Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı devletinin yenilmesi üzerine Batılı devletlerle imzalanan Mondros Anlaşmasına binaen ülke toprakları emperyalist milletler tarafından işgale uğramıştı. Yunanlıların 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkmaları, Fransızların Suriye ve Güney Anadolu bölgesine yerleşmeleri ve Türk ve Müslümanlara karşı yürüttükleri haysiyet kırıcı davranışlar yüzünden memleketin her tarafında Redd-i İlhak ve Müdafaa-ı Hukuk cemiyetleri kurulmaya başlamıştı.
Türk Milleti Mustafa Kemal ve bir avuç vatansever kumandan ve askerlerin öncülüğünde milli mücadeleyi gerçekleştirmiş ve yedi düvele boyun eğdirmişti. 11 Ekim 1922'de İngilizlerle Mudanya ateşkes Anlaşması imzalanmış, kalıcı bir barışın temini için de Lozan'da uluslararası bir konferansın tertip edilmesi kararlaştırılmıştı. Emperyalist güçler silahla dize getiremediği Türk milletini masa başında yok etme planları hazırlıyorlardı.
İngiltere Lozan Konferansı'na, Türk devletinde ikilik yaratmak ve ortaya çıkan fikir ayrılığından faydalanarak servi kabul ettirmek üzere Osmanlı Devletini de temsilci olarak konferansa davet etmişti. Mustafa Kemal, Mondros ve Sevr gibi bir anlaşmayı imzalayarak kendi devletini fiilen yok sayan bir devletinin konferansa katılmasını tasvip etmedi. 1 Kasım 1922'de toplanan TBMM, hilafet ve saltanatı ayırarak, hilafetin Osmanlı hanedanlığına ait olduğunu kabul etti ve saltanatı kaldırarak Osmanlı devletinin hukuki varlığına son verdi. Tek muhatabın Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu batılı devletlere duyurdu.(1)
20 Ekim 1922'de kurtlar sofrasına oturan Türkiye'yi İsmet Paşa temsil ediyordu. Trabzon mebusu Hasan Bey ve Sinop mebusu Rıza Nur Bey, İsmet Paşa'nın riyasetindeki heyet-i murahhasayı teşkil ediyordu. Türkiye'nin karşısında, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya bulunmaktaydı.
İsmet Paşa, Lozan'da ağır bir sorumluluk yüklenmiş, misakı milli'den taviz verilmemesi konusunda sıkı sıkıya tembih edilmişti. Temsil heyetine, Güney sınırı, Doğu sınırı ve Doğu Trakya'nın batı sınırı, Adalar, kapitülasyonlar, azınlıklar ve Düyun-u Umumiye ve yabancı kurumlar konusunda taviz verilmemesi, ortaya çıkacak güçlüklerde bakanlar kurulundan talimat alınması, gerekirse görüşmelerin kesilmesi gibi Misak-ı Milli amaçlarına yönelik 14 maddelik bir direktif verilmişti.
Türkiye tam bağımsız bir devlet olmak istiyor, bunun için Osmanlı Devletini esaret altına alan tüm bağlardan kurtulmak istiyordu. İtilaf devletleri ise Osmanlı devletine imzalattıkları Sevr anlaşmasını esas alıyorlardı.
İngiltere I. Dünya Savaşı'ndan en güçlü devlet olarak çıkmıştı. Konferansta isteklerini kabul ettirmek için Türkiye'nin karşısında diğer Devletlerle bir güç oluşturmaya çalışıyor ve Türkiye'yi Uluslar arası bir toplantıda yalnız bırakıyordu. İngiltere'nin ağırlıklı olarak üzerinde durduğu konular, Musul ve Boğazların statüsü meselesi idi. Fransa ise borçlar, kapitülasyonlar ve imtiyazlar ve İtalya ise Kapitülasyonlar, adalar ve kabotaj meselelerine önem veriyordu.
Türkiye Anadolu'da yaptığı yıkım ve tahribattan dolayı Yunanistan'dan 4 milyon altın tazminat talep etti. Buna karşılık müttefikler Türkiye'deki işgal masrafları olarak 50 milyon, vatandaşlarının uğradığı zarar karşılığında ise 15 milyon altın tazminat istediler. Sonuçta onların bu tazminattan, Türkiye'nin de Almanya ve Avusturya hükümetlerinin I. Dünya Savaşı sonunda kendilerine teslim etmiş oldukları Türk altınlarından ve İngiltere'ye sipariş edilen gemiler için ödenen paradan vazgeçilmesiyle bir mütabakat sağlandı. Fakat Adalar, Musul ve Kapitülasyonlarla, Yunanistan'dan istenen savaş tazminatı konusunda anlaşmaya varılamadı. 31 Ocak 1923'te Lord Curzon 3 müttefik devletin kararıyla bir metin imzalayarak Türk delegasyonuna imzalaması gerektiğini, imzalamadığı takdirde Türkiye'nin Asya bozkırlarında silinip gideceği tehdidinde bulundu. İnönü de ülkesini esaret altına alacak bir anlaşmaya imza atmayacağını belirtti. Türk heyeti anlaşmayı imzalamayarak yurda geri döndü.(2)
Lozan'da yapılan müzakerelerin çok çetin geçiyordu. Bunların içinde en çok kapitülasyonlar ve Osmanlı Devletinin Avrupalı Devletlere borçları ve yabancı okullar meselesi idi. Çünkü emperyalist devletler Osmanlı Devletinden koparmış olduğu ve adeta devleti bir sömürge haline getiren haklarından bir türlü vazgeçmek istemiyorlardı. Nutuk'ta Mustafa Kemal Lozan'da yürütülen görüşmelerin ne kadar çetin olduğuna dair şu ifadelere yer veriyordu: Bir müddet Ankara'da Lozan Konferansı müzakeratını takip ettim. Müzakereler, hararetli, münakaşalı geçiyordu. Türk hukukunu tasdik eder müspet netayiç görülmüyordu. Ben bunu pek tabi buluyordum. Çünkü Lozan Sulh masasında mevzubahis edilen mesail 3-4 senelik yeni devreye ait ve münhasır kalmıyordu. Asırlık hesaplar rü'yet olunuyordu. Bu kadar eski, bu kadar karışık, bu kadar mülevves hesapların içinden çıkmak elbette kolay olmayacaktı.
Efendiler, malumdur ki yeni Türk Devleti, İstihlaf ettiği Osmanlı Devletinin uhud-u atika namı altında birtakım kapitülasyonların zebunu idi. Osmanlı tebasından aldığı vergiyi ecnebilerden almaktan memnu bulunuyordu. Hıristiyan anasır, birçok imtiyazlara ve istisnaiyetlere sahip bulunuyordu. Osmanlı Devleti, Osmanlı memleketlerinde bulunan ecnebilere hakk-ı kazasın tatbik edemezdi. Devletin hayatını kemiren, kendi dâhilindeki anasır hakkında tedabir almaktan men edilirdi.
Osmanlı devleti, kendisini tesis eden, unsur-u aslînin, Türk milletinin insanca yaşamasını temin edecek esbaba da tevessülden men edilmişti: Memleketi imar edemez, şimendifer yaptıramaz. Hatta mektep yaptırmakta da serbest değildi.; bu gibi ahvalde derhal ecanip müdahale ederdi!(3)
Nutuk'ta da beyan edildiği gibi zor şartlar altında devam eden Lozan görüşmeleri iki defa kesintiye uğradı. En son 24 Temmuz 1923'te şiddetli müzakerelerinin neticesinde Türk tarafının istekleri büyük ölçüde kabul edildi ve 143 maddelik Lozan Anlaşması imzalandı. İngilizlerle Musul meselesi sonraki bir döneme bırakıldı.
Sınırlar: Trakya'daki Türkiye- Yunanistan sınırı Karaağaç Türkiye'de kalmak üzere Meriç ırmağının Talveki olarak tespit etmişti. İmroz, Bozcaada ve Tavşan adaları dışında kalan bütün adalar Yunanistan'a bırakılmıştı. Yunanistan Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında deniz üssü ve istihkâm kurmayacaktı. Rodos ve 12 Ada İtalyanlara bırakılmıştı. Kıbrıs, İngilizlere terk ediliyordu. Türkiye- Suriye sınırı daha önce Fransa ile imzalana Ankara Anlaşması ile belirlenen sınır kabul edilmişti. İskenderun ve Antakya'daki Türklerin kendi kültürlerini korumaları konusunda söz konusu anlaşma hükümlerine uyulacaktı.
Boğazlar: Boğazlarda barış ve savaş dönemlerinde denizden ve havadan geçiş serbest olacaktı. Boğazlardan geçişi kontrol etmek bir Türk üyenin başkanlığında İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Rusya ve Sırbistan temsilcilerinden oluşan bir heyet tarafından korunacaktı. Türkiye bu bölgede 12.000'den fazla asker bulunduramayacaktı.
Kapitülasyonlar:Kapitülasyonlar tamamıyla kaldırılmıştı. Ancak adliyeyi düzenlemek amacıyla birkaç yabancı uzman 5 yıl süreyle Türkiye'de görev yapacak; ancak Türkiye bu uzmanların görüşlerini kabul etmek mecburiyetinde değildi.
Azınlıklar: Türkiye'deki azınlıklara da bazı haklar verildi. Fener Rum Patrikhanesinin azınlık sayılan Rumların temsilcisi ya da koruyucusu olduğuna ilişkin bir hükme yer verilmedi. Barış görüşmelerinde Türk tarafı, patrikhanenin ülkeden çıkarılmasını istiyordu; fakat patrikhanenin ekümenik olmaktan çıkması, herhangi bir siyasal görev veya rol üstlenmeden Türkiye'nin dini kurumları arasında yer alması görüşünde bileşildi.
Mübadele: İmroz, Bozcaada ve İstanbul'da bulunan Rumlar ve Batı Trakya'daki Türkler istisna edilmek suretiyle Yunanistan'da bulunan Türkler ile Anadolu'daki Rumlar mübadele edilecekti.(4)
TBMM 2 Ağustos 1923'te 14'e karşı 213 oyla Lozan Anlaşmasını kabul etti. Bu anlaşma bazı kişiler tarafından hezimet olarak değerlendirilse de önümüze sürülen Sevr dayatması karşısında yapabildiğimiz en başarılı anlaşmadır. Türkiye ilerleyen dönemlerde Montrö Anlaşmasıyla Boğazlardaki hâkimiyetini kendi kontrolüne geçirmiştir. Hatay ve İskenderun da önüne gelen herkes tarafından eleştirilen Atatürk'ün özel çaba ve gayretlerle Türkiye'ye 1939 yılında ilhak edilmiştir. Musul hariç, Misak-ı Milli hedeflerine büyük ölçüde ulaşılmıştır.
Bu anlaşmayla bağımsız Türk devleti Batılı devletle tarafından tasdik edilmiş oldu. ABD bu anlaşmayı imzalamadı. Halen de imzalamış değil. Lozan'la engellediğimiz Yunanistan'ın adalardaki silahsızlanma ve üs edinme hevesleri, bu gün bu anlaşmayı başarısız ad edenler tarafından başarıya ulaşmıştır.
Türk milletine ve Türk siyasetçilerine onun için o günün şartlarında neler başarılmış olduğunu görmeleri için Lozan'ın gerçekçi bir özle çok iyi okunmalarını tavsiye ediyorum.
Dipnot:
1)Akbıyık, Yaşar Prof. Dr., Zaferin Tescili: Lozan Anlaşması, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, C:1, s.371 v.d, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 2012/ANKARA
2)Turan, Şerafettin, Lozan Anlaşması, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C:27, s.215 v.d, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2003/ANKARA
3)Mustafa Kemal, Nutuk, s.466 v.d., Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 1997/ANKARA
4)Turan, a.g.m.,s.216