Yüreğimizi yakan Soma felâketi geride pek çok kederli aile ile birlikte cevapsız sorular da bıraktı. Böyle durumlarda Devletin de milletin de yapması gereken önce yaralıları kurtarmak, sonra yaraları sarmaktır.

Devlet olaya derhal müdahale etti. Kurtarma çalışmaları yeterli miydi bilemiyoruz ama Türkiye'nin bu tür olaylarda çok ciddi bir birikim ve tecrübe sahibi olduğunu biliyoruz.

Milletimiz büyüklüğünü bir kez daha gösterdi. Konuya duyarsız kalmadı. Soma'ya yardım yağmaya başladı. 

Ancak her olayı olduğu gibi bunu da provoke etmek isteyenler olacaktı, oldu da! Bu tür provokatif eylemler Müslüman Türk Milletine yakışmıyor. Ancak bu tür olayları sokağa dökülmek için fırsat bilenlerin Müslümanlıkla, Türklükle münasebetleri ne kadardır, böyle bir dertleri var mıdır, bilemiyoruz. 

Akıl sağlığı yerinde olmayan bu marjinal gruplar, aslında gerçek mağdurların da sanki provokatör gibi algılanmalarına yol açıyor. Ve yetkililer, kendi kusurlarını kapatabilmek için mal bulmuş gibi bunlara sarılıyor.

Oysa üzerinde sağlıklı bir biçimde düşünülmesi gereken pek çok konu, cevaplandırılması gereken pek çok soru var. 

İşte bunlardan bazıları:

1. Sayın Başbakan ilk yaptığı açıklamada neden 1800'lü yıllardan örnekler vererek kazanın bu işin fıtratında olduğunu söyledi? Neden bir savunma refleksi geliştirdi? Neden bir başbakan gibi değil de maden işletmesinin sahibi gibi konuştu. Böyle bir konuşma yapılacaksa bile ilk gün mü yapılmalıydı?

2. Madeni işleten Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan, bu olayı Başbakanla görüşeceğini söyledi. Bu ifade pek çok insanın gözünden kaçtı. Devletin Başbakanı bu kişinin memuru mudur ki “görüşeceğim” diyebiliyor. Nitekim görüştü de!

3. Ölümlü bir trafik kazasında bile, kazayı yapan kişiler gözaltına alınır, tutuklu yargılanıp yargılanmayacağına hâkim karar verir. Çünkü ortada taksirle adam öldürme vardır. Bazen kusuru hafif olan kişiler bile, infiale engel olmak için gözaltına alınırlar. Hatta kaza yapan ve o kazada eşini, çocuğunu kaybeden insanlar bile, acılı hallerine aldırış edilmeksizin gözaltına alınabilmektedir. Bu olayda Alp Gürkan neden gözaltına alınmamıştır? 

4. Alp Gürkan yaptığı basın toplantısında “aslında bu toplantıyı üç gün sonra yapmayı plânladığını söyledi” Birden fazla kişinin taksirle ölümünden dolayı her an gözaltına alınabilecek olan bir kişi üç gün sonrası için nasıl plân yapabiliyor. Yoksa gözaltı ya da tutuklama işlemi yapılmayacağından emin miydi?

5. Hükümet kanadından sürekli olarak “denetimlerde eksiklik görülmediği” söyleniyor. Denetimler gerçekten sağlıklı olarak yapıldı mı, yoksa kâğıt üzerinde bir denetim mi gerçekleştirildi. Eğer güvenlik tedbirleri yetersiz ise o denetimleri yapan müfettişlerle ilgili disiplin ve ceza kovuşturması başlatılacak mı?

6. Hükümet yanlısı bazı yazarçizer takımı neden hemen bu olayı da “paralel yapı”ya yıkma gayreti içine girdi? Maden şirketinin güvenlik önlemlerini yeterince alıp almadığını, denetimlerin yeterli olup olmadığını sorgulamaya dilleri neden varmadı?

7. Olaydan 20 gün önce CHP'nin araştırma komisyonu kurulması yönündeki önergesine AKP'li vekiller neden hayır dedi? Komisyon kurulsaydı Devletin ya da hükümetin bundan dolayı ne gibi bir kaybı olurdu? Birkaç tane vekil bu madenleri incelemek üzere Somaya gitmiş olsaydı ayakları mı eskirdi? O önergeye hayır oyu verenlerin acaba şu anda vicdanı sızlıyor mu? Ölümlerden kendilerini sorumlu tutuyorlar mı?

Özetle, cevap bekleyen pek çok soru var. Ancak bu sorular cevaplandırılır mı yoksa Soma önergesi gibi eften püften şeyler denilerek ciddiye alınmaz mı, hep birlikte göreceğiz.

Bu vesileyle herkesin, buruk geçecek olan 19 Mayıs Atatürk'ü anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı tebrik ediyorum.