İnsan Kalmak Hâlâ Mümkün mü?
Bir süredir insanları izliyorum…
Ellerindeki telefonlar hiç düşmüyor, yüzlerinde ciddi bir ifade, dillerinde güçlü sözcükler dolaşıyor. Ama kalplerine gelince… Orası sanki bazı odalar gibi: Uzun zamandır girilmeyen, havalandırılmayan, tozu alınmamış, kapısında “insanlık” yazan ama içi boşalmış bir alan.
Empati artık pahalı bir lüks gibi. Kimse kimsenin yerine kendini koymak istemiyor. Çünkü yorucu. Çünkü zahmetli. Çünkü egolarımız, küçük bir anlayış kırıntısına bile tahammül edemeyecek kadar büyüdü.
Birine bakarken onu gerçekten tanımak yerine, cebimizde hazır taşıdığımız kalıpları çıkarıp hızlıca yapıştırıyoruz yüzlerine:
“Kesin böyledir.”
“Zaten şöyledir.”
Tanımadan hüküm vermek modern dünyanın en hızlı –ve en tehlikeli– refleksi haline geldi. Ve bu hızlı hükümler arasında en temel insani duygularımız yavaş yavaş kayboluyor. Şefkatin yerini sabırsızlık, anlayışın yerini yargı, nezaketin yerini kibir alıyor. Çünkü karşımızdakini insan olarak görmek yaklaşmayı mecbur kılıyor; egomuz ise buna pek razı değil.
Ve özellikle kadınlar…
Hayatın her alanında görünmez ama ağır yükler taşıyorlar. Bazen “nezaket” adı altında susturuluyor, bazen “abartıyorsun”, “yanlış anlıyorsun” denilerek duyguları geçersiz kılınıyor. Başarıları küçümseniyor, kararları sorgulanıyor, duruşları “fazla” bulunuyor. Üstelik çoğu zaman, gülümseyerek sunulan bu baskılar, normalmiş gibi kabul edilen bir manipülasyon biçimine dönüşmüş durumda.
Ama artık birilerinin bunu fark etmesi gerekiyor.
Özellikle de erkeklerin…
Bir kadının omzuna yüklenen görünmez baskıyı, bitmeyen savunma halini, “kendini ispatlama” zorunluluğunu gerçekten görmeleri gerekiyor. Kendi sözlerine, tavırlarına dönüp şu soruyu sormaları gerekiyor:
“Bu dünyayı gerçekten daha adil hale mi getiriyorum, yoksa zorlaştıranlardan biri miyim?”
Çünkü bu bir “kadın meselesi” değil, bir insanlık meselesi.
Saygının, empatinin ve eşitliğin olduğu bir dünya kimsenin gücünü azaltmaz; aksine hepimizi büyütür. Kadınların güçlenmesini tehdit gören hiçbir toplum ileri gidemez. Ama birlikte yükselmeyi seçen bir toplumun önünde hiçbir güç duramaz.
Belki de bugün yapılması gereken şey basit ama zor olan şu:
Egomuzu biraz geri çekip insanı öne almak…
Yargıyı bırakıp anlamayı denemek…
Ve özellikle erkeklerin; kadınların yaşadıklarını yalnızca “dinlemekle” kalmayıp gerçekten hissetmeye çalışması…
Çünkü insan kalmak hâlâ mümkün.
Ve artık zamanı geldi; insan kalmanın bedelini hafifleten değil, değerini yükselten bir dünya kurmaya. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…