdiği gıda ürünleri evlere ve restoranlara ulaşıyor. Enza Home’un Dubai’deki mağazası Türkiye’nin mobilya ve tasarım birikimine bir alan açıyor. Beko’nun Dubai merkezli bölgesel ekibi ise Türk iş dünyasının şehirle kurduğu ilişkinin başka bir boyutunu oluşturuyor. Bir ülkenin başka bir toplumda nasıl tanındığı, böyle gündelik deneyimlerle de şekilleniyor. İnsan satın aldığı üründen, karşılaştığı hizmetten ve kendisine verilen sözün tutulup tutulmamasından bir kanaat ediniyor. Bu kanaat zamanla tek bir işletmenin sınırlarını aşabiliyor. Bu yüzden Dubai’de iyi iş yapan her Türk işletmesinin, kendisinden sonra gelecek girişimciler için de bir başlangıç kolaylığı oluşturduğunu düşünüyorum. Daha önce memnun kaldığı bir Türk ürününü veya işletmesini hatırlayan insan, yenisine biraz daha merakla ve güvenle yaklaşabilir. Emeğin böyle bir devamlılığı var: Bugün özenle yapılan bir iş, yarın henüz tanımadığımız birinin kapısını açabiliyor.

YAKINLIK DIŞARIYA AÇILABİLDİĞİNDE KIYMETLİ

Dubai ve Kuzey Emirlikleri Türk İş Konseyi’nin tanıtım materyalinde 750’nin üzerinde üyeden, 150’nin üzerinde şirketten ve 20’yi aşkın sektörden söz ediliyor. Üniversite mezun toplulukları da insanların bir araya geldiği başka çevreler oluşturuyor. ODTÜ, Bilkent, Yıldız Teknik ve Koç Üniversitesi mezunlarının Dubai ve BAE’deki buluşmaları bunun örnekleri arasında. Bu çevrelerin insana verdiği güven çok değerli. Yine de ortak bir geçmişin etrafında toplanırken, yeni insanlara ne kadar açık olduğumuzu düşünmek gerekiyor. Mezuniyet, memleket veya meslek ortaklığı tanışmayı kolaylaştırabilir.

BAE’deki ODTÜ grubumuza kayıtlı 700'den fazla mezunumuz bulunuyor. Ailelerle birlikte sayımız 2000'i geçiyor. Her yıl kahvaltı, koşu, akşam yemeği, iftar ve piknik gibi altı–yedi etkinlikte bir araya geliyoruz. Mezunlarımız ve aileleri tanışıyor, dostluklar gelişiyor, yeni gelenler çevre ediniyor. Bütün bunların güzel bir tarafı var: İnsan, öğrencilik yıllarından taşıdığı bağı hayatının sonraki dönemlerinde de sürdürebiliyor. Fakat bu bağın beni en çok etkileyen yanı, Türkiye’deki öğrencilere karşı ortak bir sorumluluğa dönüşmesi. 2025–2026 eğitim öğretim yılında, BAE’deki ODTÜ mezunları olarak ODTÜ öğrencilerimize yaklaşık 5 milyon TL karşılığı burs sağladık. Bu desteğin arkasında düzenli katkıda bulunan insanların iradesi ve birlikte çalışmanın emeği var. TEV-ODTÜ Geleceğimiz Burs Fonu çevresinde yürütülen çalışmalarda Ali Ruhi Alsancak ve Işıl Alsancak hocalarımız başta olmak üzere pek çok mezunun ve ODTÜ dostunun katkısı bulunuyor. Başkonsolosluğumuzun bu buluşmalara verdiği destek de önemli. Burada mezuniyetin anlamı üzerine düşünmek gerekiyor. Bir üniversiteden aldığımız şeyin içinde dersler kadar, bizi yetiştiren insanların emeği ve bize sunulan imkânlar da var. Yıllar sonra bir öğrencinin eğitimine katkıda bulunmak, insanın kendi hayatındaki bu payı hatırlamasının yollarından biri. Burs alan bir gencin, kendisini hiç tanımayan insanların desteğini hissetmesi de kıymetli. Dünya hakkındaki kanaatimiz, karşılaştığımız insanların davranışlarıyla şekilleniyor. Böyle bir destek, bir öğrenciye başkalarına güvenmek için somut bir sebep verebilir.

ÇOCUKLAR HANGİ BAĞLARDA BÜYÜYECEK

Yurt dışında yaşayan aileler için aidiyet meselesi, çocuklar büyüdükçe yeni sorular doğuruyor. Çocuklarımızın dünyaya açık olmasını istiyoruz. Türkçeyle, aileleriyle ve Türkiye’yle ilişkilerinin de güçlü kalmasını önemsiyoruz. Bu bağın yalnızca “unutma” öğüdüyle sürdürülemeyeceğini aşikar. Çocuğun Türkçede anlatacak şeylerinin, birlikte güleceği arkadaşlarının ve kendisini ifade edebileceği ortamların olması gerekiyor. Bir dil, hayatın içinde karşılık buldukça yaşar. Başkonsolosluğumuzun himayesinde yürütülen Dubai Türkçe Saatleri bu açıdan değerli. Türkçe becerileriyle kültürel bağları birlikte geliştirmeyi amaçlayan program, çocuklara böyle bir alan sunuyor. Çocukların farklı dünyalar arasında rahatça hareket edebilmeleri, geldikleri yeri tanımalarıyla da güçlenebilir. Kendi kültürünü tanıyan ve onunla huzurlu bir ilişki kuran insanın, başkasının kültürüne merakla yaklaşması için de sağlam bir zemini olur.

BİR TEŞEKKÜR, BİR HOŞGELDİN

Bu ilişkilerin kurulmasında diplomatik temsilcilerimizin yaklaşımı da önem taşıyor. Görevini kısa süre önce tamamlayan Konyalı, Akşehirli hemşehrimiz Onur Şaylan’a bu nedenle ayrı bir teşekkür borçluyuz. Benim gönlümde “efsane başkonsolosumuz” olarak kalacak Onur Bey’in kıymeti, Türk toplumuyla kurduğu yakınlıkta. Mezun buluşmalarına ve burs çalışmalarına verilen destek, insanların birlikte değer üretme isteğinin önemsendiğini gösterdi. Yurt dışında vatandaşın temsil edildiğini hissetmesi, gündelik hayatında gerçek bir karşılık taşır. Muhatap bulabilmek, dinlenmek ve bir girişiminin ciddiye alındığını görmek, insanın kurumlarla ilişkisine güven kazandırır. Onur Bey’e emekleri ve samimiyeti için teşekkür ediyorum.

Görevi devralan yeni Başkonsolosumuz Selçuk Özcan, 15 Ekim 2026’da vazifesine başladı. İlk mesajında vatandaşlarımızın haklarının korunmasına, ticari imkânların değerlendirilmesine ve çözüm odaklı hizmete vurgu yaptı. Kendisine ve ailesine hoş geldiniz diyor, başarılar diliyorum. Yeni dönemde bu yakınlığın daha fazla insanı içine alarak sürmesini temenni ediyorum.

GERİDE NASIL BİR İZ BIRAKIYORUZ

Dubai’de kurduğumuz hayatların ne kadar süreceğini hepimiz aynı kesinlikle bilmiyoruz. Kimimiz uzun yıllar burada yaşayacak, kimimiz başka bir ülkeye gidecek, kimimiz Türkiye’ye dönecek. Ama bulunduğumuz yerdeki davranışlarımız, bizden daha uzun süre kalabilir. Bir gence ayırdığımız zaman, bir öğrencinin eğitimine verdiğimiz destek, işimizi yaparken koruduğumuz özen veya yeni gelene gösterdiğimiz yakınlık, başkasının hayatında devam eder. Bu yüzden Dubai’deki Türk varlığını düşünürken, birbirimizin önünü ne kadar açabildiğimizi önemsiyorum. Geldiğimiz ülkeyle bağımızın canlılığı da biraz burada: Orada öğrendiklerimizle burada nasıl yaşadığımızda, burada kazandıklarımızı kimlerle paylaştığımızda.

Biz ODTÜ'lüler bir zamanlar aynı kampüste kendi geleceğimizi kurmaya çalışıyorduk. Bugün, binlerce kilometre uzakta, başka gençlerin geleceğine birlikte katkı sunuyoruz. Belki de bir yere ait olmanın en anlamlı biçimi budur: Oradan aldıklarımızla, bizden sonra gelenlere bir imkân bırakabilmek.