Son 15 yıldan itibaren geçmiş tarihlerde değişik gazetelerde yazdığım yazıları yayınlamaya ve FETÖ’nün içyüzünü açıklamaya devam ediyorum.

Putunuz bu mu?

Yıllardır bu milletin en ulvi değerlerini istismar eden insan bozuntuları size soruyorum; Putunuz bu mu?

Yıllardır Allah’ı, Peygamberi, İslâm’ı kullanarak maddi menfaat temin eden aşağılıklar size soruyorum; Putunuz bu mu?

Yıllardır milyonların haklarını gasp ederek, hileyle, sahtekârlıkla, kopyayla devletin en önemli yerlerine sızan ve 40 yıl boyunca ihanetin hazırlığını yapan vatan ve din hainleri size soruyorum; Putunuz bu mu?

Ve 15 Temmuz’da Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiç görmediği bir saldırıya, bir ihanete, kanlı bir girişime kalkışan caniler size soruyorum; Putunuz bu mu?

O gece çocuk, kadın, yaşlı demeden devletin silahını millete doğrultan ve fütursuzca ateş ederek silahsız sivil vatandaşlara kan kusturan alçaklar size soruyorum; Putunuz bu mu?

O karanlık gecede uçaklarla gökten, tanklarla yerden devletin ve milletin kalbine ateşler salan katiller size soruyorum; Putunuz bu mu?

Ey akıllarını kiraya verenler, vicdanlarını satanlar size soruyorum; Yıllardır kölesi olup ayaklarına kapandığınız ve hiç sorgulamadan her emrine amade olduğunuz ilahınız bu mu? 

Ey ahmaklar, ey insan müsveddeleri, masum bebeklerin bile korkup kaçacakları bu suratı mı put edindiniz kendinize?

Yüzüne bakınca normal bir insanın nefret edeceği, tiksineceği ve hemen kaçacağı bu yüz mü kendisiyle birlikte sizi de esfeli safiline yuvarlayan? İman ettiğiniz yüz bu yüz mü? Tapındığınız surat bu surat mı?  Bu tip mi arkasından gözü kapalı ihanete gittiğiniz? Sizin âşık olduğunuz çehre bu mu?

Bizim inancımıza göre, kâmil bir mü’min; yüzüne bakınca Allah’ı hatırlatan ve nuruyla gönüllerimizi ferahlatan kimsedir. Mü’minler, samimi insanı nurani yüzünden ve sevimli simasından hemen tanırlar. Allah, samimi mü’minlerin yüzüne bir çekicilik, bir güzellik verir. 

Bu yüzün, bu suratın ve Allah’ı değil ancak şeytanı hatırlatan bu çirkin itici simanın nesine hayran oldunuz da, onun uğruna vatana ve en mukaddes mefhumlara ihanet ettiniz behey gafiller?

Bu tiksindirici suratın ağzından çıkan, “biz kutsal papalık misyonunun bir parçasıyız. Hayatın her alanını kuşatan İslâm’ı tehlikeli buluyorum. Biz ılımlı İslâm’ı hâkim kılmak istiyoruz. Hristiyanlık, Yahudilik ve İslâm arasında fark yoktur, bu üç din de Allah katından gelmiştir. Biz hep batıya hizmet ettik” gibi İslâm’a aykırı sözlerini hiç ölçüp tartmadan, hiç sorgulamadan bu psikopat adamı nasıl ilah edindiniz?

Sizin hem dininizin, hem paranızın hırsızı olan bu sahte mehdinin şu tiksindirici yüzüne nasıl aldandınız, bu şeytani görünüm size nasıl göründü de arkasından cehenneme doğru koşarak gittiniz?

Bu itici surata hâlâ sevgi duymanıza rağmen, birazcık vicdan kırıntılarınız kalmış ise; Allah aşkına şu yüze, şu simaya tekrar bakınız, kendisine bağlanılacak değil korkup kaçılacak bu adama bugüne kadar nasıl hizmet ettiğinizi önünde nasıl secdelere kapandığınızı bir kere daha düşününüz de, yaptığınız ihanetin farkına varınız.

İslâm dininde, Allah ve Rasûlünden başka hiç kimseye ama hiç kimseye sonsuz itaat etme ve mutlak bağlanma inancı olmadığı, sorgulamadan şeksiz şüphesiz itaat etmenin onları ilah edinmek anlamına geldiği şuuruna varmamız dileğiyle….

Rabbimiz kim?

“(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.” (Tevbe 31)

Efendimiz, yukarıdaki ayeti okuyunca, ashaptan bir zat şöyle der: “Ya Rasululllah, biz Hristiyan iken rahiplerimizi rab edinmiyorduk ki…”

Bunun üzerine Efendimiz o sahabeye şu soruyu sorar: “Rahipleriniz, Allah’ın haram kıldığına helal derler, siz de helal kabul etmez miydiniz, onlar Allah’ın helal kıldığına haram derler, siz de haram saymaz mıydınız?”

Sahabe bu soruya evet cevabı verince de Efendimiz, “işte böyle yapmakla onları rab edinmiş oluyordunuz” buyurdular.

Buradan anlamamız gereken şudur:

Birisini rab edinmek için, illaki ona tapınmak, ona ibadet etmek gerekmez. Allah’ın koyduğu ölçüye göre değil de, birilerinin koyduğu ölçüye uymak da onları rab edinmek demektir.

Allah'ın emrine, O’nun hükmüne değil, başka birilerinin hükümlerine, onların iradelerine tabi olurlar. Allah'ın emirlerini bırakıp, Allah'ın emirlerine ters düşen hükümlere itaat ederler. Allah'ın emir ve yasaklarını değil de, onların emir ve yasaklarını dinlerler, onların iradelerine, heva ve heveslerine uyarlar. Böylece, Allah’tan başkasını rab edinmiş olurlar.

Bu ince çizgiyi çok iyi kavramamız ve yaşantımıza buna göre ince ayar yapmamız gerekir.

Hoca efendileri, şeyh efendileri, liderleri, önderleri, her kim olursa birilerini, Allah’ın koyduğu hükümlerin üzerine çıkarırsak, yaşantımızı Allah’ın koyduğu ölçülere göre değil de, bunların koyduğu ölçülere göre bina edersek, Allah korusun bu Ayet’in kapsamı içine giriveririz.  

Hoca efendi, şeyh efendi veya lider olarak gördüğümüz birilerini o yanılmaz, o hata yapmaz olarak kabul edersek veya onların masum olduğuna inanır, onlara mutlak itaat edilmesi gereken kişiler olarak bakarsak, Allah korusun kendimizi bu Ayet’in kapsamı içinde buluveririz.

Hoca efendi, şeyh efendi veya önder kabul ettiğimiz kişilerin bazı sözleri veya davranışları, Allah ve Rasulünün  ölçülerine uymadığı halde, bunda bir hikmet vardır anlayışı ile hareket ederek onlara itaat etmeye devam edersek, Allah korusun bu ayetin kapsamı içinde yer alıveririz.

Ülkemizde yaşanan 15 Temmuz kalkışmasının temelinde bu anlayış vardır.

Ülkemize bu akıl almaz sıkıntıyı yaşatanlar; akıllarına, beyinlerine, kalplerine Allah ve Rasulünün koyduğu hükümlere göre değil de, başka birisinin koyduğu hükümlere göre ayar verenler ve o şahsın her dediğini doğru kabul ederek emirlerini farz olarak benimseyenlerdir.

Ülkemize ve milletimize bu ihaneti yaşatanlar, Allah’ın verdiği iradeyi başkasına kiraya verenler, hatta onlara akıllarını ücretli veya ücretsiz olarak satanlardır.

Bu anlayış değişmediği sürece, har an yeni sıkıntıların olması mukadderdir. Rab kabul edilenler bugün Fetullah ise, yarın başka bir adla karşımıza çıkabilirler.

Şu soruyu kendimize soralım: Rabbimiz kim?

ÖNEMLİ NOT: Şu hususu belirtmeliyim ki; insanları kendilerine değil de, Allah’a ve Rasulüne çağıran, itaat edilmesi gereken adres olarak kendilerini değil, Allah ve Rasulünü gösteren ve sadece İslâm’ı tebliğ eden gerçek hoca efendileri, gerçek şeyh efendileri, gerçek lider ve önderleri bu yazdıklarımdan ayrı tutuyor, o muhterem zevatı tenzih ediyorum.  

Kendilerini ilahlaştıranlar

RABBİMİZ KİM?  Başlıklı yazımda, hoca efendi veya şeyh efendi geçinen birilerinin nasıl RAB kabul edildiğini okudunuz.

Bu yazıda da, hoca efendi veya şeyh efendi kimliği ile birilerinin kendilerini ilahlaştırırken hangi yolları, hangi metotları kullandıklarını okuyacaksınız.

* Kendini sorgulatmayan ve kendine mutlak itaati emreden kişi, kim olursa olsun, kendisini ilahlaştırıyor ve kendini Rab ilan ediyor demektir. Taraftarlarını “ölünün yıkayıcısına teslim olması” gibi kendine teslim olmasını isteyenler bu gruba girerler.

Allah ve Rasûlünden başka hiç kimseye mutlak itaat yoktur.

* Kendine kutsallık atfeden, kendisini mehdi, kurtarıcı vb. olarak gören kişi kim olursa olsun, kendisinin ilah edinme yolunu açıyor demektir.

* Sohbetlerde Kur’an ve Hadis yerine sadece kendi kitaplarının okunmasını isteyen kişi, kendisini Kur’an ve Sünnetin üzerinde görüyor demektir ki, bu da bir tür Rab edinme metodudur.

* İnsanları Allah’a ve Rasûlünün yoluna değil de, kendi yoluna çağırıyorsa, sadece kendisine itaat edilmesini istiyorsa bu kimsede de ilahlaşma var demektir.   

* Kur’an’a ve Sünnete aykırı işlerinde, kendisine uyanlardan bunda bir hikmet aramalarını ve itaate devam etmelerini isteyenler de, ilahlaşma yolunda yürüyenlerdir.  

* Kendisini olduğundan farklı gösterenler, her iş ve her davranışında sürekli takiyye yapanlardan da hayır gelmez. Böyleleri nifakını, bozgunculuğunu ve İslâm düşmanlığını takiyye yaparak gizleyenlerdir.

* Kendisinin hata yapmaz, yanılmaz olarak görülmesini ve bu şekilde lanse edilmesini isteyenler, ilahlaşmanın en tipik örneğini ortaya koyanlardır.

* Her yerde, her ortamda, her sözde kerametlerinin anlatılmasını ve “şeyh uçmaz mürit uçurur” misali halkın gözünde uçan kaçan biri olarak görülmesini isteyenlerde de ilahlaşma hastalığı başlamış demektir.

* Her sözünün Ayet gibi algılanmasını ve haramı helal, helali haram olarak değiştirse bile bunun doğru olarak kabul edilmesini isteyenler de, kendilerinin Rab edinilmesini isteyenlerdir.

* Aklını kullanma, ben ne diyorsam onu yap diyenler de, ilahlaşma yolunda olanlardır. Bu kişiler, insanları sürü haline getirmek için akıllarını kullanmalarını istemezler. Hâlbuki İslâm, akla ve akıllılara hitap eder, aklınızı kullanmıyor musunuz? Diye sorar.

Ülkemizde yaşanan 15 Temmuz ihanet kalkışmasının temelinde bu anlayış vardır.

Yukarıda sıraladığım maddelerin kapsamı içine giren bir psikopatın arkasından gidenler, ülkemize en büyük ihaneti yapmışlardır. Bu maddelerin kapsamı içinde hareket edenlerin tamamı psikopat ruhludur. Aman dikkat, aman dikkat…

Benim tanıdığım mürşidi azam Mehmet Zahid Kotku hoca efendinin şu müthiş iki sözünü, şeyh geçinerek kendilerini kutsayan, saf Müslümanların inancını istismar eden ve himmet, hizmet, hikmet gibi söylemlerle insanları kendine esir edenlerin suratlarına çarpmak lâzım:

“Şeyhlik boş, müritlik de boş, âlimlik de boş. Bütün mesele Allah’ın sevdiği ve razı olduğu bir kul olabilmekte. Bunun yolu da haramlardan, günahlardan kaçmaktan geçer.”

“Sadece farzlarda değil, sünnetlerde bile kıl kadar ayrıcalık gösteren bir kimseyi havada uçar görseniz itibar etmeyiniz, uçarmış sinek de uçar.” (Devam edecek)