İstemediğinle yaşarsan ihaneti öğütler,

Kötü günün ilacı der, şişelerdeki zehirler.

Yuvalar bozulmalı, aşk başkasına kaymalı,

Dizilerde öğretilen: ihanet sevilmeli.

Cami görünmesin hiç, ezan sesi duyulmasın,

Tesettürden söz edilmesin, hakikat konuşulmasın.

Lüks içinde hayat sür, elbisen değişmeli,

Maddiyatla kandırılan kalpler boş gezmeli.

Erkek aldatır dışarıda, suçu hep kadına yükler,

Gençler sevgisiz olamaz, çocuk bile eş seçer.

Kavga eden başroldeyse yakışıklı olmalı,

Şiddet bile bir bahane, masumiyet satmalı.

Anne hep despot, baba taş gibi sert olmalı,

Kaynanalar hain çıkar, gelin yıkılmalı.

Paranın kaynağı yok, ama harcama bol,

Kapitalizm kutsal gibi, maneviyat hep yoksul.

İşçiler yok, esnaf yok, rezidans tek mekân,

Din konuşulmaz asla, deizm tek liman.

İkram hep içki olur, eğlence tek tatil,

Cezalar silahtandır, ölüm çare misal.

Cenaze bile oyun sahnesi, dedikodu baş rolde,

Siyah gözlük, siyah elbiseyle acı bile törende.

İşte dizilerin dersi:

Yalnız yaşa, güvenme,

Aileyi sıkıntı belle, bireyselliğe yönelme.

Oysa ki Kur’an der ki:

“Müminlerin arasında büyük ahlaksızlıkların yayılmasından hoşlananlar için dünya ve ahirette elem verici bir azap vardır. Allah bilir ama siz bilmezsiniz.”

(Nur Sûresi, 19)