Kurban Bayramı yaklaşırken, içimde adını koyamadığım bir hüzün. Sevindiğimden değil, eksildiğimizden belki… Son yıllarda her bayram öncesi, hafızamın tozlu raflarından bir hatıra düşüyor aklıma: Annemin elinde tüten kahve, babamın jilet gibi takımı, dedemin cebinden çıkan ilk bayram harçlığı… Ve sokakta koşturan çocukların neşesi, kapı önlerinde kabaran mis gibi kavurma kokuları.

Biz bayramı hissederdik bir zamanlar. Tüm ev, günler öncesinden o telaşa bürünürdü. Perdeler yıkanır, koltuklar silinir, misafir gelecek diye en güzel tabaklar hazırlanırdı. Sarmalar yapılır, baklavalar açılır, off offf..  Kolonya tutup şeker çikolata vermek için ne beklerdik misafirleri.. Yahu gerçekten o kolonyanın kokusunu alan, o lokumun tadını bulabilen var mı hala?

Birlikte yaşamanın, aynı sofraya oturmanın, bayram sabahı sevinçle uyanmanın hatta sabaha kadar uyuyamamanın ne demek olduğunu anlardık. Kimse kimseye “Ne lazım?” diye sormazdı. Çünkü herkes bilir, bayramda lazım olan şeyin sadece “birliktelik” olduğunu.

O sabahlar bambaşkaydı çok başka…

Geceden bayramlıklarımız hazırlanırdı. Yatağımızın baş ucunda..  Yeni kıyafet giymek sadece bir alışveriş meselesi değildi; çocuk kalbimizle büyüdüğümüzün işaretiydi sanki. Annem bir yandan saçlarımızı tararken “güzelce büyüklerinin elini öp, tamam mı” derdi. Biz de büyüklerin önüne geçmek için sıraya girerdik. Şimdi kaç çocuk, kaç el öpüyor bilmiyorum.

Komşular birbirine tabak taşır, sofralar bir evden diğerine yayılırdı. Kimi zaman et, kimi zaman pilav ama en çok da sevgi taşırdık birbirimize. Şimdi et poşetleri adreslere teslim ediliyor, ama içinde ne o muhabbet var ne de o telaşlı mutluluk…

Eskiden bayram, sokaklarda oynayan çocuk sesiydi. Şimdi çoğu evde sessizlik var. Yaşlıların gözleri telefonda, gençlerin gözü ekranda… Ve zaman, bayramların da ruhunu alıp gitmiş gibi. Karşı komşumuza giderdik bayramlaşmaya, 3 saat sonra ya da ertesi gün kapı çalardı karşı komşumuz bize gelirdi bayramlaşmaya. Muhabbet kaldığı yerden devam ederdi. Bayramın ikinci günü annem babama derdi, haydi kalk ayıo olur onlar bize geldi..

Ama yine de umut besliyorum içten içe. Belki bir çocuk annesinin dizinde aynı heyecanı taşıyordur. Belki bir baba, oğluna ilk kurban sabahını anlatıyordur. Belki bir evde hâlâ, tencerede kavurma kaynıyordur… Ve belki bir gün biz de yine o eski bayramlara döneriz.

Çünkü bayram dediğin; bir tencere etten, birkaç mesajdan ya da yeni kıyafetlerden ibaret değil. Bayram, bir zamanlar kalbimizde olanı hatırlamak, insanlığı hatırlamak… Birlikte olmanın, hatırlanmanın, sevmenin ve sevilmenin adıdır.

Eski bayramlara selam olsun…