Kuruluş tarihi olan 1948 yılında bu yana İsrail, Gazze’ye karşı tam 15 savaş yürüttü. 1967 yılında da, Altı Gün Savaşı sonucunda İsrail tarafından işgal edilen Gazze, 1993’te imzalanan Oslo Anlaşması’yla Filistin Ulusal Yönetimi’ne devredildi. Ancak 2007’de yapılan seçimleri Hamas kazandı; Gazze yönetimi El Fetih’ten Hamas’a geçti. O tarihten bu yana Gazze, İsrail’in ağır ablukası altında yaşam mücadelesi vermektedir.
Gazze, tarih boyunca üç medeniyetin kesiştiği bir şehir olmuştur.
767 yılında İmam Şafii Hz. burada doğmuş, çocukluğunu bu topraklarda geçirmiştir. Kendisinden sonra adını taşıyan Şafii mezhebinin kurucusu olarak İslam dünyasında büyük bir yer edinmiş ve hizmet etmiştir.
13.yüzyıl coğrafyacıları Gazze’yi “bahçeleri ve denize kıyısı olan orta büyüklükte bir şehir” olarak tanımlar. Suriyeli coğrafyacı el-Dımaşki, “Ağaçları öyle zengindir ki, brokar kumaş gibi görünür,” diyerek Gazze’nin bereketini anlatır.
1516 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılan Gazze, dört asır boyunca Osmanlı idaresinde kaldı.
1649 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde burada 11 cami, 2 hamam, 600 dükkân ve 1300 ev bulunduğunu yazmaktadır. 1660 yılında Gazze, hızlı gelişimi sayesinde Filistin’in başkenti olarak düzenlendi.
Gazze’nin kalbi, 45 metre rakımlı yassı bir tepenin üzerinde atar. Sekiz mahalleden oluşan şehir merkezinde nüfusun büyük çoğunluğunu Arapça konuşan, neredeyse tamamı Sünni Müslüman olan halk oluşturur.
Ekonomisi tarıma dayanır; turunçgiller, tekstil, yiyecek üretimi ve balıkçılık halkın başlıca geçim kaynaklarıdır. Ancak yıllardır süren abluka nedeniyle bu üretim büyük zorluklarla yapılmaktadır.
Gazze mutfağı, baharatların ve acıların cömertçe kullanıldığı lezzetleriyle bilinir.
Dere otu, pazı, sarımsak, kimyon, mercimek, nohut, nar, ekşi erik ve demirhindi Gazze sofralarının vazgeçilmez tatlarıdır. Geleneksel yemek kaplarının çoğu topraktan yapılır.
Yemekler genellikle mevsimsel ve yerel ürünlere dayanır; doğaya saygının sofradaki yansımasıdır.
Eğitim düzeyi de dikkat çekicidir. 1997 verilerine göre, 10 yaş üstü Gazze halkının %90’ı okur-yazardı.
140 binden fazla öğrenci okullarda eğitim görmekte, 11 binden fazlası ise üniversite mezunu olarak yetişmekteydi.
Bu rakamlar, savaşların gölgesinde bile bilginin direnişten ayrı olmadığını gösterir.
Gazze, tarih boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşır.
Ulu Cami, İbn Osman Camii, İbn Mervan Camii, Seyyid Hâşim Camii, Napolyon Kalesi ve hâlen ibadete açık olan St. Porphyrus Kilisesi, bu çok katmanlı tarihin sessiz tanıklarıdır.
Tufa Mahallesi’ndeki İngiliz Askerî Mezarlığı ise I. Dünya Savaşı’nda burada hayatını kaybeden İngiliz askerlerini barındırır.
Spor da bu topraklarda yaşar: Filistin Ulusal Stadyumu, 10 bin kişilik kapasitesiyle Filistin Millî Takımı’na ev sahipliği yapar.
Gazze’nin yedi kardeş şehri vardır: Barselona, Cascais, Dunkerque, Tebriz, Tel Aviv (askıya alındı), Torino ve Tromsø.
Gazze, sadece tarihî ya da stratejik bir şehir değildir; o, imanın ve sadakatin de mekânıdır.
Hz. Muhammed’in dedelerinden Hâşim bin Abdümenâf burada vefat etmiş, türbesi Gazze’de inşa edilmiştir. Bu sebeple şehir, yüzyıllardır “Gazze-i Hâşim” adıyla anılır.
“Neden Gazze?” sorusu, tüm bu gerçekler karşısında anlamsızdır.
Gazze’yi anlamak, yalnızca bir coğrafyayı değil, insanlığın vicdanını anlamaktır.
Çünkü Gazze, sadece küçük bir kara parçası değildir.
O, ümmetin şahadete açılan kapısıdır.