Yaşam, art arda gelen mevsimlerden oluşur. Herkes mükemmel yazların ihtişamına ulaşmak için birkaç şiddetli kışa katlanmak zorundadır. Ama unutmamak gerekir ki, kışlar kalıcı değildir. Ve bıraktıkları hasar ilkbaharda filizlenen tohumlar gibi yeni umutlara dönüşecektir.
Dalga denizde olur derler. Ama hayatta neyin, kimin, ne zaman bizi bunaltacağı belli olmaz. Bu duruma katlanmak yerine, bundan eğlence çıkarmak gerekir. En başta hayata karşı bakış açımızı değiştirmekle başlamalıyız. Karamsarlık ve melankoliden kurtulup, olumlu düşüncelerimizi hapsettiğimiz mahpushanemizden af çıkarıp, hayatımıza yeniden kazandırmalıyız.
Hayat her zaman mükemmel olmayabilir çünkü... Bu problem ise hayatın sonu değildir. Yeni ve farklı bir hayatın başlangıcıdır. Hayat karşımıza engellerden duvarlar örse de, kader o duvarları kırıp kendine yeni kurtuluş pencereleri açar. Bunlar da kaderin önümüze çıkardığı uygulamaya koymamız gereken güzel fırsatlardır.
Biz kendimiz olarak değil de, hayatın kaosunu ayak uydurmaya çalışarak yaşamaya alıştırıldık. Yıllardır kendimize dönüp de nasılsın? diye sormadık. Bir hayat gailesi, bir koşuşturma, bir şeylere yetişme kaygısı! Devamlı çabalıyoruz ve yoruluyoruz. Dönüp de bir gün kendimize bu soruyu yönelttiğimiz zaman ise; kalbimizin üzgün, gözlerimizin yaşlı, ayaklarımızın yorgun olduğunu fark ederiz. Kendi benliğimizin farkına varmadan akıp gitmiştir hayat!
İnsanın çoğu zaman kendine seni seviyorum demesi gerekiyor. Herkesten önce kendimize ihtiyacımız var çünkü! Plan, program yapıp hep daha ilerisini düşünerek, kendimizi harap ediyoruz. Hayatı doğaçlama yaşamak gerek aslında! Planlar asla düşündüğümüz gibi ilerlemiyor çünkü. Hep bir engelin acizliğine uğruyoruz.
İnsanın ruh zenginliği gibisi yok. Mutluluk, tebessüm, sevgi olmazsa olmazımızdır. Üstelik sen izin verdikçe bu zenginlikler sürer. Hiçbir doğal afete de yenik düşmez. Bundan dolayı derin bir nefes alıp kendi içimizdeki harikuladeliği keşfe çıkmalıyız. Hayatta çoğu zaman saçmalamak ve mutlu olmak gerek, kimseye aldırış etmeden keyiflice! Çünkü hayat biraz dalga istiyor.
Stres, sıkıntı, kasvet, üzüntü! Bizim ruh sağlığımızla beraber bedenimizi de etkileyen kötü huylu hastalıklardır. İnsanların kendine bir 'dur' demesi lâzım. İçimizde her zaman bulunan ama onu korkutup gönül heybemize saklanmasını sağladığımız küçük çocuğun, yeniden gönlünü yaparak hayatımıza buyur etmeliyiz.
İnsanın çocuksu tarafı en masum kişiliğidir. İçinde hiçbir kötülük ve ard niyet barındırmaz. Salıverin içinizdeki çocuğu gönül bahçenize! Koruyucu bir ebeveyn olmaktan vazgeçin. Onun en güvenilir yeri sizin saklı olan güzelliklerle bezenmiş bahçeleriniz. Bırakın ona söz geçirmek için çabalamayı! Yarım bırakılan hayallerinizin zillerine basıp basıp kaçsın. Hayatı farkına vararak yaşayın. Gülmekten, sevmekten ve mutlu olmaktan asla vazgeçmeyin.
Başkalarına kendimizi anlatarak boşa vakit kaybediyoruz. Çünkü bizi gördükleri veya duydukları kadar tanıyacaklar. Kimse bir sen veya ben gibi olmayacak bu dünyada. Gücün yetmez kendini herhangi bir dilde anlatmana, gördükleri ancak kendi anladıkları olacak.
Yazının sözü:
İnsan, hatalarını kabul edebildiği ölçüde büyük,
Hatalarından ders çıkarabildiği kadar akıllı
Ve bu hataları düzeltebildiği ölçüde güçlüdür. (John C. Maxwell)