Üniversiteler açılırken

Abone Ol

Üniversitelerimizin büyük bir çoğunluğu bugün açılıyor. Yeni öğretim dönemi herkese hayırlı olsun.

ÖSYM'nin yaptığı açıklamaya göre bu yıl lisans programlarına 397 bin 216, ön lisans programlarına 336 bin 407 aday yerleşti. Toplam 59 bin 12 kontenjan ise boş kaldı.

Bir kısım üniversitelerin bazı bölümlerini bir tek öğrenci bile tercih etmedi. Bunlar içinde Devlet üniversiteleri de var.

Kontenjanı boş kalanların önemli bir kısmının yeni kurulan üniversiteler olması dikkat çekiyor.

ODTÜ, Boğaziçi gibi isim yapmış üniversitelerin ise bölümleri boş kalmıyor.

Nedir bu üniversiteleri öne çıkaran? Sadece bulundukları şehirler mi?

Hayır!

Eğer öyle olsaydı Ankara ve İstanbul'daki üniversitelerin hiç birinin boş kontenjanının kalmaması gerekirdi. Oysa büyük şehirlerimizdeki Devlet üniversitelerinde bile tercih edilmeyen ya da az tercih edilen bölümler var.

Bazı bölümlerin artık revaçta olmadığı, öğrenciler tarafından tercih edilmediği düşünülebilir. Doğrudur. Mezunları iş bulmakta zorlanan pek çok bölüm var ve bunlar artık tercih edilmiyor. Bu yüzden üniversitelerimiz ilgi görmeyen bölümleri kapatmaya başladı. Ama isim yapmış üniversitelerimiz bu konuda da sıkıntı yaşamıyor.

O zaman, çok tercih edilen üniversiteleri öne çıkaran temel faktörleri sorgulamak gerekiyor.

Neden öğrenciler ODTÜ, Boğaziçi ya da Hacettepe'ye girmek için yarışır da örneğin Samsun'daki Ondokuz Mayıs, Çanakkale'deki Onsekiz Mart ya da İstanbul'daki Türk – Alman Üniversitesinin bazı bölümleri ilgi görmez?

Yüksek burslar vaat ettikleri halde neden vakıf üniversiteleri daha az tercih edilir?

Bunun en önemli sebebi öğrencinin iyi bir eğitim görme ve mezun olduktan sonra işsiz kalmama düşüncesi.

İsim yapmış üniversiteler, yaptıkları reklamlarla, verdikleri burslarla değil eğitim kaliteleriyle öne çıkıyor. 

Kamuoyunda, bu üniversitelerden mezun olanların iyi bir eğitim aldığı yönünde güçlü bir kanaat var. Bu yüzden mezunları işsiz kalmıyor, Devlette olmazsa özel sektörde kolayca iş buluyor. Özel sektör, Yozgat Bozok Üniversitesinden mezun olanı değil, ODTÜ'den mezun olanı tercih ediyor. 

Üniversiteler yüksek düzeyde öğretim yapan kurumlar olmak zorunda. Adı üstünde “yüksek öğretimden” bahsediyoruz. 

Böyle bir öğretimin yapılabilmesi için özellikle sağlık ve fen bilimlerinde zengin bir laboratuara sahip olmak şart. Ayrıca fiziki imkânların da iyi olması gerekiyor.

Ama en önemli şart nitelikli öğretim üyesi! 

İsim yapmış üniversiteleri öne çıkaran temel faktör de bu zaten. Çok sayıda nitelikli öğretim üyesini bünyelerinde barındırabiliyorlar.

Pek çok üniversite ise öğretim üyesi bulmakta sıkıntı çekiyor. 

YÖK sistemine göre üç tane yardımcı doçent ile bölüm açılabiliyor. Bunlardan bazıları yan branşlardan da olabiliyor. 

Sadece sayı değil kalite sıkıntısı da var. Bilgi seviyesi ve anlatım becerisiyle, lise öğretmenleri ile yarışamayacak pek çok sözde akademisyen üniversitelerde görev yapıyor. 

Bir kısım üniversiteler nitelikli akademisyenleri ellerinde tutamıyor ya da siyasî saiklerle bilerek uzaklaştırıyor. Böylece meydan, hiçbir akademik vasfı olmayan, ders anlatma becerisinden dahi yoksun, hatta çoğu zaman derse kendisi girmeyip asistan gönderen, kerameti kendinden menkul tiplere kalıyor.

Devir iletişim devri. Artık öğrenciler ezbere tercih yapmıyor. İlgi duyduğu bölüm ve üniversiteleri tüm yönleriyle araştırıp kararını ona göre veriyor. İnternet üzerinden ilgili bölüm öğrencileriyle ya da mezunlarıyla iletişim kurup sağlıklı bilgilere ulaşabiliyor. Sadece reklamlara bakarak karar vermiyor.

O halde hem kontenjanlarının boş kalmaması hem de üst düzey bir eğitim verebilmeleri için üniversitelerimizin “nitelikli akademisyen” sorununa bir an önce el atmaları gerekiyor. 

Aksi halde, bölümleri dolsa bile üniversitelerimiz, diplomalı vasıfsız elemanlar yetiştiren kurumlara dönüşmekten kurtulamazlar.