Ellerimi göğe açıp, Hey gidi Soma! diye başlayasım var şimdi. Sen ki, kömür karası bir kader ile tarihin o bilindik tekdüzeliğini bozan elim bir facianın mekânısın. Uçsuz bucaksız kara madenlerde kararıyor yüzün, aydınlığa varamıyorsun. Yerin fersahlarca altında yaşıyorsun ki bundan sonra da çıkacağın yok, gün yüzüne. Haramsın!
Senin de kara kalemlerle yazacak cümlelerin vardır elbet. Derdini, derdinin sebebi ile yazacaksın, gün gelecek. Biz ise çocukların gibi bembeyaz kâğıtlara, kara ve lanetli kömürler ile yazdıklarını okuyacağız bütün sebepsizliğimizle.
Şöyle bir efkârlanıp dağıtmak istesen heybetinle kurulmuş düzeni, gövden taş madenlere çarpıp örseleniyor. Yaktığın ağıtlar yüzlerce insan gövdesince çıkıyor göğe de sen yine yerin dibinde kalıyorsun.
Öyle ya, suyun kömürden çıkıyor senin, ekmeğin kömürden. Nefesin kömürden çıkıyor, bizim mavi gökyüzümüz, sana kömürden mavileşiyor. Ateşin kömürden yanıyor, kömür kaynıyor tencerende!
Ellerimi göğe açıp, Hey gidi Soma! diyesim var da parmaklarım bağlanıyor. Ölümcül bir darbe almış Ege'nin efesi gibi, heybetli ama yorgun vücudunu, serzenişlerini, Allah'a elbette değil de kula isyanını, ölüm öncesi çaresiz şikâyetini dinliyorum. Sokağa çıkıp isyana düşesim geliyor bir madencinin binde biri kadar olmayan cüssemle, cesaretimle! Kara gözlerim göğe açılıyor maviliği görmekten utanıyorum.
Ağaçlar kara, yollar kara. Hepsi de senin yerinden çaldığı bir rengin hummasına tutulmuş. Ben karayım bütün insanlık kara. İsyan edesim geliyor dilim döndüğünce, ellerim yandığınca. İsyanım kara, dualarım kara! Sonra sokaklara düşmüş, müşkülpesent bir meczup oluyorum, bahanem deliliğimden yana.
Tekmeler, tokatlar iniyor yüzüme gövdeme inen ayaklar kara, yüzümdeki eller kara!
Kara elmasın fukara memleketi Soma! Bir çift diyeceğim var da dilim varmıyor. Binlerce metre aşağıda bir ateş yanmış, gözlerime çökmüş dumanı. Bu yüzden mi böylesine güzel ve kederli senin kadınların? Onların gözlerinde sürme, çocukların bakışları kara!
Henüz can çekişmekte olan bir maktulün kini ve nefreti bürümüş dilimi. Nice hesap sorsam, adı yok bir mesulden, kim verecek hesabını? Adını kim koyacak babasız kalmış bir çocuğun bakışını, ersiz kalmış bir kadının yakarışını?
Sen ki, en evveldeki kıymetinle, ezelde insanlıktan alacaklı, davacımız olan mahzun memleket. Diyeceğim çok da, diyebileceğim yok! Yazacağım çok var içimdeki suskunlukta lakin kalemimin maddesi de senden, iznin yok. Bilirim öfkelisin o kadar dahi kömüre, duan sönmesin diye başka ocaklar, bütün dünya ateşsiz kalsın diye. Kıyamette davacısın bilirim o kara kalpli kömürden.
Dilim elverirse diyeceğim o vakit. Şahitliğim senden yana, kömür karası kalplere olacak suçlamam. Sebebin, benim ve bizim insanlığımıza; vebalin, hepimizin yüz karasına.
Kendi kömürünü kendi bedenine ateş edinmişler gibi çaresiz ve çareye doğrulukla biat eden madenciler gibi dosdoğru olmak varken, bütün varlığımızla dara düştük Soma!
Onca cesedin külünden beslenmiş olan Nil'i doldursam avuçlarıma, getirsem döksem yanan ateşin üzerine- ki bu kadarcıktır elimden gelen- bilirim sönmez ya içindeki yangın. Ama benim tarafım belli olur mu su taşıyan karınca kadar. Sana ettiğim şahitlikten verir misin ahrette beraatımı?
Korkum Billahi senin kömüründen değil cehennemde. Benim korkum onca kadının ve çocuğun hesabını verememekten. Binlerce bakışın yüzümü delip geçecek olmasından. Bilirim ki senin benden başka da alacaklı olduğun çok kimse var bu dünyadan. Lakin benim korkum kendi hesabımdan.
Senin de diyeceğin ne çok şey var oysa. Yangının da boranın da adı sende... Acının da derdin de, yetimin de adı sende gizli. Ne çok kelimen ve dilin var anlatabileceğin insanlığa. Hangi dinden ve ırktan olursa olsun yangının rengi değişmez, sen de bilirsin bunu. Lakin çaresizliğin de değişmezmiş bunu da ben bilirim.
Ellerimi açıp kömür karası göklere Hey gidi Soma, yandık ki ne yandık! diyesim var. Bedenimi, ölen her madenciye siper etsem yine de sönmez vicdanımdaki ateş bilirim. Kaç yetim çocuğun, dul kadının, evlatsız kalmış annenin ve daha nicelerinin feryadı doldurur kulaklarımı. Yandığım sana ama yaktığım kendime.
Hey gidi fukara memleketi zengin Soma! Bir diyeceğim var sessizce, dilime düğümlenmiş kelimeler, ellerim de titremiş üstelik. Mecalim yok konuşmaya ama sen alacaklısın bilirim. Ben de alacaklıyım. Öfkem var içimde, kızgınlığım var, kırgınlığım da. İnsanlığımın alacağı var, yüreğimdeki ateşin de. Yanmaz bitmez bir taşı ateşe vermişler içimde. Söndüğü yok, söneceği de. Hala kömür karası yanıyorum.
Şimdi ellerimi açıp kömür karası göklere... Sonrasını getiremeyeceğimi bile bile, genzimi yakan bir kömür kıvamıyla Hey gidi Soma! diyesim var.