Hayatımızdaki Ekonomik ve Sosyal Bazı Dengesizlikler
Denge, değişmeyen bir durumu anlatmak için kullanılırken, dengesizlik; mevcut, olması gereken durumlardan sapmalar olarak karşımıza çıkmaktadır. İktisat bilimi için örnek vermek gerekirse, arz ve talep dengesi (piyasada oluşan denge fiyatı ile denge miktarını göstermek üzere) kararlı bir denge durumu olarak kabul edilirken, arz fazlası veya talep fazlası durumlar ise, dengesizlik hallerini anlatmak için kullanılır.
Buradan yola çıkarak insanların, yaşamı içerisinde karşılaştıkları, mevcut durumların dışında oluşan bir takım dengesizlikler de bulunmaktadır. Örnek olarak; bölgesel anlamda yaşanan dengesizlikler, eğitim alanında yaşanan dengesizlikler, toplumun genelini ilgilendiren gelir dağılımı dengesizliği, zengin-yoksul dengesizliği, hatta makro bakış açısıyla düşünürsek, ülkelerin gelişmiş-az gelişmişlik dengesizliği verilebilir.
Bu dengesizlik ayrımları, elbette bazı ölçütler dahilinde belirlenmektedir. Ya da öyle olması beklenir!
Dilerseniz bu dengesizliğin bir tanesi üzerinde yoğunlaşıp, nasıl oluştuğuna ilişkin daha detaylı bilgi vermeye çalışalım. Ele alacağımız örnek, gelir dağılımı dengesizliği olsun. Neden gelir dağılımı dengesizliğini ele aldığımı merak ediyorsanız hemen söyleyeyim. Genelde insanlar kazanç ve gelir elde etmeye yöneldiği ve bu uğurda çaba sarf ettiği için, bölüşüm sorunsalı bazen akıldan çıkabiliyor. Bu sebepten dolayı, gelir dağılımı, dikkatlerin biraz daha yoğunlaşması gereken bir konu.
Gelir dağılımı iktisatta, üretim faktörlerinin (emek, sermaye, doğal kaynaklar, girişimci vb) üretime katılmaları neticesinde, aldıkları payların eşit şekilde dağılıp dağılmadığına ilişkin bilgi veren bir kavramdır. Bu genel anlamda ve biraz teknik bir tanımlamadır. Daha dar ve bizim daha çok ilgilendiğimiz tanım ise, özelde işgücün emeğinin karşılığında alması gereken ancak diğer üretim faktörlerinin veya bazı işgücünün (sözüm ona nitelikli işgücünün) daha yüksek düzeylerde toplam gelirden pay almaları durumunu ifade etmektedir. Ya da diğer üretim faktörleri gelirlerinin emek faktörünün aleyhine yüksek gelir almalarını da içermektedir.
Kişi başına düşen GSYİH (gayri safi yurt içi hasıla), tam bir ölçüt olmadığı kabul edilirse, dağılımın adaletli yapılması nasıl gerçekleşir? Bu anlamda devlet müdahalesi ve vergilendirme de akıldan çıkarılmaması gerekir.
Ya da biraz daha kafa karışıklığına neden olarak; acaba, gelir dağılımı tepeden tabana mı yoksa tabandan tepeye mi daha dengesizlik ifade etmektedir? İsterseniz şu şekilde biraz daha açık olarak ifade etmeye çalışayım, aile içinde başlayan bir gelir dağılımı dengesizliği, komşuda, sokakta, mahallede, ilçede, ilde, bölgede ve ülke genelinde şeklinde bir sıra mı takip etmektedir?
Bana kalırsa gelir dağılımı dengesizliğini tümdengelim metoduyla değil tümevarım metoduyla da değerlendirme içerisine alıp, eşitsizliğin boyutlarını bir kez daha incelememiz soruna farklı bir bakış açısı kazandırabilecektir.
Mikro damlayla, makro denizde boğulma yerine makro denizin mikro damlalardan oluştuğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.
İyi haftalar.
Y. Doç. Dr. Bülent Darıcı