Kulluk kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de, Fâtır Sûresi 29. âyet-i kerîmede “Ticâreten len tebur” buyrulmaktadır. Anlamı; “asla tükenmeyecek bir ticaret” olarak verilmektedir.

Dünyada yaşayan hangi Müslüman, tükenmeyecek bir kazanç veya ticaret kapısı istemez ki? Böylesine zararsız ve sürekli kâr getiren bir ticareti herkes yapmak ister. Dinimiz de bu kapıları açacak anahtarları bizlere sunmuştur.

Bunlardan biri de, bir insanın hidayetine vesile olmak, onun şehadetine şahitlik etmektir.

Bilindiği gibi insan sadece fânî âlem için yaratılmamıştır. Bedeni topraktan var edilmiş, sonunda yine toprağa dönecektir. Ama ruhu, nurdan yaratılmıştır. Eğer biz bu ruhun penceresindeki kiri pası siler, onu tertemiz yaparsak; sonsuzluğu yakalayacak ve hasretini çektiği cennete kavuşacaktır.

Bugün yeryüzünde milyonlarca insan, ruh penceresindeki kirlerden arınıp hakikatin ve hak dinin çağrısıyla dirilmeyi bekliyor.

Müslümanlar olarak bizler, İslam’ın evrensel mesajını, diriliş muştusunu, küfrün bataklığında boğulmakta olan insanlara tebliğ etmekle yükümlüyüz.

Unutmayalım: Yaratılış itibarıyla merhamet ve rahmetten meydana gelen muhataplarımıza yaklaşımımız, vurarak, kırarak değil; onları içinde debelendikleri çamurdan çıkarmak için merhamet etmek , merhamet ekmek ve şefkatle yaklaşmak şeklinde olmalıdır.

Tebliğ yaparken esas olan: ihlâs, samimiyet ve örnek olmaktır.

“Tebliği sadece din adamları, âlimler, hocalar yapar.” anlayışı eksiktir. Dinini bilen ve yaşayan her Müslüman, davet görevini yapabilir ve yapmalıdır.

Günümüzde, sahabenin yaptığı gibi dünyanın uzak yerlerine hicret etmeden de tebliğ yapma imkânı vardır. Elbette önce “tebliğ” diye bir derdimizin olması gerekir. Dertli olanlar, Allah’ın izniyle tükenmeyen bir ticaretle ödüllendirilirler.

İşte, Kenya’da yaşanmış bir örnek:

Kenyalı bir öğrencim anlatmıştı. Babası sağlam bir Müslüman’dı ve ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Evdeki tedavi sürecini, Hristiyan bir Kenyalı doktor yürütüyordu. Allah’ın izniyle öğrencinin babası iyileşmişti.

Sonra sıra, doktorun dirilmesine; yani ruh penceresinin temizlenmesine gelmişti. Şimdi roller değişmişti. Daha önce hasta olan kişi, bu kez İslam’la henüz tanışmamış, manevî hastalıklarla boğuşan doktorunun kalbindeki pası silmişti. Doktorun kalbi, ayın ondördü gibi aydınlanmış, tertemiz olmuştu.

Hakkı bulmuştu.

Öğrencimin babasının derdi şuydu:
“Allah bana, ‘Niye tebliğ etmedin?’ diye sorarsa, verecek bir cevabım olsun.”

Dostlar! Aslında bugün bu işler biraz daha kolay. Nasıl mı?

Sosyal medya ve yapay zekâ ile…

Hatta yabancı dil bilmenize bile gerek yok. Yeter ki internet, sosyal medya ve yapay zekâdan az da olsa haberiniz olsun.

Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus var: Belki Müslüman olmalarına vesile oldunuz, tükenmeyen bir ticaret elde ettiniz. Ama yeni Müslümanların eğitimi ve takibi, mutlaka uzman bir kurum tarafından yapılmalıdır.

Bu noktada İstanbul merkezli KİM Vakfı ile irtibat önerilmektedir. Söz konusu vakıf, hem takip hem de eğitim hizmetlerinde kendini ispatlamıştır.

Elbette bu işler kolay olmayacaktır. Dikenler batacak, acılar olacak… Ama sonunda göreceğiz ki, mis kokulu güller açacak. Bizde bir gül için bin dikene katlanacağız. Aklımızdan çıkarmayalım, zahmetsiz rahmet olmaz.

Yazımızı bir âyet, bir hadis, bir dörtlük ve bir dua ile bitirelim:

“(İnsanları) Allah’a davet eden, salih ameller işleyen ve ‘Ben Müslümanlardanım.’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?”
(Fussilet, 33)

“Allah’a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk’ın senin vâsıtanla bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, (dünyanın en kıymetli malı sayılan) kızıl develere sahip olmaktan daha hayırlıdır.”
(Buhârî, Ashâbu’n-Nebî 9; Cihâd 143)

Erse hidayet askeri,
Kullar olur gamdan berî,
Eyle inâyet mazharı,
İhsan Sen’in, gufran Sen’in…

(Aziz Mahmud Hüdayi)

Kalpleri vahyin aydınlığıyla buluşturmak ve manevî yangınlardan insanları kurtarmak için; İslam’ı temsil ve tebliğ eden, elinden, dilinden, hâlinden ümmetin fayda gördüğü, Allah’ın rızasına ermiş, bağışlanmış sâlih kullarından olmayı Rabbimiz bizlere nasip etsin.

Âmin.

Selam ve dua ile.