Son dönemde trafik düzenini sağlamak için yapılan çalışmalara oldukça fazla tepki oldu. Bu tepkilerin içinde sürücüler kendilerine göre haklı olduklarını beyan eden birçok söylem geliştirip sosyal medyada paylaşım yaptılar.

Birçoğumuz devleti suçlayıcı ifadeler de kullandık. Mesela bu cezaların “Bütçe açığını kapatmak için emirle yazıldığını...” söyleyenlerimiz bile oldu. Bu konuda devlet yetkililerin açıklamaları hilafına, “Böyle bir konunun asla olamayacağı...” hususundaki beyanlarına rağmen bir şehir efsanesi olarak halk arasında dolaşan “Devlet bütçe açığını bizim üzerimizden cezalarla kapatmayı tercih ediyor.” gibi belgesi olamayan bir bilgiye dayanmayan suçlamalarla ortaya çıktık.

Kavşakta kırmızı ışık yanıyor ve ki kişi yan yana duruyoruz. Baktık ki ışığın süresi uzadı. Yanımızdaki araç sürücüsü acı bir “cıyak” sesiyle kırmızıya aldırış etmeden arabasının gaz pedalına bastı gitti. Samimi olalım. Kurallara uyup bekleyen biz olsaydık bu durumda ne düşünürdük?

“Böylelerine basacaksın cezayı, bak bir daha yapabiliyor mu?” demez miydik?

Yaya geçidinden geçeceğiz kimse bize yol vermiyor. Adımımızı atıyoruz son sürat gelen aracın altında kalacağımıza geri çekiliyoruz. Defalarca bunu yapıyor ve sürücülere kızıyoruz. Daha sonra aracımızla bu yaya geçidinden geçerken aynı hareketleri bu defa da biz yapıyoruz?  Araçla geçerken sürücü haklarını, yaya olduğumuzda yaya haklarını talep ediyoruz. Yani hep kendi menfaatimizi düşünüyor karşı tarafa saygılı olmuyoruz. Sonra da “Nerde bu devlet nerde bu adalet?” diye bağırıyoruz. Yalan mı?

Yaya geçitlerinde dikkat ediyorum. Bütün yayaların başı araçların geleceği yöne bakıyor. Araç gelmiyorsa kırmızı ışığa rağmen atlıyor yola. Hâlbuki başlar karşıya ışık levhasına bakması gerekmiyor mu? Araç gelse de gelmese de ışığın rengine göre hareket edilmesi gerekmiyor mu? On kişiden dokuzu bu şekilde davranıyor. Başlar hep araçların geldiği yönde ve kırmızı ışıkta geçiliyor.

Önünüzdeki araçların kaç tanesi dönüşlerde ve şerit değişimlerinde ‘sinyal lambasını’ kullanıyorlar? “Sinyal lambasını kullan kardeş, o kolu kullanmak yakıt masrafını artırmıyor ki” diye espirili mesaj verenler bizler değil miyiz?

Araçların içinden gelen sonuna kadar açılmış müzik aletlerinden çıkan gürültü hiç rahatsızlık vermiyor mu bize?

Sürücü sol camını açmış kolunu aşağıya sarkıtmış, elindeki sigaranın külünü fiskeleyip duruyor. Sonra da izmarite bir fiske çakıyor izmaritin nereye gittiği belli değil. Hakikaten bu durum insani bir durum mu?

Sıralanmış ve yavaş akan bir trafikte arkanızdan gelen araç en ufak bir boşluk gördüğünde sinyalini dahi kullanmadan aracının burnunu sizin aracın önüne soktuğunda hiç rahatsızlık duymaz mıyız? Bu durumun bir alışveriş merkezinde kasiyer sırası bekleyenlerin önüne geçip arkadakilerin hakkını yemesinden farkı ne? Kul hakkı değil mi bu? Bunu yapanlar medeniyet ölçülerinin dışına çıkmış olmuyor mu? Ceza yazılmasın mı bu gibi hatalı araç kullananlara?

“Yollarda radar tuzakları kurulduğuna, radarların çok sıklıkla yerleştirildiğine” dair çok fazla eleştiriler oldu. Bu konularda elbette daha uygun tedbirler alınabilir. Bir kanun ya da düzenleme çıktığı anda ona uymak mecburiyeti vardır. Kanunlar ya da düzenlemeler uzun süren denemelerden, tecrübelerden sonra yapılır. Elbette isabetsiz yapılanlar da olur. Ancak en kötü düzenleme bile hiç olmayan düzenlemelerden daha iyidir.

Kabul edelim ki bizler süratli araç kullanmayı seven bir toplumuz. Varacağımız yere bir an önce ulaşmayı isteyen aceleci bir yapıya sahibiz. Bu durum, bu kadar kalabalık bir trafik akışında özellikle de bayram ve tatil günlerinde kazaların artmasına, ölümlerin ve yaralanmaların çoğalmasına sebebiyet veriyor.

Devlet yetkilileri vatandaşına eziyet çektirmek için kanun yapmaz. Kanunlar, ‘toplumun rahat ve huzur içinde yaşamasını temin için’ yapılır.

Bizlerin lügatine girmiş bazı özdeyişler vardır.

İnsan hataların yüzünden meydana gelen kazalarda hele kendimizin bir canı yanmışsa “Devlet denetileme yapmıyor. Bu gibilere çok büyük cezalar verilmeli.” diye feveran ederiz.

“Böylelerini şehir meydanında ibreti âlem için sallandıracaksın ki bak bir daha yapabiliyor mu?” demeyen kaç kişimiz var?

“Para cezası yetmez bu gibilere 5 yıldan az olmamak üzere hapis cezası verilmelidir.” Şeklinde hangimiz bu tür cümleleri kurmuyoruz?

Örnek olarak ekonomik zorluklardan dolayı “Devletin yeterince denetim yapmadığını, fahiş fiyata mal satanların dükkânlarının kapatılmasına kadar varan cezalar uygulanmasını” isteriz de hızlı araç kullanmaktan yediğimiz cezaya bin kulp takar bunun ‘yanlış olduğunu’ beyan ederiz.  E, bu da devlet denetimi değil mi? Devlet denetledi ve sen de cezayı yedin niye itiraz ediyorsun ki? Yok, bu defa cezayı biz yedik. Biz aslında başkalarını hizaya getirmek için kurduk o cümleleri. Biz kendimizden bahsetmemiştik ki... Ah menfaat ah!

Yukarıda da demiştim. “En kötü düzenleme olmayan düzenlemeden daha iyidir.” Uygulanır, denenir, bakılır ki bazı hususlar da hatalar vardır ele alınır yeniden düzenlenir. Ama şunu hiç unutmayalım ki ister kanunlar isterse vatandaşın yaptığı kuralsızlıklar hiçbir zaman sıfırlanmaz ve “Her şey süt liman” olmaz.

Bizlerin prensibi hep başkalarını eleştirmek, onları hizaya sokmak olmamalı, bizlerin prensibi ilk önce kendimizin kurallara uymasını temin etmek, kendimizi hizaya sokmak için gayret etmek olmalı.

Tarafı olduğumuz bir olayda,  verilen ve varılan kararların kendi aleyhimize olduğunda “adaletsiz” rakibimizin aleyhine olduğunda “adaletli” olduğunu düşündüğümüzde en büyük adaletsizliğin bu olduğunu bilmemiz gerekir.

Ama nerde! Bu olgunluğa varmak için daha çok fırın ekmek yememiz gerekiyor.