Ramazan ayı bizi takvaya ulaştırmak için gönderilmiş bir ay iken biz Ramazanın içini boşaltıp eğlence ayına dönüştürme gayreti içerisine giriyoruz. Ramazanın ruhunu ihmal edip cesedi ile meşgul oluyoruz.  Ekran hocalarına sorulan şu sorulara bakın: "Sakız orucu bozar mı? İğne oruca zarar verir mi? Midem ağrıyor oruç tutmasam olur mu? Allah aşkına Müslümanlar olarak bin bir türlü derdimiz varken işimiz kalmadı da bunlarla mı oyalanacağız. Geçen sene orucu bozanlar bu sene de orucu bozuyor. Daha esaslı ve derinlikli işler yapıp ruh dünyamızı zenginleştirmemiz gerekirken basit işlerle uğraşıyoruz. Oruç tutarken açlığın ne olduğunu öğrenip, aç ve susuz insanların, yurdundan yuvasından sürülüp bize sığınmış kimsesizlerin halini anlama yerine biraz açlık hissettik mi; oruç bir eziyetmiş gibi "oruç başıma vurdu, kafam yerinde değil" türünden orucun faziletini düşürecek sözler edebiliyoruz.  Oruç bizi eziyet vermek için değil; eğitmek, olgunlaştırmak ve diriltmek için Allah'tan bize gönderilen bir hediyedir.

Oruç bizi alıp bambaşka dünyalara götürmelidir. Yemeden içmeden kesilmiş müminler, meleklerle aynı sofradan yiyerek gününü Allah'a adamış oruçlulardır.  Ramazan ayını cennete giden yolda aksayan tarafları tamir etme, Rablerine verdikleri misakı yerine getirmede eksiklikleri tamamlama, Allah'a yükselme yolunda kendini aşağıya çeken ağırlıkları atma, dağınıklığımızı toparlama dönemi olarak görmeli ve her gününü, hayatından çekilen İslami bir hasleti yeniden hayatına kazandırma günleri olmalıdır. Mümin bu ayı kirlendiği dünya hayatında Ramazan ikliminde yıkanıp yeniden çocukluğundaki safiyetine ve fıtratına dönme mevsimi olarak kabul etmelidir.

Oruç tutmayanlar ya da çok basit nedenlerle oruç tutmak istemeyenler şunu iyi bilmelidir ki; kazanmak üzere gönderildiğimiz dünya hayatımızdaki süremiz hiç durmaksızın ilerliyor. Saatler ve dakikalar geri dönmemek üzere günü zararla kapatıyor.  Ancak oruçlu ağızlar için ömründen süre azalmış olsa da oruçla geçirdiği zamanı Rabbiyle baş başa kaldığı için kazanca dönüştürüyor, oruçla vaktini ebedileştirmiş oluyor. Deseler ki oruç tutan herkese sabah kalktıklarında yastıklarının altına bir bütün altın bırakılacaktır. Ben inanıyorum midesi ağrıyan, böbreği sızlayan, başı dönen herkes, ne olacak ki otuz gün her zorluğa katlanır orucu tutarız diyeceklerdir.  Çünkü işin ucunda otuz tane tüm altın var. Halbuki kıyamet günü dünyanın altınlarından daha değerli mücevherler, elmaslar, zümrütler bizi bekliyor. Altınla satın alamayacağımız Reyyan kapısından çağrılacağımız cennet bizi bekliyor. Acaba Allah'ın orucun karşılığını vereceğine dair inancımız mı yok, aç kaldığımız her dakikanın bedelini mi unutacak Rabbimiz? Yoksa kıyamet gününe mi imanımız kalmadı? Uzun gibi görünse de ahiret hayatı yarın kadar yakındır bize... Rabbimiz:  "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." (Haşr,18) buyurarak kıyametin bize hem yakın olduğunu hem de sürekli hayatımızın muhasebesini yapmamızı hatırlatıyor.

Ramazan ruhu, cennetten çağıldayan ve bize kadar gelen cennet pınarının ruhumuzla birlikte bedenimize hayat vermesidir.  Aynı zamanda bu ruh şehirleri caddeleri ve tüm toplumu, cemiyeti saran cennet rayihasıdır. Bu cennet esintisine karşı kayıtsız kalmak, fani dünyanın aldatıcı tutkularına kanıp ebediliğe uzanan mutluluk diyarını tanıyamamaktır. Kalplere şefkat yüklemesi yapan Ramazan, insanın kalbini orayı ele geçiren ve orada darbe yapan her türlü yabancı unsurdan, zararlı tortulardan temizleyerek kalpler arası sevgi ve merhamet bağları kurar. Ramazan bize ümmet şuuru kazandırmalı; Arakanda Budistlerin elinde kolu, bacağı kesilen mümin kardeşlerimizi hatırlatmalı, Mısır'ın zindanlarında Firavunun adamlarının verdiği idam fermanı ile ölümü bekleyen Allah dostlarını gözünün önüne getirmeli,  Halep'te Akşam vaktinde camide bombalanıp iftar etmeden ölümü tadan savunmasız insanların acılarını hissettirmelidir.  Yüreğinin derinliklerinden kopup gelen feryatlar kişinin yalnızca nefsiyle mücadelede olmadığını, orucun aynı zamanda bir Bedir muharebesine, Tebuk seferine giden yolda, fitne fesadın biteceği Müslümanların yüzlerinin güleceği bir dünya için yeri geldiği zaman candan ve maldan vazgeçilebileceği cihad ruhu kazandırmalıdır.

Oruç bize ruh kazandıramıyorsa, Ramazan ayı diyet ve kilo verme muhabbeti ile ya da meddah, ortaoyunu kabilinden yeni yetmelerin hazırladığı ruhsuz ayaküstü oyunların seyriyle geçiyorsa bizlerde fazla bir kimlik inşa edememiştir.  Ramazanı itibarsızlaştıracak ve festivale dönüştürecek her çalışma, Ramazanın doğasında bulunan yapıcı, inşa edici, onarıcı, toparlayıcı, olgunlaştırıcı, yüceltici ve hayat veren diriltici gücü görememektir.  Rabbim bizleri Orucun tuttuğu, Ramazanın yoğurduğu kullarından eylesin.