Konya'nın kalbinden yükselen, asırlardır tüm dünyayı kucaklayan bir ses, bir vuslat yankısıdır Şeb-i Arus. Her yıl aralık ayında, Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin Hakk'a yürüdüğü o mukaddes gece, bir ölüm yıl dönümü mateminden öte; "Düğün Gecesi" coşkusuyla idrak edilir. Şeb-i Arus, sadece Konya'nın değil, tüm insanlığın ortak manevi mirasıdır.

MATEM DEĞİL, VUSLAT!

Mevlana Hazretleri, bu dünyadan ayrılışı bir yok oluş olarak değil, sevgiliye, mutlak güzelliğe kavuşma anı olarak görmüştür. Bu nedenle o gece, Şeb-i Arus, yani Farsça'da "Düğün Gecesi" adını almıştır. Törenlerdeki o derin sessizlik, huşu ve hemen ardından semazenlerin aşk ile dönmeye başlaması, bu felsefenin en canlı göstergesidir.

Ne Olursa Olsun Gel: "Gel, gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel."

Bu sözler, Şeb-i Arus ruhunun özünü oluşturur: Koşulsuz sevgi, hoşgörü ve evrensel bir davet.

SEMÂ: İNSAN-I KÂMİL'E GİDEN YOL

Şeb-i Arus törenlerinin en can alıcı kısmı hiç şüphesiz Semâ'dır. Semazenin ellerini açarak sağ eli göğe, sol eli yere dönük vaziyette dönmesi, sembolik bir anlam taşır: "Haktan alır, halka veririz. Arada bir köprüyüz." Bu dönüş, kainatın kendi ekseninde dönüşünü taklit ederken, nefsini terbiye eden ve olgunlaşan (İnsan-ı Kâmil) insanın manevi yolculuğunu temsil eder.

Bu dönüşe eşlik eden ney sesi; insanın "nef"'ten (nefes) çıkan ve ilahi aşkı fısıldayan sesidir. Her bir ritim, her bir dönüş, izleyicinin ruhunda bir titreşim, bir arayış uyandırır.

ŞEB-İ ARUS'UN BİZE ÖĞRETTİKLERİ

Bugünün dünyasında, kutuplaşmanın ve ayrışmanın arttığı bir dönemde, Şeb-i Arus'un sunduğu dersler her zamankinden daha kıymetlidir: Hoşgörü ve kucaklama: Mevlana'nın felsefesi, tüm inanç, dil ve ırktan insanları aynı çatı altında, sevgiyle birleştirir. İç huzur: Törenlerin sunduğu atmosfer, insanı koşuşturmadan uzaklaştırıp, kendi içine dönmeye, özünü dinlemeye davet eder. Aşkın gücü: Dünyevi kaygıların ötesinde, ilahi aşka ve insanın varoluş amacına odaklanmayı hatırlatır.

Konya'ya her Aralık ayında sadece bir töreni izlemek için değil, kendi içimizde yitirdiğimiz o büyük sevgiyi yeniden bulmak için geliyoruz. Şeb-i Arus, bir zamanlar Selçuklu'nun başkenti olan bu kadim şehrin, ruhlarımıza açtığı bir penceredir. O pencereden giren ışık, yüzyıllardır gönlümüzü aydınlatmaktadır.

Tüm kalbimizle dileriz ki, bu "Düğün Gecesi" coşkusu ve hoşgörü felsefesi, sadece bir haftalık bir törenin ötesine geçerek tüm yıla, tüm hayatımıza yayılsın.

Konya'nın kalbinden yükselen, asırlardır tüm dünyayı kucaklayan bir ses, bir vuslat yankısıdır Şeb-i Arus. Her yıl aralık ayında, Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin Hakk'a yürüdüğü o mukaddes gece, bir ölüm yıl dönümü mateminden öte; "Düğün Gecesi" coşkusuyla idrak edilir. Şeb-i Arus, sadece Konya'nın değil, tüm insanlığın ortak manevi mirasıdır.

MATEM DEĞİL, VUSLAT!

Mevlana Hazretleri, bu dünyadan ayrılışı bir yok oluş olarak değil, sevgiliye, mutlak güzelliğe kavuşma anı olarak görmüştür. Bu nedenle o gece, Şeb-i Arus, yani Farsça'da "Düğün Gecesi" adını almıştır. Törenlerdeki o derin sessizlik, huşu ve hemen ardından semazenlerin aşk ile dönmeye başlaması, bu felsefenin en canlı göstergesidir.

Ne Olursa Olsun Gel: "Gel, gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel."

Bu sözler, Şeb-i Arus ruhunun özünü oluşturur: Koşulsuz sevgi, hoşgörü ve evrensel bir davet.

SEMÂ: İNSAN-I KÂMİL'E GİDEN YOL

Şeb-i Arus törenlerinin en can alıcı kısmı hiç şüphesiz Semâ'dır. Semazenin ellerini açarak sağ eli göğe, sol eli yere dönük vaziyette dönmesi, sembolik bir anlam taşır: "Haktan alır, halka veririz. Arada bir köprüyüz." Bu dönüş, kainatın kendi ekseninde dönüşünü taklit ederken, nefsini terbiye eden ve olgunlaşan (İnsan-ı Kâmil) insanın manevi yolculuğunu temsil eder.

Bu dönüşe eşlik eden ney sesi; insanın "nef"'ten (nefes) çıkan ve ilahi aşkı fısıldayan sesidir. Her bir ritim, her bir dönüş, izleyicinin ruhunda bir titreşim, bir arayış uyandırır.

ŞEB-İ ARUS'UN BİZE ÖĞRETTİKLERİ

Bugünün dünyasında, kutuplaşmanın ve ayrışmanın arttığı bir dönemde, Şeb-i Arus'un sunduğu dersler her zamankinden daha kıymetlidir: Hoşgörü ve kucaklama: Mevlana'nın felsefesi, tüm inanç, dil ve ırktan insanları aynı çatı altında, sevgiyle birleştirir. İç huzur: Törenlerin sunduğu atmosfer, insanı koşuşturmadan uzaklaştırıp, kendi içine dönmeye, özünü dinlemeye davet eder. Aşkın gücü: Dünyevi kaygıların ötesinde, ilahi aşka ve insanın varoluş amacına odaklanmayı hatırlatır.

Konya'ya her Aralık ayında sadece bir töreni izlemek için değil, kendi içimizde yitirdiğimiz o büyük sevgiyi yeniden bulmak için geliyoruz. Şeb-i Arus, bir zamanlar Selçuklu'nun başkenti olan bu kadim şehrin, ruhlarımıza açtığı bir penceredir. O pencereden giren ışık, yüzyıllardır gönlümüzü aydınlatmaktadır.

Tüm kalbimizle dileriz ki, bu "Düğün Gecesi" coşkusu ve hoşgörü felsefesi, sadece bir haftalık bir törenin ötesine geçerek tüm yıla, tüm hayatımıza yayılsın.