Bir fotoğraf görüyoruz. Bir acı. Bir çocuk. Kalbe basıyoruz. Belki bir de üzgün surat emojisi bırakıp paylaşıyoruz. Sonra? Sonra ekranı kaydırıp hayatımıza devam ediyoruz. Vicdanımız rahat. Görevimizi yaptık.
Türk Dil Kurumu (TDK), yılın kelimesini seçti: "Dijital Vicdan".
İlk duyduğumda duraksadım. Sanki modern zamanların röntgenini çekmişler de, en kronik yaramıza bir isim koymuşlar gibi. Bu kavram, tam olarak yukarıdaki o mekanikleşmiş anı anlatıyor: Gerçek hayatta sorumluluk almadan, sosyal medyada duyarlı görünerek içimizi yatıştırma sanatı.
Oysa vicdanın doğası rahatsız etmektir. Konforu bozar, uykuyu kaçırır, kişiyi harekete zorlar. İçimizdeki o sessiz yargıç, başımızı yastığa koyduğumuzda konuşmaya başlar.
"Dijital vicdan" ise tam tersini yapıyor: Rahatsız etmiyor, tuhaf bir şekilde rahatlatıyor.
Neden mi? Çünkü ekran, insan temasının en güçlü iletkeni olan göz temasını ortadan kaldırıyor. Karşımızdaki acıyı kanlı canlı görmediğimizde, onu sadece bir "içerik" veya veri yumağı olarak algıladığımızda, vicdanın o huzursuz edici sesi kısılıyor. Gerçek dünyada kayıtsızlık rahatsız ediciyken, dijital dünyada bir konfor alanına dönüşüyor.
Daha önceki yazılarımda sıkça konuştuğumuz o "mış gibi" yaşamların, yüzümüze taktığımız mükemmeliyet maskelerinin yeni bir boyutu bu aslında.
Duyarlılık artık eylemle değil, ekranla ölçülüyor. Üzüldüğümüz her şey için bir şey yapamayabiliriz belki ama hiçbir şey yapmadan her şeye üzülüyor "gibi görünmek" de masum değil. Beğenmek, görmek, paylaşmak… Bunlar vicdanın kendisi değil; olsa olsa vicdanın dekorudur. Bizler sahne dekorunu düzenlemekle meşgulken, çocuklar bizi izliyor. Onlara empatiyi anlattığımızı sanırken, aslında pasifliği, uzaktan bakıp geçmeyi öğretiyoruz.
Bu yılın kelimesi vesilesiyle, asıl soruyu kendimize sormanın vaktidir. Basit ama can yakıcı bir soru: Paylaştıktan sonra ne yaptık?
Telefonu elimizden bıraktığımızda görev tamam deyip rahatladık mı? “Hikaye” süresi dolunca her şey bitti mi? Belki de bu çağın ihtiyacı daha fazla "görünür duyarlılık" değil, daha fazla gerçek sorumluluk.
Çünkü dünya, bıraktığımız üzgün emojilerle değil, o ekranı kapatıp harekete geçen insanlarla değişiyor.