Koca bir yaz tatilinin ardından ilk zilin çalmasıyla dersler başlayacak! Herkesi şimdiden tatlı bir okul hazırlığı telaşı sardı. Mini mini birlerden sekizinci sınıflara, ortaöğretim öğrencilerinden üniversite öğrencisine, öğrenci velisinden öğretmenine kadar herkesi saran bir telaş ve heyecan bu...

Tüm bu tatlı telaş ve heyecanlar bir yana bir de ülkemizin eğitim açmazları var. Bunlardan bir tanesi de öğrenilen, ezberlenilen bilgilerin hayata aktarılamaması, uygulamaya konulamamasıdır.

Eğitim süreci boyunca edinilmesi beklenen beceriler arasında bir bölümü bilgilerin bellekte tutulması, bir diğer bölümü ise bellekte tutulanlar yardımıyla yeni bilgilere erişip, her ikisinden de farklı daha yeni bilgilerin oluşturulmasıdır.

Eğitim şu 3 amaca sahip bir süreç olarak anlaşılmalıdır.

1-Öğrencinin, mevcut ve gelecekteki eğitsel ihtiyaçlarının farkına varmasına yardımcı olmak,

2-Kendi fiziksel ve zihinsel yeteneklerini ve sınırlamalarını, yani “öğrenme profilini” keşfetme sine yardımcı olmak,

3-Belirleyeceği eğitsel ihtiyaçlarının gerektireceği bilgi-beceri-tutum ve davranışların öğrenme profiline uygun yollarla ve bizzat kendisince kazanılmasına yardımcı olmak.

Bu 3 amacında “Bilgi bellemeye değil” değil “öğrenmeyi öğrenme”ye dayalı olduğuna dikkat edilmelidir.

Türk Milli Eğitim sisteminin temeldeki sorunu, az bilgili insan yetiştirmesi değildir. Koşullara göre çözümler üretmek üzere fikir geliştirmeye değil, her şeyin cevabının okulda öğretilmesine dayalı anlayış en temel sorunu oluşturmaktadır.

Son yıllarda ise Milli Eğitim Bakanlığımız müfredatta bu ezberci eğitim anlayışından “Yapılandırmacı Eğitim” anlayışına geçmiştir. Yapılandırmacılık Piaget'nin bilişsel gelişim ve bilginin oluşumu ile ilgili çalışmalarına dayalı olarak geliştirilmiş bir öğrenme yaklaşımı olup, kesinlikle bir öğretim yöntemi ya da öğretim stratejisi değildir. Bu da yapılandırmacılığın öğretimden daha çok öğrenme üzerine odaklandığı anlamına gelmektedir. Yapılandırmacı öğrenme yaklaşımının temelinde bilginin ya da anlamın dış dünyada bireyden bağımsız olarak var olmadığı ve dışarıdan bireyin zihnine aktarılmadığı, tam tersine birey tarafından zihinde yapılandırıldığı görüşü yatmaktadır. Bu anlayış yapılandırmacılığın öğretme değil öğrenme odaklı bir yaklaşım olduğunu savunmaktadır.

Yapılandırmacı yaklaşımda öğrenme, bilginin öğretmenden öğrenciye aktarıldığı basit bir süreç değil, öğrencinin öğretmeni, arkadaşları ve bilgiyle etkileşerek kendi bireysel anlamını oluşturma sürecidir. Bu yaklaşıma göre insan zihni tüm bilgilerin depolandığı boş bir depo değildir. Bu nedenle bilgiler insan zihnine olduğu gibi taşınarak depolanmaz.

Diğer eğitsel reformlarda olduğu gibi yapılandırmacı bakış açısı ABD ve diğer bazı gelişmiş Batı ülkelerinde yazılan ders kitabı ve makaleler esas alınarak Türkiye'ye uyarlanmaktadır.

Türkiye'de son yıllarda iyi dil bilen müfredatçıların artması sonucu konu ile ilgili çeviri, uyarlama ve transferler yapılmaktadır. Yenilenen müfredattan öğretmen ve yönetici yeterliliklerine, ilköğretim standartlarından toplam kalite ve okul temelli yönetime kadar bütün yaklaşımlar ve eğitim reformları ABD referanslıdır. Başka toplumda geliştirilen bu teoriler, temel varsayımlarını teorinin içinde geliştirildiği kültürel, ekonomik ve politik bağlamdan almaktadır. Sonuçta her teori ve bundan beslenen eğitim reformları, teorinin geliştirildiği toplumda egemen olan söylem ve politikalara hizmet eder.

Türkiye'de yenilenen müfredat ve öğretmen yeterlilikleri incelendiğinde, tercüme edildiği ve uyarlandığı toplumun ve medeniyetin temel varsayımları olan bireyselcilik, tüketim, kendi kendine yeterlilik, rekabet, rasyonellik gibi değer ve anlayışlara vurgu yaptığı görülmektedir.

Batı kökenli eğitim politikaları çelişkileri artırmakta, düşünceleri bulundurmaktadır. Kimlik ve kişilik aşındırmaktadır.
Eğitimde reform çalışmaları bireyin zihinsel ve gönülsel imkânlar alanını genişleterek, yeni bir uygarlık tasarımına katkıda bulunmalıdır. Kendi toplum ve değerlerinin bilincinde bir gençlik bilincini merkeze almalıdır.

Buradan yola çıkarak; zaten son yüzyılda nasıl bir eğitim ve öğretim anlayışını benimseyeceğini bilmeyen, dünyanın neresinde herhangi bir reform çalışması görürse alıntılayan, ama kendi insanını tanıyıp ona göre sadra şifa olacak bir eğitim felsefesi geliştiremeyen bir toplumuz! 

Sürekli değişikliklerin bir olumsuz sonucu ise eğitim sürecinin yazboz tahtasına dönmesi, değişimi gerçekleştirecek eğitimci ve yöneticilerin dönüşüme inanmamalarına sebebiyet vermektedir.

İnsanın zihni, aklı, gönlü ve nefsine bir bütün olarak hitap eden ve bu bağlamda toplumsal barış, güven ve ekonomik yaşamı ahenkleştiren yeni bir eğitim anlayış ve okulunu kurmak gerekmektedir.

Eğitimin ana görevi yine öğrendikleri pratiğe döken, ülkesini ve milletini kurtaracak anlayış sahibi insanlar yetiştirmektir.

Yeni eğitim öğretim yılımız hayırlı olsun!

Muhammed [email protected]

Kültür dünyamızdan