30 Mart seçimleri geride kaldı. Bu bir mahalli idareler seçimiydi. Ancak genel seçim havasında geçti. Görülmemiş çekişmelere sahne oldu. Bunun sonucunda katılım da bir hayli yüksekti.

Sonuçta seçim bitti ama tartışmalar bitmedi. 

Muhalefet seçime hile karıştırıldığını iddia ediyor. Tutanakların değiştirildiği, birleştirme tutanaklarına girilen oy sayısının farklı olduğu, oy torbalarının değiştirildiği iddiaları havada uçuşuyor. Bazı beldelerde iktidar partisi temsilcilerinin esnaf olan vatandaşı vergi memurları ile köylüleri ise oy vermezseniz hizmet alamazsınız diyerek tehdit ettiği iddia ediliyor. Bunlar kamuoyuna yansıyan iddialardan sadece birkaç tanesi.

Bu iddialar toplumu da gerdi. Halk sokağa döküldü. 

İktidar, halkı sokağa dökmek için bu dedikoduların kasten çıkarıldığını, muhalefet ise seçmen iradesinin çalındığını iddia ediyor.

Galiba kimin haklı olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Yüksek Seçim Kurulu ne karar verirse versin vatandaş tatmin olmayacak. Çünkü her şeyden önce yargıya güven kalmadı. 

Başta Başbakan güvenmiyor yargıya. HSYK'ya müdahale edip hâkim ve savcıların görev yerlerini değiştirirken (bu değişiklikler HSYK kararı ile olsa da Başbakan'ın talimatı ile gerçekleştiğini herhalde kimse inkâr edemez), sayın Başbakan'ın gerekçesi, yargının paralel yapı tarafından ele geçirilmiş olduğu idi.  Yani Başbakan güvenmediği bir yargı tarafından bakanlarının ve bürokratlarının yargılanmasını istemediğini ifade ediyordu ve AKP tabanı da bunu destekliyordu. 

Bugün AKP'ye oy verenlerin herhalde tamamına yakını yargı konusunda Başbakan gibi düşünüyor. 

Birde muhalefet cephesi var. Onlar da yargının hükümetin kontrolüne girdiği ve bu yargıdan sağlıklı bir karar çıkmayacağı kanaatinde. Sadece muhalefet partilerinin değil muhalefete gönül veren seçmenin de görüşü bu istikamette.

Şu halde ister iktidar yanlısı ister muhalefet yanlısı olsun, yargıya kimse güvenmiyor. 

Bu son derece tehlikeli bir durum. Hukuk devleti adına üzüntü verici. Çünkü yargıya güvenin olmadığı bir ülkede herkes kendi hakkını kendisi almaya kalkar. Bu ise kaos, kargaşa ve anarşi demektir.

Yüksek Seçim Kurulu bir yüksek mahkeme. Eğer kararlar hükümet lehine çıkarsa muhalefet tarafından hükümetin güdümüne girmekle suçlanacak. Muhalefet lehine çıkarsa hükümet tarafından paralel yapının kontrolüne girdiği iddia edilecek. Özellikle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi çok konuşulacak.

Bu tablo ne yazık ki sandığa olan güveni de zedeliyor. Demokrasinin tek unsuru sandık değil elbette. Ama olmazsa olmaz unsuru sandıktır. Sandığa güvenin zedelendiği bir toplumda demokrasiye ve hukuk devletine olan inanç azalır; toplum da devlette zarar görür.

Sonuç olarak hem yargıya hem de sandığa güvenmek gerekiyor. Bu güvenin yeniden tesis edilebilmesi için şeffaflık şart. Hiç kimsenin itiraz edemeyeceği, kaybedenlerin, başkasını değil kendisini suçlayacağı bir sistem kurmak icap ediyor. Bu görev YSK'ya ve hükümete düşüyor. Çünkü Mecliste çoğunluk hükümete ait. 

Önümüzde iki seçim daha var. İnşallah bu seçim bir ders olur; ortaya çıkan problemler o zamana kadar düzeltilir. Aksi takdirde sadece demokrasimiz yara almakla kalmaz, hukuk devleti zarar görür, adalete olan inanç sarsılır.

Sonsöz: Hak ederek kazananlara, kendi çıkarları için değil millete hizmet için başkanlık koltuğuna oturanlara, bölücü emeller taşımayanlara, partizanlık yapmayanlara hayırlı olsun diyor; haktan, hukuktan, adaletten, doğruluktan ayrılmadıkları sürece kendilerine başarılar diliyorum.