Bir göz odaya, bir bavula ve en sonunda bir mezara sığan insan; elleri tutmaz, dizleri titrer, gözleri seçemez hale gelince biriktirdiklerinin çoğunun fayda etmediğini, yalnızlık ve yaşlılık döneminde derin bir pişmanlıkla hisseder.

Âleme var olmaya değil, yar olmaya geldiğini unutan insan; maddi şeylere yatırım yaparken nezaketi, saygıyı ve empatiyi unutunca, yaşlılığında betonların ve çok sevdiği eşyalarının onu okşamadığını; omuzlarını örtecek bir hırka uzatmadığını ve yalnızlığın aslında penceresi olmayan bir duvar olduğunu anladığında, artık “dönülmez akşamın ufkuna” geldiğini fark eder.

Belki de anne babalar, modern hayatın dayatmalarıyla çocuklarına yalnızca maddi hedefler gösterdikleri için; bu yönde çaba ve çalışma harcarken hizmete, merhamete ve hürmete yabancılaştılar. “İnsan insanın kurdudur” anlayışına savrulduklarından, yaşlılarımız ve yalnızlarımız için bayramlar artık daha çok hasret ve hüzünle geçer oldu.

Rahibe Teresa’ya sormuşlar:
– Dünyayı ne kurtarır?
– Karşılıksız iyilik.

Prof. Dr. Kemal Sayar, bir YouTube programında konuyla ilgili şöyle diyor:

“Hâfız-ı Şirazi’nin dediği gibi: Kim ki yeni çıkan sakalına sevdalanırsa, ölünceye dek bu dairenin dışına adım atamaz.
Yani kendine sevdalanmak, bencilce kendi nefsine hayran olmak insanı içten içe çürütür. Oysa biz bu dünyaya almaya değil, vermeye geldik. Şefkat veriyor muyuz? Merhamet? Bilgi? Güzel söz? Veren soyludur. Çünkü değer, sahip olduklarımızda değil; paylaştıklarımızdadır.”

Modern bakış açısı bize sürekli rakip yaratıyor: “Dirsek atabilirsin, ötekini geçebilirsin, yeter ki sen kazan.” Bu anlayış, hırsı körüklüyor. Ne yazık ki birçok insan ulaşamadığı hedefler için kendini kırbaçlıyor. Oysa başarı yalnızca kariyerle değil, karakterle ölçülmelidir.

Aileler, çocuklarını yarıştırmasın. “Benim oğlum en iyi olacak” baskısı, küçük kalplere ağır yükler yüklüyor. 0–7 yaş arası, bir insanın temel taşlarının atıldığı dönemdir. Anne babaların her sözü, her davranışı bu temelin tuğlaları olur. Evde şefkat konuşuluyorsa çocuk da şefkatli olur. Ama evde yalnızca para, dedikodu ve kavga konuşuluyorsa çocuk, değersiz olanı değerli sanarak büyür.”

Elbette insanın çocukluktan yaşlılığa yanında taşıdığı bavula neler sığdırdığı önemlidir.
Geçmişin kederleri mi? Hayal kırıklıkları, pişmanlıklar mı?
Yoksa hizmetle, merhametle, hürmetle ve zamanın hakkını vererek yapılan iyiliklerle dolu bir hayat mı?

Valizini, Yüceler Yücesi'nin rızasına uygun amellerle mi doldurdu?

Fıtratının ve vicdanının sesini dinleyen, imanının gereğini yerine getiren; insan biriktiren gençlerimiz ve çocuklarımız da var, şükür ki.

İşte bir örnek:
Bir şehrimizdeki Uluslararası İmam Hatip Lisesi’nde yaşanan dokunaklı bir olay. Afrika’nın bir ülkesinden gelen bir öğrenci, Kurban Bayramı sırasında babasını kaybeder. Gözyaşları içinde hüznünü Yakup misali Allah’a arz eden bu öğrenciyi, babasının cenazesine göndermek için sınıf arkadaşları –kendi ihtiyaçları olduğu halde– aralarında para toplayarak uçak biletini temin eder ve onu memleketine uğurlarlar.

İşte para, böyle harcanmalıdır. Göz yaşartan, gönül ısıtan bir sahne…

Unutmayalım: Para yerine insanı harcarsak, yalnızlığa ve yoksunluğa mahkûm oluruz.
Parayı harcayalım; ama insanı asla.

Öyleyse, haydi!
Kalplerde, gönüllerde izler bırakmaya, insan biriktirmeye,
Ve ahirette geçecek akçeyi toplamaya…

Selam ve dua ile …