Merhaba değerli okurlar.

Bugün biraz daha sosyal bir konudan bahsetmek istiyorum. Ülkemizde bir kesim hareketli ve ağır enerji gerektiren işlerde çalışsa da büyük bir kesim masa başı olarak günlük hayatını devam ettirmektedir. Zaten memur kesimde masa başı çalışma sıklıkla olmasının yanında gün be gün gelişen teknoloji çağında sadece bilgisayar başı meslek kesimleri de yadsınamayacak kadar çoğalmaktadır. Artık bu tip yaşam için plaza tipi yaşam terimi kullanılmaya başlanmıştır. Çünkü bu grup çalışanlar sadece kapalı alanlarda akşama kadar bilgisayar başı iş ve toplantılarla iş hayatını sürdürmektedir.

Aslında günümüz çalışma hayatı bizi fark etmeden hareketsizliğe mahkûm ediyor. Sabah bilgisayar başına geçiyor, toplantılarla günü tüketiyor, akşam olduğunda “bugün de çok yoruldum” diyerek koltuğa uzanıyoruz. Oysa çoğu zaman yorgunluğumuzun nedeni aşırı hareket değil, tam tersine yetersiz hareket oluyor. Aslında yorgunluğumuz kas tutulmaları, göz yorulmaları ve mental yorulmalar nedeniyle oluyor. Bu nedenle masa başı çalışanlarda bel-boyun ağrıları, omuz tutulmaları, el bileği sorunları ve metabolik hastalıklar giderek artıyor.

Vücudumuz biyolojisi gereği çalışmaya hareket etmeye programlanmış bir yapıdır. Yani günlük olarak kaslarımız hareket ettikçe organlarımız fiziksel aktiviteleri yaptıkça sağlığını koruyabilmektedir. Bu nedenle günlük belli miktarda vücudumuz sağlıklı kalabilmek için belirli fiziksel aktiviteye ihtiyaç duymaktadır.

Bu tanımladığımız iş gruplarında çalışanlar günlük iş yoğunluğu gereği yeterli fiziksel aktiviteyi yapacak fırsatı maalesef bulamamaktadır. Bazıları ise bu aktiviteyi yapmak için spor merkezlerine başvurmaktadır. Bir diğer konu ise bu hareketsizlikle paradoks oluşturacak şekilde fast-food veya yüksek kalorili beslenme şeklinde beslenmektedirler. Bu durum sağlıklı yaşamın tam tersine yüksek kalori ve hareketsiz yaşam döngüsüyle devam etmekte ve sonuçta fazla kilo ve getirdiği metabolik hastalıklar görülmektedir. Tam bu noktada bir algı oluşturmak istiyorum ki bu oluşturacağınız algı sayesinde sağlıklı yaşam için küçük adımlarla büyük faydalar sağlayabilirsiniz. Peki böyle bir yaşamımız varsa neler yapabiliriz.

İlk öneri: Saat başı ayağa kalkın. Bir saat boyunca oturmak, dolaşım sistemini ciddi biçimde yavaşlatır. Saatte bir kez ayağa kalkıp 2–3 dakika ofis içinde yürümek, merdivenlere yönelmek ya da camdan dışarı bakarak nefes egzersizi yapmak bile kan dolaşımını canlandırır.

İkinci olarak, boyun ve omuz egzersizlerini ihmal etmeyin. Bilgisayar ekranına doğru öne eğilen baş, omurgaya normalin iki katı yük bindirir. Günde birkaç kez başı yavaşça sağa-sola çevirme, omuzları yukarı kaldırıp bırakma hareketleri, kas gerginliğini azaltır. Bu hareketleri yaparken acele etmeyin; yavaş ve kontrollü olun.

Üçüncü öneri, sandalyede mini egzersizler. Oturduğunuz yerde karın kaslarını sıkarak 10 saniye tutup bırakmak, bacakları sırayla uzatmak ya da topuk-parmak ucu hareketleri yapmak hem kasları aktive eder hem de uzun süreli oturmaya bağlı uyuşmaları önler.

Dördüncü ama çoğu zaman ihmal edilen konu ise nefes alışkanlığıdır. Masa başında stresle çalışan bireylerde nefes yüzeyselleşir. Derin nefes almak, vücuda daha fazla oksijen girmesini sağlar; kalp atım hızını dengeler, zihinsel berraklığı artırır. Günde birkaç kez, 4 saniye nefes alıp 6 saniye vermek bile belirgin bir rahatlama sağlar.

Son olarak, öğle arasında kısa yürüyüşleri alışkanlık haline getirin. Beş-on dakikalık bir yürüyüş bile kan şekerinin dengelenmesine, sindirimin rahatlamasına ve öğleden sonraki rehavetin azalmasına katkı sağlar.

Sonuç olarak; masa başı çalışmak kader değildir. Sağlıklı yaşam, büyük hedeflerden önce küçük ama sürdürülebilir adımlarla başlar. Gün içinde birkaç dakikanızı bedeninize ayırmak, gelecekte yaşayabileceğiniz birçok sağlık sorununa karşı güçlü bir yatırımdır. Siz olmazsanız veya sağlığınız olmazsa sürdürelebilir bir başarınız ve hikayeniz olmayacaktır. Unutmayalım: Bedenimiz hareketsiz kaldıkça değil, hareket ettikçe iyileşir.