Akdeniz ateşi (FMF) hastalığının başlıca belirtileri şunlardır; Karın ağrısı, tekrarlayan ateş nöbetleri, nefes almayı güçleştiren göğüs ağrısı, deride kızarıklıklar (özellikle bacaklar ve diz altları), dizler, ayak bilekleri ve kalça eklemlerinde şişme, kas ağrıları oluşur. Vücut içerisinde amiloid adı verilen proteinin birikmesine neden olur. Amiloid proteini böbreklerde birikerek, böbrek yetmezliğine neden olabilir. Bağışıklık tepkisinin bir göstergesi olan yüksek beyaz kan hücresi sayısı, enflamatuar bir yanıtın bir göstergesi olan yüksek eritrosit sedimantasyon hızı (ESR), kanamayı durdurmaya yardımcı olan yüksek plazma fibrinojenidir. Yüksek miktarda mevcut olan yüksek plazma fibrinojeni bu mekanizmada bir sorun olabileceğini gösterir ve kırmızı kan hücrelerinin yok edildiğini gösteren yüksek serum haptoglobini, Familial Mediterranean Fever (FMF) gibi romatizmal hastalıklarda sık görülen bir durumdur. Karaciğer tarafından üretilen özel bir protein türü olan yüksek C-reaktif protein, yalnızca akut inflamasyon atakları sırasında bulunur. İdrar tahlili ile gösterilen idrarda yüksek albümin, ataklar sırasında mikroskobik hematüri (idrarda çok küçük- mikroskobik- miktarlarda kan veya kan hücresi) ile birlikte idrarda protein albüminin varlığı böbrek hastalığının bir belirtisi olabilir. Bağışıklığı güçlü tutmak gerekir. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için, yeterince uyumak gerekir. Nöbetlerin tekrar etmemesi için stresden uzak durulmalıdır. Düzenli egzersiz, stresi azaltabileceği gibi bağışıklığı güçlendirir. Bol meyve ve sebze tüketmek ailevi FMF hastalarına iyi gelir. Vücudunuzdaki iltihabı azaltmaya yardımcı olunmalıdır, bunun için besinler somon, ton balığı, zeytinyağı, avokado, yaban mersini, kiraz, ıspanak, brokoli ve lahana gibi omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar ve diğer besin maddeleri açısından zengin yiyecekler tüketilmelidir. Zeytinyağı, ceviz, çiğ badem gibi sağlıklı yağ kaynakları kullanılmalıdır. Bazı hastalarda fazla yağlı yemekler nöbetleri tetikleyebilir. Antioksidan yönünden vitamin A, vitamin C ve vitamin E tüketilmelidir. Yapılan araştırmalar vitamin D’nin de bağışıklık sisteminde baskın bir rolünün olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak FMF’ye sahip çocuklarda yapılan bir araştırmada serum D vitaminin diğer çocuklara nazaran daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmayı göz önüne alacak olursak FMF’li çocuklarda D vitamini alımının arttırılması hem bağışıklık sistemleri hem de vücutlarında var olan eksikliğin giderilmesi için elzem olacaktır. D vitaminin ilk kaynağı güneş ışığı olsa da karaciğer, balık, yumurta ve D vitamini ile zenginleştirilmiş tereyağı gibi besinler güneş ışığına ek vitamin D kaynakları olarak tüketilebilir. Meyve, sebze ve hububatta bol miktarda bulunan polifenoller de yine antioksidan biberiye, kereviz, aktif bileşeni curcumin olan zerdeçal ve kateşin içeren yeşil çay bu bileşiklere örnek besinler olabilir. Probiyotik besinlerden faydalanmalı. Yani günlük beslenmede doğal olarak ferment olmuş besinlere (yoğurt, kefir gibi) yer verilmelidir.
Sodyum tüketimini sınırlamalıdır. FMF hastaları sodyum tüketimlerini sınırlamalıdırlar. Sodyum, vücutta su tutulmasına neden olabilir ve bu da FMF ataklarını tetikleyebilir. İşlenmiş gıdalar, hazır çorbalar, atıştırmalıklar, cipsler, tuzlu krakerler, sosis, sucuk, salamura gibi gıdalarda yüksek miktarda sodyum bulunabilir. Asitli, gazlı, yiyecekler ve içeceklerde ağrıyı tetiklemektedir. Örneğin, Kuru fasulye, Nohut, yeşil mercimek, börülce ve benzeri baklagiller etin kavrulmuş, kızartılmış şekli gibi ağır kızartmalar, lahana, brokoli, pırasa ve çiğ yenen soğan gibi sebzeler ağrılar sırasında sık veya fazla yenildiğinde ağrıların artmasına sebep olabilir. Yeterli miktarda su tüketmelidirler. Alkol, FMF hastalığındaki iltihaplanmayı artırabilir, tüketilmemelidir. Probiyotik besinlerden faydalanmalı. Yani günlük beslenmede doğal olarak ferment olmuş besinlere (yoğurt, kefir gibi) yer verilmelidir.
Sağlıcakla kalın…