Ekmeleddin İhsanoğlu'nun adı çatı aday olarak açıklanıncaya kadar Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı'na kesin gözüyle bakılıyordu. 

Hesap ortadaydı: Sayın Erdoğan ilk turda seçilemese bile ikinci turda BDP'den gelecek oylarla seçilmesi garantiydi.

BDP'li oyları tehlikeye atmamak için PKK'nın son zamanlardaki tüm taşkınlıklarına göz yumuluyor, adeta görmezden geliniyordu.

Anayasa Mahkemesi başkanına kızan, Boralar Birliği Başkanı'na kükreyen, İsrail Başbakanına, Avrupa Birliğine, hatta Birleşmiş Milletlere bile kafa tutan Sayın Başbakan, Türk Bayrağının indirilmesi hadisesinde PKK'ya sesini yükseltemiyor, Lice'de ayaklanan ve günlerce yol kesen PKK'nın kılına dokunamıyor, Öcalan'ı kızdırmamak için azami bir gayret sarf ediyordu.

PKK da bu hassas durumdan istifade ediyor, şımardıkça şımarıyor, isteklerini bir bir sıralıyor ve önümüzdeki seçimlere önderleri APO ile girmenin hesaplarını yapıyordu.

Süreç böyle devam ederken, CHP en olmadık işi yaptı ve Ekmeleddin İhsanoğlu gibi bir ismi aday gösterdi.

Sayın İhsanoğlu, AKP'nin bir zamanlar öve öve bitiremediği bir isimdi. İslâm Konferansı Örgütü Genel Sekreterliğine aday gösterilmiş ve seçilmişti. AKP bunu kendi başarısı olarak kamuoyuna takdim etmiş, İhsanoğlu'na övgüler yağdırmıştı.

Şimdi ne diyecekti?

Gerçi son zamanlarında Mısırdaki darbeye karşı çıkmadı diye tavır almışlardı Sayın İhsanoğlu'na.

Ama Darbeci Sisi göstermelik bir seçimden sonra Mısır Cumhurbaşkanı olunca ilk tebrik edenlerden biri Sayın Abdullah Gül olmuştu. 

Bunu nasıl izah edeceklerdi?

Sayın İhsanoğlu milliyetçi – muhafazakâr kimliği olan bir isimdi. Üstelik babası, rahmetli Mehmet Akif Ersoy'un yakın dostu ve hatta kader arkadaşıydı.

AKP bu sefer kime karşı istiklâl mücadelesi verecekti? İstiklâl Marşı'nın yazarı, İstiklâl Mücadelesi'nin sembol ismi Mehmet Akif'in kader arkadaşının oğluna karşı mı?

Bu isim, AKP tabanına rahatlıkla “düşman” olarak takdim edilebilecek bir isim değildi. Bu isim, AKP tabanını Sayın Erdoğan'ın etrafında kenetleyebilecek bir isim hiç değildi. Tam tersine AKP tabanından bile oy alabilecek bir isimdi.

Kısaca ifade etmek gerekirse Ekmeleddin İhsanoğlu ismi, AKP + BDP = % 50 + 1 formülü bozabilecek bir isimdi 

AKP böyle bir hamleyi özelikle CHP'den beklemiyordu. 

CHP'nin bu hamlesi AKP'nin hesaplarını karıştırdı.

Bir şeyler yapmak lâzımdı:

Çatı adayı yıpratmak ve çatıyı muhalefetin başına yıkmak gerekiyordu.

Peki nasıl yıpratılabilirdi?

“Bu adam din düşmanı, bize dindar cumhurbaşkanı lâzım” diyemezlerdi.

“Bu adam Cumhurbaşkanı olursa benim başörtülü bacım üniversiteye giremeyecek” diyemezlerdi.

Belli ki “hırsız, namussuz, ahlâksız” falan demeleri de mümkün değil.

O halde ne demeli?

Öyle şeyler söylenmeliydi ki kafa karıştırsın. Öyle şeyler söylemeliydi ki kimse aksini ispat edemesin.

O halde, her şeye rağmen olayı küresel güçlere havale etmek en doğrusuydu. 

Arkasında dış güçler var demek! Paralel yapı destekliyor demek! 17 Aralık operasyonunun devamı demek! 

Dindar bir kesime yani cemaate karşı bu söylemler başarılı olmuştu. 

İsim açıklanır açıklanmaz hükümet yanlısı yazarçizer takımı bu söylemlerle çıktı toplumun karşısına.

Hem de iftiranın büyük günahlardan olduğunu unutuvererek.

Hızlarını alamadılar, Sayın İhsanoğlu'nun Türk olmadığına kadar vardırdılar işi. Sanki kendileri için Türklük çok önemliymiş gibi! Ya da kendi adayları bir defa olsun Türk olduğunu söylemiş gibi! Ama tutmadı. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun öz be öz Türk olduğu, babasının da kendisinin de Mısır vatandaşlığına geçmediği çıktı ortaya.

Sonuç ne olur şimdiden bilinmez. Ama görünen o ki bu isim AKP'yi çok rahatsız etmiş. Ve bu yüzden saldırılar, iftiralar, çamur atmalar devam edeceğe benziyor. 

17 Aralık operasyonundan sonra siyasi literatürümüze “paralelci”, “darbeci” “istiklal mücadelesi veriyoruz” gibi kavramlar girmişti. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi hangi yeni kavramlarla tanışacağımızı merakla bekliyoruz.