İoanna Kuçuradi’yi kaybettik
İoanna Kuçuradi Hoca’yı 2 Ekim’de kaybettik. Türk felsefesinin, etik düşüncenin ve insan hakları çalışmalarının en önemli isimlerindendi. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nün kuruluşunda öncü rol üstlendi; felsefeyi yalnızca akademik çevrelerin tartıştığı bir alan olmaktan çıkarıp insan hakları, özgürlük, değer ve sorumluluk meseleleriyle buluşturdu. İoanna Kuçuradi Hoca, ismiyle birlikte bir kürsüyü değil, başlı başına bir düşünce geleneğini ifade ediyordu.
Sevgili dostum Gizem Grünberg’in dedesi Teo Grünberg’i de geçen yıl uğurladık. ODTÜ Felsefe Bölümü’nün kurucularından olan Grünberg, mantık ve analitik düşünce alanında Türkiye’de çok önemli bir okul oluşturdu. Halil İnalcık tarihçiliğin, Mübeccel Kıray sosyolojinin, Muazzez İlmiye Çığ tarih ve arkeolojinin, Nermin Abadan Unat ise sosyal bilimlerin büyük hocalarındandı. Bu isimlerin hayatlarını anlatan ve yeni neslin ilgisini çekecek bir proje yapılmalı. Bir podcast dizisi daha ilgi çekici gelir gibi. Ben bunun için 62 isim belirledim. her ismi, onu tanıyan veya alanına vakıf başka bir kişi anlatacak. Çünkü böyle insanları yalnızca vefatlarından sonra tanımak yetmez; hayattayken bilmek, dinlemek, görüşmek ve bağlılık göstermek gerekir.
Biyografi tutkumu bilen bilir. Kütüphanemin çoğunluğunu biyografi kitapları oluşturur. Sabah gazetesinde çalıştığım dönemde yol göstericilerimden olan sevgili Çağdaş Çetindemir’in hocanın biyografisini yazdığını duyunca çok mutlu oldum. Umarım en kısa sürede yayınlanır.
Konyalı Efsane Başkonsolos Dubai’ye Veda Etti
Yurtdışında yaşayanlar bilir; Türkiye’den binlerce kilometre uzakta olduğunuzda konsolosluk, pasaport ve noter işlemlerinin yapıldığı bir kurum olmaktan çıkar. Özellikle kriz, savaş ve belirsizlik dönemlerinde bilgi alabileceğiniz, gerektiğinde kapısını çalabileceğiniz bir güven adresine dönüşür. İnsan bazen ülkesini büyük açıklamalardan önce, konsoloslukta karşılaştığı görevlinin yaklaşımı üzerinden hisseder. İyi diplomat vatandaşını dinleyen ve temsil ettiği ülkeye güven duygusu kazandıran kişidir.
Dubai Başkonsolosumuz, hemşehrimiz Onur Şaylan başkonsolosluk görevini tamamlayarak Ankara’ya döndü. Akşehir Anadolu Lisesi ve ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Şaylan, 2006’dan bu yana Dışişleri Bakanlığı bünyesinde görev yapıyor; 2023’ten itibaren Dubai Başkonsolosu olarak hizmet verdi. İran-İsrail savaşının yaşandığı, bölgesel gerilimin ve belirsizliğin arttığı dönemde vatandaşlarımızın yanında oldu. Samimiyeti, her zaman ulaşılabilirliği ve Türk toplumuna gösterdiği ilgi sayesinde Dubai’de yaşayanlar Türkiye’yi her zaman yanlarında hissetti. Onur Şaylan yaptıklarıyla her zaman Dubai’deki Türk toplumunun gönlünde müstesna bir yere sahip olacak.
BMGK’da YZ Yöneticileri Hitap Etti
23 Eylül’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yapay zekâ ve uluslararası güvenlik başlıklı özel bir oturum düzenlendi. Toplantıya OpenAI CEO’su Sam Altman, Anthropic CEO’su Dario Amodei, Hugging Face CEO’su Clément Delangue ve yapay zekâ alanının önde gelen araştırmacılarından Yoshua Bengio davet edildi. Altman, yapay zekânın demokratik denetim ve uluslararası iş birliği içinde geliştirilmesi gerektiğini savundu. Amodei ise insan sorumluluğunun korunması, bağımsız denetim, olay bildirimleri ve yapay zekânın uluslararası hukuk çerçevesinde tutulması gerektiğini söyledi.
Bu toplantının önemi, yapay zekânın artık yalnızca teknoloji şirketlerinin veya yatırımcıların konusu olmaktan çıkmış olması. Yapay zekâ bugün savaşları, siber güvenliği, kritik altyapıları, hatta nükleer karar mekanizmalarını etkileyebilecek bir güç olarak değerlendiriliyor. Bir teknoloji şirketinin yöneticisinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde konuşması, teknoloji şirketlerinin artık yalnızca ürün geliştiren kurumlar olmadığını da gösteriyor. Ürettikleri sistemlerin sonuçları, devletlerin ve uluslararası kuruluşların gündemine doğrudan giriyor. Yapay zekâyı geliştirenler sonunda kendileri de devletlere “Bu teknolojiyi birlikte kontrol edelim” demeye başladı.
Global Village eski günlerine dönüyor
Serdar Kuzuloğlu’nun son yazılarından birinde Global Village’ın hikâyesine rastladım. Dubai’de 1996 yılında, on ülkenin temsil edildiği geçici bir etkinlik olarak başlayan Global Village bugün dünyanın en büyük çok kültürlü eğlence ve alışveriş alanlarından biri hâline gelmiş durumda. Geçtiğimiz sezonda 10,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayan merkezde 30 ülke pavyonu, 90’dan fazla kültür, 3.500’ün üzerinde alışveriş noktası, 250’den fazla restoran ve yüzlerce gösteri ile eğlence alanı bulunuyor. Bir otoparkta başlayan fikir, bugün milyonlarca insanın ziyaret ettiği küresel bir markaya dönüşmüş.
Global Village’ı yalnızca alışveriş yapılan bir yer olarak görmek haksızlık olur. Burası, Dubai’nin dünyayı aynı şehir içinde bir araya getirme iddiasının en görünür örneklerinden biri. Bir akşam içinde farklı ülkelerin yemeklerini tadabiliyor, el sanatlarını görebiliyor, müziklerini dinleyebiliyor ve aynı anda yüzlerce insanın farklı kültürler arasında dolaştığına şahit oluyorsunuz. Dubai’ye gelenlerin Burj Khalifa’yı, Dubai Mall’u ve çöl safarisini görmesi kadar Global Village’ı da ziyaret etmesi gerekir. Çünkü Dubai yalnızca gökdelenlerden ve lüks alışverişten ibaret değil; dünyanın farklı kültürlerini aynı alanda buluşturma konusunda da oldukça başarılı bir şehir. Geçen sana savaş şartlarından dolayı biraz erken kapandı ancak bu sene eski şaşalı günlerini yaşayacak gibi duruyor. Ekim ayı içinde açılması bekleniyor.
Hoşlanmadığınız Kişiyi Nasıl Yönetirsiniz?
İş hayatındaki en zor yönetim sorularından biri, iyi anlaştığınız kişiyi değil, hoşlanmadığınız kişiyi nasıl yöneteceğinizdir. Bazı çalışanlar toplantıda sözünüzü keser, bazıları sürekli itiraz eder, bazıları da her başarıyı kendisine yazıp her hatada başka bir isim bulur. Ben Dattner’ın The Blame Game kitabı tam da bu kredi ve suçlama meselesini ele alıyor. Başarı olduğunda herkes öne çıkıyor, işler kötü gittiğinde ise sorumluluk hızla başka bir masaya gönderiliyor. Kurumlarda sorun çoğu zaman hatanın kendisinden çok, hatadan sonra başlayan suçlama trafiği oluyor.
Robert Sutton’ın Good Boss, Bad Boss kitabı ise iyi ve kötü yöneticiyi birbirinden ayıran davranışlara bakıyor. İyi yönetici, sevdiği insanları kayıran kişi değil; sevmediği bir çalışanın da hakkını teslim edebilen kişidir. Örneğin sonuç üreten ama iletişim tarzı sorunlu bir çalışanı yalnızca kişisel antipati nedeniyle gözden çıkarmak yöneticilik değildir. Aynı şekilde, sürekli problem çıkaran bir çalışanı sırf başarılı bir dönem geçirdi diye görmezden gelmek de yönetmek sayılmaz. Yönetici, çalışanlarıyla arkadaş olmak zorunda değil; fakat adil, açık ve tutarlı olmak zorunda. Çünkü bazen en zor yönetilen kişi, karşımızdaki değil, o kişiye duyduğumuz önyargıdır.
MIT’den Kopyala Yapıştır’lık Start-Up’lar
MIT Sloan School of Management, 2026 yılında dikkat çeken 13 öğrenci girişimini yayımladı. Listede yapay zekâ, sağlık, finans, robotik, siber güvenlik ve üretim teknolojileri alanında çalışan şirketler var. Örneğin Banzai, ev sahiplerinin yaşadığı sorunları yapay zekâ ile tespit edip uygun servis sağlayıcıyı bulmayı hedefliyor. CerberusAI, şirket içindeki yapay zekâ ajanlarının hangi verilere eriştiğini ve ne yaptığını kontrol eden bir güvenlik katmanı geliştiriyor. The Trade Lab ise şirketlerin hangi gümrük ve tarife kurallarına tabi olduğunu yapay zekâ ile analiz ediyor. Türkiye’deki ihracatçıların ve KOBİ’lerin bu tür çözümlere ciddi ihtiyacı var.
Türkiye’deki başarılı start-up’ların bazıları dünyanın başka yerlerinde denenmiş modellerin iyi birer kopyasıdır. Getir’in hızlı teslimat modeli Gopuff ve benzeri şirketlerle, iyzico’nun ödeme altyapısı Stripe’la, Midas’ın yatırım uygulaması Robinhood’la, Armut’un hizmet eşleştirme modeli Thumbtack’le akrabadır. Trendyol’un da Amazon ve Alibaba gibi pazar yerleriyle aynı büyük aileden geldiğini söyleyebiliriz. “Kopya” kelimesini burada küçümsemek için kullanmıyorum. Girişimcilikte asıl marifet her zaman fikri ilk bulmak değildir; çalışan bir modeli doğru pazara uyarlamak, yerel ihtiyacı görmek ve onu daha iyi işletmektir. Bazen dünyanın en başarılı şirketleri, başkasının fikrini kendi ülkesinde daha iyi uygulayanlardır.
İsrail’deki Uygun Mükelleflere 2027’ye Kadar Erteleme
ABD Vergi Dairesi IRS, devam eden çatışmalardan etkilenen İsrail, Batı Şeria ve Gazze’de ana ikametgâhı veya ana iş yeri bulunan uygun kişi ve işletmeler için bazı vergi yükümlülüklerini erteledi. 30 Eylül 2026 ile 30 Eylül 2027 arasında vadesi gelen belirli beyan, ödeme ve diğer zaman hassasiyetli işlemler için son tarih 30 Eylül 2027 olarak belirlendi. Adresi bölge dışında bulunan ancak yaşanan olaylardan etkilenen uygun mükellefler de ayrıca IRS’ye başvurarak bu kapsamdan yararlanabilecek.
Buradaki önemli ayrıntı şu: Bu bir vergi affı değil, son tarih ertelemesi. Yani borç ortadan kalkmıyor; mükellefe yükümlülüğünü yerine getirmesi için ilave süre veriliyor. ABD’de şirketi, yatırımı veya vergi dosyası bulunan kişiler açısından bu tür duyurular yalnızca muhasebe departmanını ilgilendiren teknik ayrıntılar değil. Kriz dönemlerinde vergi takvimi de değişebiliyor. Bu nedenle şirket sahiplerinin yalnızca “hangi vergiyi ödeyeceğim?” sorusunu değil, “hangi tarihte ve hangi şartlarla ödeyeceğim?” sorusunu da takip etmesi gerekiyor.
Ruhi Çenet’in videosundan sonra ülkelerinde yahudilere geçilen iltimasların farkına varan ABD’liler vergi konusunda oldukça hassaslar. Hatta Amerika’da bir deyim vardır. “Amerika’da iki gerçek var; biri ölüm, biri vergi”. Bakalım vergideki bu süre uzatma meselesine ne diyecekler. Tabi farkederlerse!
Konya İhracatta Dokuz Aylık Rekor Kırdı
Konya, eylül ayında ihracatını geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12 artırarak 332 milyon 901 bin dolara çıkardı. Ocak-eylül dönemindeki toplam ihracat ise yüzde 5,1 artışla 2 milyar 680 milyon dolara ulaştı ve tüm zamanların en yüksek dokuz aylık ihracat rakamı oldu. Konya’nın ihracatında otomotiv endüstrisi ilk sırada yer alırken, makine ve aksamları ile hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörü onu takip etti. Ocak-eylül döneminde en fazla ihracat yapılan ülke ise 248 milyon 309 bin dolarla ABD oldu.
Bu rakamlar Konya sanayisinin yalnızca üretim yapan değil, farklı coğrafyalarda müşteri bulabilen bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Özellikle ABD’nin en büyük ihracat pazarı hâline gelmesi, Konyalı firmaların kalite, standart, teslimat ve satış sonrası hizmet gibi alanlarda önemli bir mesafe aldığını ortaya koyuyor. Ancak rekor ihracat bir sonuç; asıl mesele bunu sürdürülebilir hâle getirmek. Bundan sonraki hedef yalnızca daha fazla ürün satmak değil, daha yüksek katma değerli ürünler üretmek, kendi markalarını büyütmek ve Konya’dan dünyaya giden şirket sayısını artırmak olmalı. Çünkü ihracat rakamı yükseldikçe, şehrin dünya ekonomisindeki sorumluluğu da büyüyor.