Anayasa Mahkemesi, Antalya 12. Aile Mahkemesinin başvurusu üzerine vermiş olduğu 04.06.2026 tarihli ve 2026/131 sayılı kararında; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebini, yoksulluk nafakasının herhangi bir süre sınırı olmaksızın devam etmesinin mülkiyet hakkı, ölçülülük ilkesi ve taraflar arasındaki menfaat dengesi açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle kabul ederek Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle ibarenin iptaline oy çokluğuyla karar verdi. Kararda iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği hüküm altına alındı. Karar geçtiğimiz günlerde -30.09.2026 tarih ve 33386 sayılı- Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre yoksulluk nafakasının süre sınırı olmaksızın uygulaması en geç Anayasa Mahkemesi kararının yayım tarihinden itibaren dokuz ay sonra yani 30 Haziran 2027 tarihinde ilga edilmiş olacak. Burada "en geç" ibaresini kullanmaktaki maksadımız, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının yürürlüğe girişini dokuz ay ertelemesiyle alakalı... Keza Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan hükme göre, süresiz nafakanın iptali kararında da olduğu gibi iptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
Böylece gözler meclise çevrildi. Yeni yasama yılının başlamasıyla birlikte süresiz nafaka uygulamasına ilişkin iptal edilen hükmün yerine yeni bir yasal düzenleme yapılması bekleniyor. Başta Adalet Bakanı Sn. Akın Gürlek olmak üzere yetkililer meclisin öncelikli gündemlerinden birinin nafaka hususundaki yeni düzenleme olduğunu belirtti. Yani meclise sunulacak yeni yargı paketinin nafaka hususundaki düzenlemeleri içermesi kuvvetle muhtemel.
Peki süresiz nafaka uygulaması ne anlama geliyordu ve uygulamada hangi sorunlara yol açıyordu? Evvela süresiz nafakanın iptalinin, toplumun bir kesimi tarafından uzun süredir beklenen bir değişiklik olduğunu ifade etmek gerekiyor. Süresiz nafaka uygulamasından duyulan rahatsızlığın temelinde, birkaç ay yahut yıl kadar kısa süren evliliklerde ömür boyu nafaka ödeme zorunluluğu, nafakanın ödenmemesi durumunda şartları oluştuğunda hürriyeti bağlayıcı cezalarla karşı karşıya kalınması, enflasyonun aylık kazanca yapılan zamların üstünde seyretmesi sebebiyle nafaka miktarıyla nafaka yükümlüsünün geliri arasında nafaka yükümlüsü aleyhine oluşan dengesizlik gibi sebepler yatıyor. Uygulamada birkaç ay evli kalıp boşanan çiftlerde nafaka alacaklısına yıllar boyunca nafaka ödendiği durumlarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Mevcut durumda nafaka alacaklısı, birkaç ay yahut yıl süreyle evli kaldığı ve buna rağmen yirmi- otuz senedir nafaka aldığı muhatabına karşı nafakanın artırılması davası açabiliyor, nafaka alacağını cebri icra yoluyla tahsil etme hakkını elinde tutuyor ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 344. maddesinde yer alan hüküm uyarınca nafakanın ödenmediği hallerde nafaka yükümlüsünün üç aya kadar tazyik hapsine çarptırılmasını talep edebiliyor. Belirtmeliyiz ki ölçülü olması kaydıyla elbette nafaka alacaklısının bu hakları elinden alınmamalı, nafaka alacağının tahsili hususunda eli güçlendirilmeli ve işi kolaylaştırılmalı ancak süresiz nafaka uygulaması aradaki bu ölçünün nafaka yükümlüsü aleyhine bozulmasına sebep oluyor. Daha açık bir ifadeyle süresiz nafaka uygulaması nafaka yükümlüsü açısından adalet olgusunun işlevsiz hale gelmesi sonucunu doğuruyor. Burada ölçülü olma hususuna ayrı bir parantez açarsak, Anayasa Mahkemesi, süresiz nafaka hususundaki iptal kararının gerekçesinde "Öte yandan özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin söz konusu yükümlülüğü yerine getirirken tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerini gözetmesi gerekir. Bu bağlamda bu alanda yapılacak düzenlemeler, her iki tarafın menfaatlerini mümkün olduğunca dengelemeli ve taraflardan biri aleyhine ölçüsüz sonuçlara neden olmamalıdır. Dolayısıyla menfaatler arasındaki makul dengenin bozularak taraflardan biri aleyhine aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemesi, pozitif yükümlülüklere aykırılık oluşturabilir." şeklinde çok kıymetli tespitler ortaya koyuyor. Ayrıca kararda yer alan "...bu yükümlülüğün hiçbir ölçüt belirlenmeksizin kategorik olarak süresiz öngörülmesi kusurlu olması dahi gerekmeyen nafaka borçlusu açısından ağır bir külfete neden olmaktadır. Bu durumda kural kapsamında evliliğin sona ermesinden sonra nafaka yükümlüsünün ömür boyu bu evliliğin sonuçlarıyla bağlı kalmasının, kişilerin ruhsal/psikolojik, ekonomik ve sosyal bütünlüğü üzerinde oluşturacağı olumsuz etki, devletin çatışan haklar arasında sağlaması gereken makul dengeyi ortadan kaldırmaktadır." şeklindeki ifadeler, süresiz nafaka uygulamasının nafaka yükümlüsüne ağır bir külfet yüklediğini vurguluyor.
Buna mukabil başta kadın hakları savunucusu bir kısım sivil toplum kuruluşu olmak üzere toplumun bir kesiminin iptal kararından ve yapılacak yeni düzenlemelerden memnun olmadığını görüyoruz. Belirtilmeli ki, gerek verilen iptal kararı gerekse yapılacak yeni düzenlemeler nafaka yükümlüsü lehine bir adaletsizlik meydana getirmek için yapılmıyor; hakkaniyet gereği taraflar arasında adaletin tesis edilmesi için yapılıyor. Yani yapılan değişikliklerdeki temel gaye nafaka yükümlüsü lehine pozitif ayrımcılık yapmak değil, özel kişiler arasındaki bu uyuşmazlıkta tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerini dengelemek ve ölçülü hükümler tatbik etmek... Nitekim Anayasa Mahkemesi, konunun daha iyi anlaşılması için iptal kararında karşılaştırmalı hukuktan örnekler vererek, İsviçre hukukunda nafakanın miktarının ve süresinin tarafların ekonomik ve kişisel durumları dikkate alınarak somut olayın özelliklerine göre belirlenmekte olduğunu, Alman hukukunda ise eşlerin kural olarak kendi geçimlerini sağlamaları esası benimsenmekle birlikte belirli hâllerde nafaka talep edilebilmesine imkân tanındığını ve nafakanın süre bakımından sınırlandırılmasına ilişkin kesin bir azami süre öngörülmediğini vurguluyor.
Sonuç olarak, hassaten İslâm hukukunda ve Kıta Avrupa'sında yer alan birçok ülkenin hukuk sisteminde, süresiz nafaka uygulamasının bulunmadığı da göz önüne alındığında, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının ve kararda öne sürdüğü gerekçelerin haklı/ doğru olduğu sonucuna varılmalı. Ayrıca yoksulluk nafakasının süresiz olması hususunda yukarıda zikrettiğimiz menfi uygulamaların önüne geçilmeli ve yeni yasal düzenleme ihdas edilirken kimsenin mağdur olmayacağı yahut tarafların mağduriyetinin en aza indirgeneceği müspet bir model belirlenmeli. Bu sayede süregelen haksız uygulamalara zararın neresinden dönersen kârdır anlayışıyla bir son verileceği, hem yükümlünün hem alacaklının razı olduğu bir sistemin hayata geçirileceği, haksız uygulamalar altında ezilen vatandaşın hakkının korunacağı ve sırf bu sebeple evlilikten çekinen gençlerimizin önünün açılacağı sarihtir.
