Onlara Milletvekili diyemiyorum. Çünkü Milleti değil PKK'yı temsil ediyorlar. Kimlerin vekil olacağına ve ne şekilde hareket edeceklerine PKK karar veriyor. Ve onlar da PKK'lı olduklarını gizlemiyorlar.
Bir kısmı Mecliste iken bazıları da hapisteydi. Meclistekiler, hapistekilere haksızlık yapıldığını söylüyordu. Ben de aynı kanaatteydim. Çünkü içeridekilerin dışarıdakilerden ne farkının olduğunu bir türlü anlamamıştım. Şimdi tahliye oldular. Haksızlık ortadan kalktı. Artık Meclis çatısı altında daha rahat ve özgür bir şekilde bölücülük yapabilir, PKK'yı temsil edebilirler.
Milletvekilleri arasında hapiste olan ve çıkması da beklenmeyen sanırım bir tek MHP milletvekili kaldı.
Yaşanan olaylar bölücülerin cüret ve cesaretini arttırdı. Ne de olsa her istediklerini alıyorlar. Üstelik bölünme tehlikesinden söz etmek bizim fiyakalı aydınlarımız tarafından artık paranoyaklık olarak adlandırılmaya başlandı. Hani şu televizyon kanallarında sürekli arzı endam edenlerden söz ediyorum.
Bölücü PKK ve yandaşları son zamanlarda epeyce mesafe kat ettiler. Psikolojik üstünlüğü ele geçirdiler. Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinin önemli bir kısmında PARALEL DEVLET kurdular. Yol kesip kimlik kontrolü yaptıkları, vergi topladıkları basına yansıdı. Kendi mahkemelerini kurup yargılama yaptıkları, temyiz edilen kararları da Kandil'e gönderdikleri, ilçelere kendi sözde kaymakamlarını atadıkları konuşuluyor.
Dedikodu deyip geçebilirsiniz. Ama dedikodu denilen hatta kesin bir dil ile yalanlanan pek çok şeyin gerçek olduğu ortaya çıktı. Hatta yapılanların doğru olduğu inancı halka benimsetilmeye çalışıldı (İmralı ile görüşmeler gibi).
Bir terör örgütü bu hale nasıl gelebilir? Arkalarında ağababaları varsa gelir. PKK'yı kurduran güçler Kürt halkının haklarını savunması için kurdurmadı. Başta ABD olmak üzere neredeyse tüm Avrupa ülkesi PKK'ya maddi manevi her türlü desteği Kürt kardeşlerimizin kara kaşına kara gözüne sevdalı olduğu için vermedi. Amaç, Osmanlıyı böldüğü gibi Türkiye'yi de bölmek, daha doğrusu yarım kalmış operasyonu tamamlamaktı.
PKK bölge halkı üzerinde de önemli bir hâkimiyet ve psikolojik üstünlük sağladı. Çünkü arkasındaki güç, dört parçalı büyük Kürdistan'ın kurulacağını söylüyor. Parçalardan biri Kuzey Irak'tı. Onlarca yıllık mücadeleden sonra Kuzey Irak'ın (daha doğrusu Başbakanımızın da deyimiyle Kürdistan'ın) işi tamam. Sadece bağımsızlık ilanı kaldı geriye. İkinci parça Suriye'nin Kuzeyi. Orada mücadele PYD eliyle devam ediyor. Üçüncü parça İran'ın Kürdistan olarak adlandırılan bölgesi. Muhtemelen Suriye'den sonra sıra oraya gelecek. Ve nihayet dördüncü parça Türkiye'nin Doğu ve Güney Doğu'sunu içine alan bölge. Buyurun size Akdeniz'e kadar uzanan bir büyük Kürdistan. Daha doğrusu İsrail'e taşeronluk yapacak (arz-ı mevut idealinin gerçekleşmesini sağlayacak) bir ülke.
Bu arada Rusya ile yapılacak pazarlıklar sonucu, Doğu Anadolu'nun bir kısmının Ermenistan'a verilmesi de son aşamada gündeme gelebilir.
Bu dört parçadan oluşan bölge zengin petrol ve doğal gaz yataklarının yanı sıra geniş tarım arazilerine ve sulama suyuna sahip. Muhtemelen bilmediğimiz başka kaynaklar da var. Milletin parasıyla GAP'ı da tamamladık. Artık bölgeyi emperyalist güçlere teslim etmenin zamanı geldi.
PKK'nın arkasındaki güçler PKK'ya işte böyle bir ülke vaat ediyor. PKK da bölge halkına şu mesajı veriyor: Görüyorsunuz T.C.'den her istediğimizi alıyoruz. Yakında kendi Devletimizi de kuracağız. Kimse engel olamayacak. O zaman özgür ve zengin olacaksınız. T.C.'nin hapse attığı vekillerimizi bile çıkardık. Yakında herkes tahliye olacak. Önderimiz Öcalan da tahliye olup Devletimizin başına geçecek. Petrol gelirleriyle, hiç çalışmadan müreffeh bir hayat süreceksiniz.
Böyle bir yalana kim inanmaz?
PKK'nın vekilleri şimdiden Kürdistan'ın vekilliği hatta bakanlığı hayallerini kurmaya başladılar bile.
Şerif Hüseyin de aynı yalana inanmıştı. Ona da Suriye'yi bile içine alan bir büyük Arap Devleti vaat edilmiş ve Osmanlıya karşı ayaklandırılmıştı. Sonuç ortada!