ASRTONOMİ VE MATEMATİK ALİMİ ULUĞ BEY
Türk ve İslam Dünyasının en büyük astronomi alimi Uluğ Bey , 1394 yılında Güney Azerbaycan'daki Sultaniye şehrinde doğdu. Timur Han'ın torunu, Şahruh'un oğludur. İsmi, Muhammed Tarağay bin Muiniddin Şahruh Bahadır Mirza'dır.
Uluğ Bey, sarayda iyi bir eğitim gördü. Dini bilgilerin yanında fen bilimlerini de öğrendi. Bursalı Kadızade Rumi'den ders aldı.
1409 yılında idâri olarak da görev alan Uluğ Bey, Horasan ve Maveraünnehr eyaletine Hakan naibi olarak gönderildi. Semerkand'ı kendine merkez ittihaz edip tamamen müstakil bir hükümdar gibi hareket ederek ülkesini adaletle yönetti. Devlet işlerinde, Herat'ta bulunan babasının yanına giderek onunla istişare eder, görüşlerini alırdı.
25 Ekim 1449'da oğlu Abdüllatif tarafından tahtan indirilen Uluğ Bey, eski düşmanı Abbas tarafından feci şekilde şehit edildi.(1)
Hükümdar olarak görev yaptığı sürece Semerkand'ı sadece siyasî bir başkent olarak değil, ilim ve edebiyat yönünden de bir başkent haline getirdi. Alimleri, edebiyatçıları ve sanatkârları korudu. İlmi çalışmalara önem verdi ve sarayının bir akademi haline getirdi. Devrinin meşhur ilim adamlarını topladı. Ortaya attığı meseleleri tartışmaya açtı.Fen alanında araştırmalar yapmak üzere Çin'e heyetler gönderdi. Zamanında başta Semerkand ve Buhara olmak üzere bütün ülke Türk mimarisinin en seçkin örnekleriyle süslendi.bir çok ilim ve hayır müessesesini harekete geçirdi.
Uluğ Bey'in inşa ettirdiği eserlerin en eskisi kapısı üzerinde Kadın erkek ilim öğrenmek her Müslüman'a farzdır ayet-i kerimesinin yazılı olduğu Buhara'daki medrese idi. 1419 yılında Buhara'ya bir ziyarette bulunan Uluğ Bey, yaptırdığı medresede konaklayarak, fakir fukaraya ihsanlarda bulunmuştur.
Semerkand'da ise sarayın yakınında İki Etikin başı denilen yerde, inşaatı 1417'de başlayıp 1420 yılında tamamlanan medreseyi yaptırdı. Medreseye Hvaflı Muhammed ilk müderris olarak tayin edildi. Uluğ Bey'in kendisi ve medrese dışından bazı kimseler birkaç günde bir medresedeki toplantılara katılıyor ve ilmi tartışmalar yapılıyordu. Zaman zaman Uluğ Bey ile talebeler arasında herhangi bir ilim dalında da ilmi münazaralar vuku' buluyordu.. Burada ayrıca Kadızâde Rumî ve bizzat Uluğ Bey talebeye ders veriyorlardı. Bu medresedeki talebe sayısı 100'den fazla idi. Müspet ilimlerde en büyük alim olarak Kadızade Rumi, Ali Kuşçu ve Kaşan'dan getirtilen Gıyaseddin Cemşid ve Muiniddin bu medresede en önemli hocaları arasındandır.
Uluğ Bey, Medresenin karşısına ayrıca bir hanikah yaptırmış ve birçok otlak ve kanallar vakfetmiştir. Vakfın idaresini de iş bilir kimselerin yönetimine vermiştir. Yine medrese ve hanikâha yakın bir yerde mirza hamamını yaptırmıştır. Kuhek tepesinin batı eteğinde ise meydan bağı adı verilen bahçede çinilerle kaplı bir Çinihane inşa ettirmişti. Bu çinihaneyi 1448'de Özbekler şehri işgal ettiği bir sırada yağmalayarak tahrip etmişlerdir.(2)
Uluğ Bey'i ölümsüz kılan en önemli eseri ise Kuhek tepesinde yaptırdığı Rasathane ve astronomi ve matematiğe ait ilmî çalışmalarıdır. Günümüzden altı asır önce yapılan bu Rasathane hâlâ günümüze ışık tutmaktadır. Rasathanede yıldızların yüksekliklerini ölçmek için kullandığı rub' daire Ayasofya'nın kubbesi kadardır. Astronomi ile ilgili ilmî çalışmalarının temelini matematikteki trigonometrik esaslar teşkil etmektedir. Tirigonometride 1 derecelik yayın sinüs değerini bulmak için çalışmalar yaptı.
Uluğ Bey'in astronomiye dair yazdığı en önemli eseri 1437 sesinde yazdığı Zîci Uluğ Bey'dir. Önceki zîclerin eksikliklerini tamamlayan bu cedvel, devrin ilmî esaslara dayalı tek cetveli olup, eski zîclerin yanlışlarını düzeltiyor ve yıldızların hareketini daha mükemmel gösteriyordu. Eserde genellikle gökyüzünün güneyinde kalan 48 takım yıldız konu edilmiş ve bu takım yıldızların içerisinde bulunan 1018 yıldızın koordinatları tayin edilmiştir. Eser dört bölümden meydana gelir. Birinci bölümde farklı kimseler tarafından kullanılan değişik kronolojik sistemleri belirtir. İkinci bölüm, pratik astronomi bilgilerini ihtiva eder. Üçüncü bölüm ise Dünya merkezli kainat sistemine göre gök cisimlerinde görülen hareketler ve yerleri ile ilgilidir. Dördüncü bölüm ise astroloji dairdir.
Uluğ Bey'in Zîci, 1665 yılında İngilizce'ye çevrilmiştir. 1853'te Fransızca tercümesi Farsça metni ile birlikte basıldı. Esere, Ali Kuşçu ve torunu Mirîm Çelebi tarafından şerhler yazılmıştır.(3)
Ne yazık ki Uluğ Bey gibi bir dahi siyasî kavgalar kurban edilmiş, genç yaşta oğlu tarafından hapsedilerek eski düşmanı Abbas tarafından öldürülmüştür. İlmi çalışmaları da yarım kalmıştır.
Batı dünyası onun eserine sahip çıkıp tercüme etmişler, Türk dünyasında ise bırakın tercümeyi bir tanıtımı bile yapılmamıştır. Türk aydınlarına da kendi değerlerimizi tanımaya, tanıtmaya davet ediyorum. Bu büyük Türk alimini saygı ile anıyor ve Allah'tan rahmet diliyorum.
Dipnot:
1)Doğuştan Günümüze İslam Tarihi, c.9, s.256, Çağ Yay.1989/İST
2) a.g.e., s.285.
3)Türk Sultanları, s.406 v.d.,Türkiye Gazetesi Yay.2005/İST