Geçtiğimiz ay yaşanan büyük acı...

21.Yüzyılın en büyük dramlarından biri olan Hocalı Katliamının üzerinden tam 23 yıl geçti.

1992 yılının 25 Şubat'ı 26'sına bağlayan gecesi Ermeniler, Rusların 366. Motorize Piyade Alayı'nın desteğiyle Türk kasabası Hocalı'ya girdiler. 7 aydır kuşatma altında olan şehirde elektrikler kesilmiş, erzak ve yiyecek tükenmişti. Rus tankları sivil halkı Ermenilerin önüne sürüyor, Ermeniler ise önüne çıkanı katlediyordu. Şehirde yaşayanların çoğu yaşlı, kadın ve çocuktu. Sadece birkaç saat içinde resmi rakamlara göre 613 kişi öldürüldü. Bunların 63'ü çocuk, 196'sı kadın, 70'i yaşlıydı. Öldürülenlerin üçü canlı canlı yakıldı. 56'sı işkenceyle(derisi yüzülerek, kafası taşla ezilerek, hamilelerin karnı deşilerek) öldürüldü.

Bakın bir Ermeni Doktor Zori Balayan  kitabında yaptıkları caniliği nasıl övünerek anlatıyor:

“Çocuğun bağırış çağırışları duyulmasın diye, arkadaşım Haçatur annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. Başından, göğsünden ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. Ruhum halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlanıyordu. Arkadaşım Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı köpeklere attı. Akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık.” Hangi gerekçeye dayandığı belli olmayan bir intikam, 13 yaşındaki bir çocuk işkenceyle öldürülüyor ve bu ağzından salyalar akarak hem de bir doktor tarafından anlatılıyor!  Yetmiyor 1500 kişinin ağır yaralandığı Hocalı'dan 5000 kişi rehin olarak götürülüyor.

Mili ve dini değerler hele hele ulusal acılar üzerine yazı yazmayı, konuşmayı hiç sevmem. Çünkü bu tür değerler istismara açıktır. Fakat Hocalı yakın tarihimizin en büyük soykırımıdır. Geçen hafta çok merak ettim Türkiye'de kimler, hangi kurum ve kuruluşlar bu olayı hatırlayıp dillendirecekler diye;

26 Haziran tarihli tüm gazeteleri taradım. Ortadoğu, Hürriyet, Yeniçağ, Zaman, Aydınlık ve Habertürk dışında hiçbir gazetede konuyla ilgili bir haber ya da köşe yazısı yoktu. Ya da ben göremedim. Böyle olunca da biraz sitem biraz kızgınlıkla bu yazıyı yazmaya karar verdim.

“Hepimiz Hrant'ız” diyen “sol” ve “liberal” basın “Hepimiz Azeriyiz, hepimiz Türküz” manşetleri atmamıştı maalesef! En çok yadırgadığım ise her gün televizyon ve gazetelerde lüzumlu lüzumsuz her konuda ahkâm kesen sözde gazeteci, sözde Müslüman, sözde aydınların bu konudaki duyarsızlığıydı. Herhalde Azeri Türkleri onlara göre yeterince İnsan yeterince Müslüman değiller! Belki de çoğunluğu Şii olduğu için. Ya da Türk olmaları. bunun sebebi.

Nedense Uludere'de öldürülen kaçakçılarla ilgili yazı dizileri hazırlayan, ölenlerin aileleriyle söyleşiler yapan gazeteci ve aydınların (!) aklına Hocalı gazileri ve şehitlerinin yakınlarıyla görüşmek gelmedi. Çünkü katliam Türk'e yapılınca katliam sayılmıyordu ve haber değeri yoktu!

Buradaki temel mesele yaşadığımız soykırımlar, uğradığımız haksızlıklar ve hatta toprak kayıpları kadar milli reflekslerimizi kaybetmemizdir. Türk, Türk gibi düşünmemekte, yüreği Türk gibi çarpmamakta ve Türk gibi yaşamamaktadır! İdeolojik ayrımlar ve siyasi çekişmelerle bölünmüş Türkler, milli konularda bile birlikte tavır alamamaktadır.

Hâlbuki Milli siyasetin sağı-solu yoktur. Milli duygular siyasetin ötesinde ve üstündedir. Ama nedense biz Müslüman Türkler'in artık sesi çıkmaz oldu. Fırat'ımıza, Özgecan'ımıza bile millet olarak birlikte ağlayamaz olduk. Çünkü liberal ve solcu Türk'e milliyetçiliğin ırkçılık ve faşizm olduğu öğretilmiştir. İslamcı Türk ise, milliyetçiliğin İslam düşüncesine aykırı olduğunu düşünür. Acılarımızı bile haykırmaktan korkar olduk.

Unutmayalım; Milli bilinç ve ruh ortadan kalkarsa geriye hiçbir şey kalmaz. Zira milli ve manevi değerlerini kaybeden milletlerin hali ortada. Benden söylemesi!..